GDO’nun Temel Sebebi: Borç ve Faiz Baskısı Altında Bir Tarım Sektörü
Genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) üretimine neden ihtiyaç duyulduğu ve bunların insanlığa sağladığı faydaların ne olduğu, sadece maliyet ve fiyat analizleriyle açıklanamayacak kadar derin ve tartışmalı bir konudur. Ekonomik yapının borca dayalı olması, yaratıcının insanlığa sunduğu rızıklar üzerinde de manipülasyon yaratmaktadır.
Kutsal metinlerdeki “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekinleri ve nesli helak etmek” uyarıları, GDO’nun potansiyel zararları konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır. İnsan sağlığı, dini kurallar ve çevre etkileri açısından tıp uzmanları, biyo-mühendisler, ilahiyatçılar ve çevre bilimcilerin görüşleri alınması gereken kritik bir konudur. Ancak mevcut ekonomik sistemde, bu bilimsel ve etik kaygılar genellikle finansal baskılar altında göz ardı edilmektedir.
Ekonomik yapımız sürdürülebilir borçlanmaya dayandığı için üretim sistemimiz de buna uyum sağlamıştır. Özellikle tarımsal ürünler mevsimsel veya periyodik bir döngüde üretildiği için borcun bir sonraki döneme kadar ödenmesi gerekmektedir. Bu durum tarım işletmelerinin finansal olarak zorlanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, yukarıda sözü edilen bilim insanlarının görüşleri pratikte işe yaramamaktadır. Borç sarmalına giren çiftçiler, maliyetleri düşürmek ve hızlı nakit akışı sağlamak adına GDO’lu üretime yönelmek zorunda kalmaktadır.
GDO’nun Savunulan Faydaları ve Göz Ardı Edilen Gerçekler
Uzmanlar, GDO’lu üretimi çeşitli nedenlerle savunmaktadır; ancak bu nedenlerin hepsi, GDO’lu üretimlerin maliyetleri azalttığını göstermektedir. Finansal maliyetler düşük olsa bile, ekine, nesle ve canlı türlerine verdiği zararlar ölçülemez boyuttadır.
1. Hastalık ve Haşere Direnci:
GDO’lu bitkiler, çeşitli ilaç ve haşerelere karşı dayanıklıdır. Mısır ve pamuk zararlı parazitlere, kanola ve soya haşere ilaçlarına, kabak ise çeşitli virüslere karşı direnç gösterir. Bu genetik özellikler, ihtiyaç duyulan ürünlere aktarılır. Bu durum, ilaçlama ve haşereyle mücadele için ek bir maliyete gerek kalmaması açısından faydalı görünse de, farklı genetik özelliklere sahip GDO’lu ürünler, toprağa ve çevreye uyum sağlayabilecek bir ekoloji oluşturmaz. Uzun vadede biyoçeşitliliğe ve ekosisteme verdiği zararlar göz ardı edilmektedir.
2. Susuz Ortamda Yetişme Yeteneği:
GDO’lu bitkiler, susuz ortamda yetiştirilebilme özelliği sayesinde, geleneksel yöntemlerle yetişemedikleri kurak bölgelerde tarım yapılmasına olanak tanır. Bu durum, sulama maliyetini düşürerek borç altındaki çiftçilere finansal bir avantaj sağlar. Ancak, susuz yetişen ürünlerin insan sağlığına faydası olmadığı gibi, genetik yapısına müdahale edilen bu ürünlerin zararlı olabileceği de belirtilmektedir. Bu ürünleri tüketen böcek ve küçük canlılarda olumsuz etkiler görülebilir, bu da besin zincirinde ciddi bozulmalara yol açabilir.
3. Yüksek Verim ve Hızlı Olgunlaşma:
GDO ile elde edilen ürünler, geleneksel yöntemlere kıyasla daha fazla ve büyük tanelidir. Ürünün gelişimi ve olgunlaşması da daha çabuk olur. Ürün miktarı çok olduğu için birim maliyet düşer ve vade avantajı sağlanır. Bu sayede ürünün nakde çevrilmesi daha hızlı maksimize edilir. Bu durum, çiftçilerin borçlarını daha hızlı ödemelerine yardımcı olsa da, ürün kalitesi ve besin değeri üzerindeki etkileri yeterince araştırılmamıştır.
4. Kırsal Nüfusun Azalması ve GDO Zorunluluğu:
Sanayi ve teknolojinin gelişmesi, nüfus dağılımını, yapılaşmayı ve yerleşim planlarını değiştirmiştir. Uzun yıllar boyunca tarımsal ekonomiye değer verilmemiş, sanayi ve teknoloji odaklı ekonomi desteklenmiş ve özendirilmiştir. Genç nesil, tarım alanlarından büyük şehirlere akın etmiştir. TÜİK verilerine göre, kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 1965’te %65 iken, 2015’te %7,9’a düşmüştür.
