Ahlakın Tasfiyesi Ve Din Üretim Merkezleri
Sözde dindar nesil hedefiyle çıkılan yol, ahlakın köküne kibrit suyu döken devasa bir din endüstrisine dönüştü. Maneviyatın üretim merkezleri sessizce mühürlenirken, yerini her köşe başında mantar gibi türeyen mekanik din fabrikaları aldı. Sonuçta ortada ne sarsılmaz bir iman ne de toplumsal bir etik kırıntısı kaldı.
Muhafazakar kitle, hayatındaki ahlak merkezlerini kapatıp yerine sadece şekilden ibaret yapılar inşa etti. Gazeteci kılıklı soytarılar ve maaşlı troller, devletin çağrısına uyarak bu karlı din işine balıklama daldılar. Kurumlardan siyasete kadar her yer, özü boşaltılmış bir dindarlık gösterisiyle tamamen kuşatılmış durumda.
Her Yerde Din Var İman Nerede
Şu an geldiğimiz noktada, her boşluğu dinle doldurduğumuz için gerçek inancı yaşayacak zerre alan bulamıyoruz. Ekranlardan ve kürsülerden adeta din kusuluyor; ancak bu yoğunluk ruhu beslemek yerine boğuyor. İhalelerden bürokrasinin en mahrem kıvrımlarına kadar her yerden sadece sahte bir dindarlık çağlıyor.
Hocalar artık hakikati anlatmak yerine, güç odaklarının çıkarlarına uygun bir anlatıyı topluma boca ediyor. Fabrika bacalarından meclis koridorlarına kadar her yer bu yapay kokuyla sinmiş vaziyette. Kamu malı satışlarından aile şirketlerine kadar her işlem, üzerine din sıvanarak meşrulaştırılmaya çalışılan birer tiyatroya dönüştü.
İktidar Gücüne Tapınan Sahte Dindarlar
Yüksek yerlerde alçak tanıdıkları olanlar, devlete yamanarak iktidarın gölgesinde lüks içinde bir hayat sürüyor. Abartılı makyajları ve devasa cipleriyle arzıendam edenlerin Instagram hesaplarından sahte bir dindarlık fışkırıyor. Sünnete uygun sakal bırakan ağabeylerin ışıltılı hayatları, aslında maneviyatın nasıl pazarlanabilir bir meta olduğunu kanıtlıyor.
Estetik, sanat, emek ve adalet gibi kavramlar, bu gösterişçi dindarlığın altında ezilerek yok edildi. Din, hayatın doğal akışını bloke ederek toplumu bir çıkmaza sürükledi. Kurulan din borsaları; aklı, merhameti ve insanı katlederken, geriye sadece üzerine din sıvanmış koltuklar ve makamlar bıraktı.
Allahın Dini Mi İnsanların Dini Mi
Bahsedilen bu yıkıcı yapı, asla Allah’ın gönderdiği o yüce ve adil din olamaz. Allah’ın diniyle bu kadar tahribat yapmak, zulmetmek ve insanlıktan uzaklaşarak dindarlaşmak mümkün değildir. Ahlakı ve adaleti boğan bu sistem, aslında imanı katlederek kendi saltanatını kurmuştur; bundan zerre şüpheniz olmasın.
Bütün bu yıkımın sorumluluğunu sadece siyasi güce yüklemek, toplumsal sorumluluktan kaçmak anlamına gelir. Bu, imanı katlederek yapılan bir operasyondur ve arkasında derin bir zihniyet bozukluğu yatar. Gerçek inanç merhameti emrederken, bu uydurma din anlayışı sadece güç ve tahakküm peşinde koşarak insanlığı zehirliyor.
Şarklı Genlerin Ve Toplumun İmtihanı
Coğrafi ve kavmi genlerimizde, din ve hayat tasavvurumuzu belirleyen kodlarda maalesef bu zaaf mevcut. Şarklı oluşumuzun getirdiği bu eksiklik, toplum olarak girdiğimiz büyük imtihanı kaybetmemize neden oldu. Bireyler gibi toplumlar da kendi tarihi ve toplumsal eğilimleriyle sınanır ve biz bu sınavda sınıfta kaldık.
Yine de bu karanlık tablodan çıkış için hala bir umut ışığı sönmüş değil. İtiraf etmek gerekir ki, zihinsel kodlarımızdaki bu arıza bizi adaletten kopardı. Ancak hataları kabul etmek, yeniden başlamanın ilk adımıdır. Toplumsal zaaflarımızı fark edip bu çarpık din anlayışından kurtulmak için acilen harekete geçmeliyiz.
Kurtuluş İçin Tövbe Ve Arınma Vakti
İnsanlığımızı ve adalet duygumuzu boğan bu uydurma dinlerden, Allah’ın gerçek dinine sığınarak kurtulabiliriz. Hayatın her alanına boca ettiğimiz bu yapay inanç biçimlerini temizleyip, gerçek kulluk alanları açmalıyız. Günah bizimse, samimi bir tövbe ve istiğfar da bizim için tek çıkış yoludur.
Empati yeteneğimizi ve şefkatimizi yok eden bu sistemden arınmak, toplumsal bir direnç gerektirir. Allah, samimiyetle yeniden başlayanların yardımcısıdır ve biz bu temizliğe kendimizden başlamalıyız. Sahte kutsalları hayatımızdan söküp atarak, ahlakın ve imanın yeniden yeşereceği bir zemin inşa etmek zorundayız.
YORUMCALAR
