Suriye Merkezli Karanlık Oyunların Perde Arkası

Suriye Üzerinde Küresel Hesaplar Ve Çöküşün Anatomisi

Suriye bir zamanlar dış borcu olmayan ve halkına ücretsiz hizmet sunan orta gelirli bir ülkeydi. Bugün ise nüfusun büyük bölümü açlık ve derin yoksullukla mücadele ediyor. Bu trajik çöküş sadece iç çatışmaların değil, küresel güçlerin acımasız jeopolitik hesaplarının bir sonucudur. Bölgesel dengeler kasten bozulmuştur.

2007 yılında hazırlanan rejim değişikliği listesinde Suriye, Irak ve İran ile birlikte yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in taleplerine boyun eğmediği için 2011 yılında hedef tahtasına oturtuldu. Milyarlarca dolarlık bütçelerle desteklenen bu savaş; askeri, diplomatik ve medya alanlarında eş zamanlı yürütülen kapsamlı bir saldırıdır.

Hibrit Savaş Maskesi Ve Kimyasal Silah Yalanları

Suriye’ye karşı yürütülen hibrit savaş, yoğun bir medya propagandası ve diplomasi baskısıyla desteklendi. Batı medyasında yayılan kimyasal silah iddiaları, bağımsız araştırmalarla yalanlansa da operasyonlara zemin hazırlandı. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü içindeki siyasi yozlaşma bu süreçte açıkça ortaya çıktı. Gerçekler manipülasyonlarla örtbas edildi.

2018 yılında Suriye ordusu zaferler kazansa da İdlib’de bırakılan güvenli bölge çatışmayı dondurdu. Bu durum terörist grupların yeniden güçlenmesine ve bölgenin istikrarsız kalmasına neden oldu. Küresel güçler, cihatçı grupları kendi çıkarları doğrultusunda birer araç olarak kullandı. Halkın iradesi ve ülkenin laik yapısı bu süreçte ağır darbeler aldı.

Caesar Yaptırımları Ve Ekonomik Felç Süreci

2019 yılında devreye giren Caesar yaptırımları Suriye ekonomisini tamamen felç ederek halkı cezalandırdı. Ülke para birimi değer kaybederken yeniden inşa çabaları imkansız hale getirildi. Buna karşılık İdlib’deki gruplar ekonomik ve askeri olarak ödüllendirildi. Ayrıcalıklı bölgeler yaratılarak ülkenin toprak bütünlüğü ve ekonomik dokusu kasten parçalandı.

Uluslararası hukuk açısından bu yaptırımlar Birleşmiş Milletler Şartı ile açıkça çelişmektedir. Batı destekli gruplar aracılığıyla bir ülkenin yıkımı sağlanırken en ağır bedeli masum siviller ödedi. Komşu ülkeler ve Körfez monarşileri bu rejim değişikliğinden memnuniyet duyarken Suriye halkı acı içinde yaşamaya mahkum edildi. Adalet yerini küresel çıkarlara bıraktı.

Borç Tuzakları Ve Jeopolitik Müzakere Masası

Suriye’nin dış borç yükü, Rusya ve İran ile olan karmaşık ilişkiler nedeniyle gizemli bir hal aldı. Tahminler 80 milyar doları bulan bir borç yüküne işaret ediyor. Kötü borç doktrini tartışılsa da uluslararası hukukta net bir karşılığı bulunmuyor. Borç müzakereleri küresel güçlerin çıkar çatışmalarıyla dolu kaygan bir zeminde ilerlemeye devam ediyor.

Moskova, Tahran ve Washington arasındaki bu pazarlıklar Suriye’nin geleceğini ipotek altına alıyor. Siyasi geçiş süreçlerinde borçların iptali bir silah olarak kullanılarak yeni rejime diz çöktürülüyor. Halkın çıkarına olmayan bu yükümlülükler, ülkenin yeniden ayağa kalkmasını engelleyen prangalar haline getirildi. Ekonomik bağımsızlık tamamen ortadan kaldırılarak kontrol mekanizması kuruldu.

Yeni Rejim Ve İsrail İle Normalleşme Tehlikesi

Aralık 2024’te gerçekleşen rejim değişikliği, bölgede mezhepçi katliamlar ve büyük güvenlik boşlukları yarattı. Yeni kukla yönetimin İsrail ile normalleşme sürecini başlatması bölgesel dengeleri kökten sarstı. İsrail, Golan Tepeleri’nde askeri üsler kurarak fiili işgalini pekiştirdi. Bu durum direniş hattının kırılması ve yeni bir dünya düzeni kurulması anlamına geliyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkeleri bu yeni süreci hararetle teşvik ediyor. İsrail ise yeni rejimi cihatçı olarak tanımlamaya devam ederek güvenlik kaygılarını bir baskı aracı olarak kullanıyor. Bölgedeki sinsi planlar, Kudüs merkezli yeni bir jeopolitik harita çizmeyi hedefliyor. Bu karmaşık oyunlar bölge halklarının geleceğini karanlığa sürükleyen tehlikeli bir kumardır.

Türkiye İçin Milli Güvenlik Ve Stratejik Eylem

Suriye’de yaşananlar Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır ve Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Sınırlarımızdaki bu istikrarsızlık ve yeni kukla rejimler, ülkemizin toplumsal bütünlüğüne yönelik sinsi bir saldırıdır. Sessiz kalmak ve sadece izlemek, Suriye’nin düştüğü duruma düşmemize neden olabilir. Gerçekleri sorgulama ve uyanış zamanı gelmiştir.

Türkiye acilen bölge ülkeleriyle bağımsız bir güvenlik mimarisi inşa etmeli ve dış müdahalelere set çekmelidir. Sınır ötesindeki terör yapılanmalarına ve mezhepçi kışkırtmalara karşı sert ve tavizsiz bir duruş sergilenmelidir. Milli çıkarlarımızı korumak için küresel güçlerin yazdığı senaryoları yırtıp atmalıyız. Kendi kaderimizi tayin etmek için toplumsal bilinçle ve kararlılıkla harekete geçmeliyiz.

SADİ ÖZGÜL