Ekonomik zorluklar, köylerden kentlere göçü hızlandırarak ekonomik faaliyetlerin dengeli dağılımını bozmuştur. Tarımdan kopan toplum, eksikliğini GDO’lu ürünlerle gidermek zorunda kalmıştır. Bu zorunluluk, devletin tarım politikasının meşrulaştırıcı gerekçesi olmuştur.
5. Uzun Raf Ömrü:
Ürünlerin raf ömrünü uzatan dayanıklı genetik özellikler, bu nedenle tercih edilmektedir. Böylece ekstra katkı ve ambalaj maliyetleri azalan ürünler, pazar ortamında daha uzun süre kalabilmektedir. Bu durum, lojistik ve depolama maliyetlerini düşürse de, ürünlerin tazeliği ve besin değeri üzerindeki etkileri konusunda endişeler bulunmaktadır.
6. Tıbbi Amaçlı GDO Üretimi:
Özellikle 2010 yılı sonrasında, yeni nesil GDO ile bitkiler üzerinden insanlar için tedavi amaçlı proteinler üretmek hız kazanmıştır. Bu yöntemle, ilaç tedavisinin maliyetinin düşürülmesi amaçlanmıştır. Yeni nesil GDO’nun insan sağlığına hastalık öncesinde fayda sağlayacağı düşüncesi oldukça yenidir. Ancak GDO’lu ürünlerin insan sağlığına zararları göz önüne alındığında, bu iddianın şimdilik geçerli olmadığı daha açık görülecektir.
GDO’lu üretimin maliyet endişesiyle yapıldığını doğrulayan ortak bir özellik, şimdiye kadar sıraladığımız maddelerin hepsinde mevcuttur. Tarım sektörü de diğer tüm sektörler gibi, borç ve faiz baskısı altında, aşırı yöntemlere başvurmuştur. Bununla birlikte, küresel bir pazarlık anlaşmasını da önceden kabul etmiştir. Tek kullanımlık üretimi onaylayarak, genetik teknolojiye boyun eğmiştir.
Borç Temelli Para Sistemi ve Tarımın Finansmanı Üzerindeki Etkisi
Üretim sürecinde, ürün elde edilene kadar harcanan değerlerin toplamına “maliyet” denir. Toplam değeri belirleyen tek unsur ise finans biriminin karşılığı olan “para”dır. Üretim faktörleri emek, sermaye, toprak ve girişimci olmak üzere dört ana gruba ayrılır. Girişimci açısından, mevcut Borç Temelli Para Sistemi’nde, en zor ulaşılan ve geri ödenen faktör sermayedir.
Emek, insanın bulunduğu her yerde vardır ve bu konuda bir sorun yoktur. Toprak ise, toplumun demografik dağılımına ve ekonomik faaliyetlerin profiline göre uygun bir değişkenlik gösterir. Bu nedenle toprak, girişimciye uygun bir ergonomi sağlar. Fakat sermayeye erişim, piyasada dolaşan paranın sürekli çekilmesi sebebiyle zorlaştırılmıştır. Çünkü para çekildikçe, piyasadaki miktarı giderek azalır. Azaldıkça da, paraya olan talep yükselir. Talebin yükselmesi, borçlanma oranını ve bankaların birikimli faiz gelirlerini arttırır. Başka bir deyişle işletmelerin finansman masrafları da aynı oranda yükselir.
Paranın vakumlanarak kısıtlı hale gelmesinin başlıca iki nedeni şunlardır:
- Bankaların, sanal bir şekilde para yaratıp borç vermesi ve bunun karşılığında gerçek para olarak taksitlerle geri almasıdır.
- Bankaların, gerçekte var olmayan veya çok az olan parayı faiz geliri sağlamak için defalarca satmasıdır.
Paranın kısıtlı hale gelmesi, tarım dahil tüm sektörleri paraya bağımlı kılmıştır. Ne yazık ki finans sektörü, tüm bilimleri ve inançları da alt kolları haline getirmiştir. Bu durum, farklı görüşleri öne çıkaran ve tartışmaya açan iki tür yaklaşımı ortaya çıkarmıştır. Din adamlarının fetvaları ile bilim adamlarının görüşleri arasında çelişkiler dikkat çekmektedir. Tarımda da GDO’yu destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında bir ayrışma vardır. Bu ayrışma, sadece bilimsel veya dini bir tartışma olmaktan öte, ekonomik sistemin dayattığı bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır.
YORUMCALAR
