İsrail Suriye Türkiye Hattında Kirli Senaryolar Ve Gerçekler

İsrail Tehdidi, Küresel Siyasetin Kirli Oyunları ve Türkiye

ABD merkezli yayıncılar tarafından ortaya atılan iddialar bölgede büyük fırtınalar koparılması hedeflendiğini işaret ediyor. İsrail ordusunun İran sonrasında Türkiye topraklarına göz diktiği yönündeki dedikodular sokaktaki insanı tedirgin etmesi hedefleniyor. Oysa İran-İsrail 12 gün savaşında iyice hırpalanan Tel Aviv yönetimi için sadece boş hayaldir.

Yayıncıların asıl niyeti ise iç siyasette sıkışan Erdoğan hükümetine can suyu vermektir. Seçmen tabanındaki gevşemeyi önlemek, kararsız seçmenleri ikna etmek ve ittifakı diri tutmak adına yapılan hamleler siyasal dış yardımdır. Suni korku iklimiyle kitleleri tekrar iktidar etrafında toplamak, dezenformasyonun en büyük ve gizli amacıdır.

Trump Ve Erdoğan Arasındaki Suriye Bilmecesinin Kodları

Donald Trump tarafından Erdoğan için sarf edilen sözlerle 2 bin yıldır yapılamayanı yaparak Suriye’yi ele geçirdiğini söylerken aslında neyi kastetti? Bazı çevreler ifadelerin İsrail çıkarlarına hizmet eden taşeronluk olduğunu iddia ederek sert eleştiriler yöneltirken söylemlerin arkasında yatan asıl gerçeklik ise oldukça farklıdır.

Trump’ın övgü dolu ifadeleri, aslında iç politikada zemin kaybeden iktidar bloğunu konsolide etmeye yönelik küresel manevradır. Milliyetçi duyguları okşayarak kararsızları ve dağınık seçmen kitlesini yeniden bir araya getirme çabası, dışarıdan gelen örtülü destektir.

Madalyonun diğer yüzünde ise kazanımların Türkiye için stratejik zafer olduğu iddiası yatıyor. Kuzey Suriye hattındaki fiili kontrol alanları, terör koridoruna karşı örülen en büyük direnç duvarı olarak görülüyor olsa da İsrail güvenliğine dolaylı katkı sağlayıp sağlamadığı sorusu, zihinlerde derin şüpheler uyandırmaya devam ederken milli güvenlik açısından büyük risk barındırıyor.

Nükleer Caydırıcılık Ve Pakistan İle Gizli Ortaklık

Savunma sanayi projeleri olan Altay tankı ve KAAN uçağı vb. üzerinden toplumda keskin kutuplaşmalar yaşanıyor. Bir kesim projeleri balon olarak görürken, diğerleri askeri gücümüzün İsrail’i durduracağını savunuyor. Nükleer silah edinme fikri ise artık kapalı kapılar ardında değil, sokakta yüksek sesle tartışılan konudur.

Pakistan üzerinden Türkiye’ye teknoloji transferi yapılması veya gizli operasyonlarla füze edinilmesi radikal çözüm gibi duruyor. Nükleer güç sahibi olmayan Türkiye’nin, bölgedeki devasa tehditlere karşı savunmasız kalacağı gerçeği herkesi korkutuyor. NATO üyeliği ve ekonomik yaptırım riskleri, beka meselesinin yanında artık çok daha ikincil detay kalıyor.

Demografik Tehdit Ve Tarihsel Mirasın Ağır Yükü

İran’ı ayakta tutan ideolojik kemik yapının Türkiye’de bulunmaması, olası kışkırtmada parçalanma riskini doğuruyor. Doğu ve güneydoğu ekseninde yaşanabilecek kırılmalar, milli güvenlik için en büyük tehdit olarak pusuda bekliyor.

Kontrolsüz mülteci akını ise 15 yıl sonra demografik bombaya dönüşerek içten çöküşü tetikleyebilir. Suriyeli ve Afgan nüfusun artışı, dış düşmanlardan daha tehlikeli sosyal erozyon yaratarak toplumsal yapıyı bozuyor. Gelecekte kendi yurdumuzda azınlık kalma korkusu, vatansever yüreklerde derin ve onarılmaz yaralar açmaya devam ediyor.

Siyasi Partilere Güvensizlik Ve Toplumsal Reaksiyonun Gücü

Vatan savunması söz konusu olduğunda partiler üstü duruş sergilenmesi istense de mevcut siyasete güven duyulmuyor. AKP hükümetinin İsrail politikaları söylemde sert ama eylemde yetersiz kalmakla suçlanarak halk nezdinde ciddi eleştiriliyor. CHP’nin milli meselelerdeki keskin olmayan tavrı ve DEM hattının da İsrail desteğiyle beslenmesi, büyük öfke doğuruyor.

Siyaset kurumunun dağınık görüntüsü, dış tehditlere karşı en zayıf halkamız olarak karşımıza çıkıyor. Halk artık sadece kendi cebini düşünenleri değil, gerçekten vatanını seven cesur devlet adamlarını sahada görmek istiyor. Toplumsal reaksiyonun sandığa nasıl yansıyacağı ve siyasi körlüğün nasıl aşılacağı ise tam muammadır.

Jeopolitik Kırılmalar Ve Türkiye İçin Gelecek Projeksiyonu

İsrail ile doğrudan savaş ihtimali çok düşük görünse de bölgesel yangın bizi içine çekiyor. ABD yığınağı ve İran’ın belirsiz durumu, Ankara’yı çok daha dikkatli ve proaktif adımlar atmaya zorluyor. Savunma projelerinin hızla tamamlanamaması ve nükleer caydırıcılığın tesisinin gecikmesi, gelecekteki konumumuzu belirleyecek olan en temel unsurlardır.

Tarihsel bilincimizdeki savaş tutkusu ile modern teknolojinin soğuk gerçekleri arasında hassas denge kurmalıyız. Demografik yapımızı korumadan ve iç cepheyi birleştirmeden yapılacak her hamle, bizi felakete bir adım daha yaklaştıracaktır. Türkiye ya cendereden güçlenerek çıkacak ya da coğrafyanın acımasız dişlileri arasında maalesef yok olup gidecektir.

SADİ ÖZGÜL