Kanlı Hegemonya Ve Küresel Savaş Makinesi
Sürekli savaş halinin arkasında, “Amerikan Pro-Savaş Topluluğu” adında, kandan beslenen devasa bir yapı bulunmaktadır. Pentagon, Kongre ve savunma sanayii devleri, el ele vererek dünyayı bitmek bilmeyen bir şiddet sarmalına mahkum etmektedir. Savaş ekipmanları üreten firmalar, her yeni çatışmada kasalarını milyarlarca dolarla doldururken, masum halkların geleceğini büyük bir iştahla karartmaktadırlar.
Savaş Endüstrisinin Akademik Ve Finansal Ayakları
Savunma şirketleri, yıllık altı yüz milyar dolarlık satış hacmiyle adeta birer ölüm fabrikası gibi çalışmaktadır. En büyük beş şirket, sadece bir yılda yüz seksen milyar dolardan fazla askeri kazanç elde ederek kâr hırsının sınırlarını zorlamaktadır. Bu kirli çarkın dişlileri arasında, Pentagon’dan fonlanan prestijli üniversiteler ve akademik kurumlar da utanç verici bir rol üstlenmektedir.
MIT ve Harvard gibi kurumlar, savaş endüstrisi için kritik insan kaynağı ve teknoloji üreterek bu yıkıma bilimsel kılıf uydurmaktadır. Bilim, insanlığı yüceltmek yerine, daha etkili öldürme yöntemleri geliştirmek için küresel elitlerin hizmetine sunulmuştur. Akademik dünya, aldığı kanlı fonlarla savaş makinesinin entelektüel motoru haline gelerek, işlenen her savaş suçuna dolaylı yoldan ortak olmaktadır.
Arzın Talebi Yarattığı Sahte Düşmanlar Düzeni
Amerikan savaş ekonomisinde, silah üreticileri önce arzı oluşturur, sonra bu silahlara ihtiyaç duyulacak yapay krizler tezgahlar. Pentagon, savaş şirketlerinin sağladığı manipülatif bilgilerle talebi şekillendirirken, halkın vergileri doğrudan bu ölüm tacirlerinin cebine aktarılmaktadır. Bu sistemde barış, kâr marjlarını düşüren tehlikeli bir düşman olarak görülmekte ve kasten engellenmektedir.
Savaşların sürmesi için gereken “değerli düşmanlar”, şirketlerin finanse ettiği düşünce kuruluşları tarafından laboratuvar ortamında üretilmektedir. Yazılan raporlar, hayali tehditleri devasa krizler gibi göstererek askeri bütçelerin artırılmasını ve yeni işgallerin meşrulaştırılmasını sağlamaktadır. Medya ve bu kiralık kalemler, halkı korkuyla sindirerek, Amerika’nın saldırgan politikalarını savunma gibi pazarlayan devasa bir dezenformasyon ağı kurmuşlardır.
Saldırgan Hegemonya Ve Rejim Değiştirme Operasyonları
Amerika’nın yürüttüğü savaşların hiçbirinin gerçek bir savunma amacı taşımadığı, aksine tamamen saldırgan hedefler güttüğü artık bir sır değildir. Yabancı ülkelerin rejimlerini değiştirmek ve doğal kaynaklarına çökmek için demokrasi kılıfı altında yürütülen bu operasyonlar, sadece kaos getirmektedir. Hegemonik üstünlüğü koruma çabası, Amerikan demokrasisini bile çürütürken, küresel düzeyde büyük bir nefret dalgası yaratmaktadır.
İşgal edilen topraklarda ne demokrasi yeşermiş ne de huzur tesis edilmiştir; aksine, bu bölgeler terörün ve istikrarsızlığın merkezi olmuştur. Amerika, kendi çıkarları için ülkeleri parçalarken, aslında kendi küresel hegemonyasının da sonunu hazırlayan bir çöküş sürecine girmiştir. Saldırganlık, bir güvenlik stratejisi değil, sadece çökmekte olan bir imparatorluğun son ve en tehlikeli çırpınışları olarak tarihe geçmektedir.
Yıkılan Ekonomiler Ve Milyonlarca Kayıp Hayat
Amerikan savaşlarının dış etkileri, Irak ve Afganistan gibi coğrafyalarda bir buçuk milyona yakın insanın ölümüyle sonuçlanan bir soykırımdır. Milyonlarca mülteci, yok edilen ulusal ekonomiler ve zayıflatılan geleneksel değerler, bu kanlı politikanın geride bıraktığı enkazın sadece bir kısmıdır. Halkların daha iyi bir yaşam umudu, Amerikan bombaları altında ezilirken, küresel güvenlik her geçen gün daha da kötüleşmektedir.
İçeride ise on binlerce Amerikan askeri ölürken, eğitim ve sağlık yatırımları yerine her yıl bir trilyon dolar savaşa harcanmaktadır. Kendi halkını yoksulluğa terk eden bu sistem, parayı sadece daha fazla savaş çıkarmak ve daha fazla kâr etmek için kullanmaktadır. Bu yıkıcı döngü, hem Amerika’nın iç huzurunu hem de dünya barışını tehdit eden en büyük güvenlik sorunudur.
Kanlı Döngünün Sonu Ve Milli Güvenlik Zorunluluğu
Türkiye ve bölgemiz için bu saldırgan politikalar, doğrudan bir milli güvenlik tehdidi oluşturmakta ve coğrafyamızı ateş çemberine atmaktadır. Küresel elitlerin kâr hırsı uğruna daha kaç ülkenin parçalanmasına ve kaç milyon insanın ölmesine seyirci kalacağız? Bu kanlı tiyatroda figüran olmayı reddetmeli, Amerika’nın savaş makinesine karşı uyanık kalarak kendi geleceğimizi ve bağımsızlığımızı korumak için kararlı bir duruş sergilemeliyiz.
YORUMCALAR
