Çocuklarımız Devletin Mülkü Ve Laboratuvar Deneği Değildir!

Çocuklarımızın Bedenine El Koyan Yasa Teklifine Karşı Durmak

Çocuklar devletin mülkü veya laboratuvar deneği olmadığı gibi anayasal bedensel dokunulmazlık hakkı her türlü idari kararın ve yasa tekliflerinin üzerindedir. Ebeveynlerin evlatları üzerindeki doğal karar yetkisi asla devredilemez. Tüm bunlar ortada iken, aile kurumunu ağır ekonomik cezalarla tehdit etmek toplumsal sözleşmeyi kökten sarsar. Ayrıca eğitim hakkını tıbbi şarta bağlama ilkelliği hukuk devletini bitirir.

Vücut bütünlüğü kutsaldır ve hiçbir siyasi otoriteye kurban edilemez. Zorunlu dayatmalar bireysel özgürlüklerin kesişim noktasında büyük sınavdır. Devletin görevi aileleri korkutmak değil, onların doğal haklarını korumaktır. DEVA Partililerin ve YENİ YOL grubunun da desteklediği yasa teklifi demokratik değerlerden teknokratik gözetim toplumuna geçiştir. Geçiş DEVA’ya değil teknokratik VEBA’dır. Çünkü mülkiyet çocuk değil, özgürlüktür.

Bilimsel Otorite Krizi Ve Sarsılan Güven

Tıbbi dayatmalara karşı oluşan direnç sadece bilgi eksikliği değildir. Pandemi sürecinde verilen mutlak koruma vaatleri büyük fiyaskoyla sonuçlandı. Kalp sorunları ve ani ölümler bilimsel tarafsızlığı ciddi biçimde sorgulattı. Almanya mağdurlara tazminat öderken Türkiye’de sorumluluktan kaçılması rasyonel politika değildir.

Şeffaflık içermeyen her uygulama halkın haklı savunma refleksini tetikler. Bilim şüpheyle beslenir ancak bugün koşulsuz itaat edilmesi beklenen inanç sistemi gibi dayatılıyor. Muhalif görüşlerin susturulması otoritenin meşruiyet krizini daha derin noktaya taşır. Gerçek bilimsel yaklaşım laf kalabalığıyla ve dayatmayla değil, somut kanıt ve dürüstlükle halka ulaşmalıdır.

Genetik Müdahale Riski Ve İnanç Krizi

Güncel takvimler geleneksel yöntemlerin ötesinde karmaşık biyoteknolojik içerikler barındırıyor. Alüminyum ve civa gibi ağır metallerin nörolojik hasar riski büyüktür. mRNA teknolojilerinin insan genomu üzerindeki uzun vadeli etkileri belirsizliğini koruyor. Elli doza ulaşan yoğun programlar doğal bağışıklığı tamamen yok edebilir.

Aşı bileşenlerinin inanç değerleriyle çelişmesi din ve vicdan hürriyetinin ihlalidir. Müslüman topluma içeriği şaibeli domuz kanından elde edilen sıvılarında zorla enjekte etmek hükümete ve  devlete olan güven ile toplumsal barışı zedeler. Devlet inanç hassasiyetlerini gözetmeyen hiçbir müdahaleyi zorunlu kılamaz. Gerçek milliyetçilik küresel şebekelerin distribütörlüğünü yapmak değil, fıtratı ve özgürlüğü savunmaktır.

Küresel Ajandalar Ve Denetimsizliğin Hizmeti

Dünya Sağlık Örgütü gibi yapıların finansman kaynakları oldukça şüphelidir. Nüfus mühendisliği yapan figürlerin projeleri fonlaması niyetleri açıkça ortaya koyuyor. Küresel ilaç kartellerinin kâr hırsı ulus devletlerin sağlık politikalarını esir almıştır. Karanlık ağların çocuk sağlığı üzerinden politika üretmesi vicdanları yaralıyor.

Türkiye kendi yerli çözümlerini üretmek yerine küresel ajandaların sahası olmamalıdır. Yerel denetim zafiyetleri aslında küresel planlara hizmet eden araçtır. Kadim hıfzıssıhha ruhu canlandırılmalı ve milli sağlık politikaları derhal bağımsızlaşmalıdır. Kendi laboratuvarlarımızda (alüminyum, civa gibi ağır metallerle ile domuz kanı vb hiçbir maddenin olmadığı) üretilenler dışında  hiçbir sıvıya güvenmek mümkün ve mantıklı değildir.

Tıbbi Apartheid Ve Sosyal Adalet Sınavı

Yasa teklifinde öngörülen fahiş para cezaları ve eğitim hakkının gaspı DEVA olmayıp, toplumsal kutuplaşmayı körükleyecek VEBA gibidir. Vatandaşlar tarafından devletin samimiyeti SMA hastası bebeklerin çaresizliğinde denetimsiz ünitelerde test edilirken, dadece belirli müdahalelerde gösterilen aşırı hassasiyet halk nezdinde inandırıcılığını yitiriyor. Sosyal adalet sadece zorunlu uygulamalarla değil, genel korumayla sağlanır.

Eğitim hakkının biyometrik kartlara bağlanması özgürlüklerin sonu anlamına gelmektedir. Uygulama hatalarının hesabını kimin vereceği belirsizken tüm risk ailelere yüklenmesi sosyal devlet anlayışına terstir.

Şişirilmiş istatistiksel manipülasyonlarla korku yaymak ve halkı yaftalamak yerine ağımsız analizler ve şeffaf verilerin paylaşılmak ailelerin evlatları üzerindeki titizliğini anlamak gerçek devlet adamlığıdır.

Kusursuz Sorumluluk Ve Şeffaf Gelecek

Zorunlu kılan makamlar oluşabilecek her türlü yan etkide şahsi sorumluluk almalıdır. Felç veya ölüm durumunda tazminat garantisi verilmesi kalıcı bir yaptırım ve çözüm değildir. Her ölüm için tazminat verilsede öleni geri getiremez. Neslimizin geleceği küresel sıvılarla değil, temiz gıda ve özgürlükle teminat altına alınır. Dayatma ve tehdit üzerine inşa edilen hiçbir sağlık politikası başarıya ulaşamaz.

Gerçek koruma yasası dayatma değil, tam şeffaflık üzerine kurulmalıdır. Devlet yetkilileri her tıbbi müdahalenin içeriğini ve riskini açıkça beyan etmelidir. Halkın haklı şüphesi aşı başına 150 bin TL cezayla değil, dürüst veri paylaşımı ile giderilir. Evlatlarımızı korumak için direnç göstermek ve sorgulamak her onurlu vatandaşın en temel görevidir.

OZAN MERT