Yalancıları Dinleyen Üniversiteli Gençlik mi Lazım? Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı
Türkiye’nin dört bir yanına mantıksızca açılan üniversiteler, ülkeyi bir eğitim çıkmazına sürüklüyor. 15 saniye içinde kendini ifade edemeyen herkesin “üniversiteli” yapıldığı bir sistemde, işsizlik rakamları kağıt üzerinde düşse de, nitelikli iş gücü açığı giderek büyüyor. Tarih, fizik, biyoloji, iktisat, işletme mezunu işsizler ordusu, el gücü ve zanaat gerektiren işleri “aşağılık” görerek reddediyor. Çıraklık müessesesi can çekişirken, Afganistan ve Suriye’den gelen göçmenler bu boşluğu dolduruyor.
Kurumsal Hayal ve Gerçeklerin Acı Yüzü
Bir öğrencinin anlattığı hikaye, bu çarpık düzenin acı bir özeti: Evden eve nakliyat sektöründe çalışan Türk neredeyse kalmamış, yerlerini Afganlar almış. 50 yıllık aile şirketleri, eleman bulamadıkları için kapanma noktasına gelmiş. Haftada 8 bin lira kazanan bir nakliyat işçisi yerine, “kurumsal” olduğu için 4 bin 500 liraya kargo şirketinde çalışmayı tercih eden bir gençlik var karşımızda. Logolu mont giyip “filan şirketteyim” demenin cazibesi, gerçek kazancın önüne geçmiş durumda. Bu durum, üniversite mezuniyetinin getirdiği “kurumsal hayal” ile gerçeklerin acı yüzünü ortaya koyuyor.
Üniversite Sayısı mı, Kalitesi mi?
Herkesin üniversite mezunu olması gerektiği yanılgısı, Türkiye’nin eğitim sistemini felç etmiş durumda. Ülkeye sadece 35 devlet üniversitesi yeterliyken, uluslararası havalimanı olmayan şehirlere dahi üniversite açılması, kaynak israfından başka bir şey değil. Üniversite, “evrensel” donanımlı şehirlerde olmalı, dünya ile entegre olmalı. Taşra üniversitelerinde açılan uluslararası ilişkiler veya siyasal bilimler bölümleri, işsiz yetiştirmekten öteye geçmiyor. Ankara veya Boğaziçi gibi köklü üniversitelerden mezun olanlar elçiliklerde kadro bulurken, diğerleri için bu sadece bir hayalden ibaret kalıyor. Oysa bu gençler, üniversite hayali yerine motor rektifiye ustası olsalar, belki de haftada 20 bin lira kazanacaklardı.
Diplomat Hayali ve Dil Bilmezlik
Uluslararası havalimanı olan şehirlerde üniversite olmalı, diğerleri ise meslek yüksekokulu ve teknoloji merkezlerine dönüştürülmeli. Çin ve Japonya’da sanayileşme öncesinde uygulanan şehir atölyeleri modeli, halkın zanaatkarlık ve teknik bilgi edinmesini sağlamıştı. Önceliklerimizi belirlemeli, “yalancıları dinleyen” değil, sorgulayan, araştırmacı bir gençlik yetiştirmeliyiz.
Taşrada uluslararası ilişkiler hocalığı yapan bir akademisyenin öğrencilerine Latince öğrenmelerini tavsiye etmesi üzerine aldığı “Latince ne ki hocam… Dünyaya diplomasiyi biz öğrettik. Dil bilmek şart mı? O zaman İngilizce öğretmenleri diplomat olurdu…” cevabı, eğitimin kalitesinin ne denli düştüğünü ve gençliğin gerçeklerden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Hatta bu durumun CİMER’e şikayet edilmesi, trajikomik bir hal alıyor.
Sorgulayan ve İtiraz Eden Bir Gençlik
Her yere üniversite açmak, eğitimin kalitesini yükseltmiyor; sadece avamın hayallerini yükseltiyor ve kendi doldurması gereken sektörleri aşağılık görmesine neden oluyor. Bize Mustafa Yarmağan, Ebubekir Tofuoğlu gibilerini dinleyen bir gençlik değil, onları da sorgulayan, araştıran, eleştiren ve itiraz eden bir gençlik lazım. Çünkü Allah, yarattığı her insana merak etme, sorma, sorgulama ve itiraz etme özelliğini doğuştan vermiştir. Bu özelliklerini kullanan bir gençlik, ülkenin geleceğini inşa edecektir.
DR. YÜKSEL HOŞ

