Terörsüz Türkiye Masalı: Perde Arkası ve Milli Güvenlik

Terörsüz Türkiye Masal mı? Perde Arkasındaki Gerçekler ve Milli Güvenliğimize Yönelik Tehditler Neler?

Terörsüz Türkiye masalı, ardında gizlenen acı gerçekler ve milli güvenliğimize yönelik sinsi tehditlerle dolu. TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışmaları, umut vaat ederken, derin çelişkileri ve karanlık senaryoları da beraberinde getirmektedir.

Süreç, sadece terör örgütünün tasfiyesi olarak sunulsa da, bölgemizin ve toplumumuzun geleceğini derinden etkileyecek karmaşık operasyonun parçası olup olmadığı bilinçli bireyin zihnini kurcalamalıdır.

Kimlik Siyaseti ve Anayasal Tuzaklar: Bölünme Tohumları Ekiliyor!

Sürecin en kritik boyutu, anayasal çerçeve ve kimlik tanımlamaları etrafında dönmektedir. Eski Meclis başkanlarının “vatanın sınırları, devletimizin üniter yapısı, cumhuriyetin temel esasları”nın müzakere konusu olmadığını vurgulaması, milli duruş sergilese de, bazı akademisyenlerin ve düşünce kuruluşlarının anadilde eğitim, vatandaşlık tanımının yeniden kaleme alınması ve yerel yönetimlere özerklik gibi önerileri, akıllara bölünme tohumları mı ekiliyor sorusunu getirmektedir.

1924 Anayasası’nın 88. maddesindeki din ve ırk ayrımı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk denir ifadesinin güncellenmesi tartışmaları, milli kimliğimizin temel taşlarını sarsma potansiyeli taşımaktadır. Demokratik hakların etnik gruplara özel verilmesi, toplumsal ayrışmayı körükler.

Teröriste Af, Şehide Hüsran: Adalet Nerede?

Teröre bulaşanların hukuki durumu ve olası af konuları, sürecin en büyük uzlaşmazlık noktasını oluşturmaktadır. Şehit ve gazi derneklerinin, teröre bulaşanlara genel af getirilmemesi, eli silahlı tüm teröristlerin yargılanması ve örgüt liderinin serbest bırakılmaması konusundaki kesin tutumu, milletimizin ortak vicdanının sesidir. Teröristlerin ülkemizde rahatça gezmesi, şehitlerimizi ve gazilerimizi incitir. Bazı eski Meclis başkanlarının eyleme karışmayan teröristlerin affedilmesi yönündeki önerileri, şehitlerimizin kanını yerde bırakmakla eşdeğerdir.

Toplumun büyük kesimi, teröristlere yönelik affın, adalete olan inancı zedeleyeceğini ve yeni mağduriyetlere yol açacağını haykırmaktadır.

Örgüt Liderinin Gölgesi ve Siyasi Pazarlıklarda Kim Kiminle Dans Ediyor?

Örgüt liderinin süreçteki rolü ve siyasi partilerin tutumları, sürecin karmaşık siyasi dinamiklerini gözler önüne sermektedir. Örgüt liderinin “çatışmaların çözümlenmesi” planında “arabulucu” ve “örgüt tarafının karar vericisi” olarak sunulması, akıllara “kim kiminle dans ediyor?” sorusunu getirmektedir.

Bazı eski Meclis başkanlarının örgüt liderinin serbest bırakılması gerektiğini “umut hakkı” kapsamında desteklemesi, milli vicdanı derinden yaralamaktadır. Cumhur İttifakı üyesi MHP’nin, başının çabalarıyla süreci yürütmesi ve MHP’li yetkilinin, İmralı’ya giderek örgüt lideriyle görüşmesinin “zaaf oluşturmayacağını” söylemesi, siyasi pazarlıkların ileri gidebileceğini gösterirken, milli duruşun esnekliği şüphe uyandırmaktadır.

Bölgesel Oyunlar ve Küresel Aktörlerde Türkiye Piyon mu?

“Terörsüz Türkiye” süreci, iç dinamiklerle sınırlı kalmayıp, bölgesel ve uluslararası gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Terörün tasfiyesinde dış desteğin kesilmesi için İran, Irak ve Suriye ile daha etkin iş birliği mekanizması kurulması gerektiği vurgulanırken, örgütün Suriye uzantısının örgüt liderinin çağrısına uymaması, Suriye’yle yaptığı mutabakata uymaması ve ABD-İsrail desteğiyle “özerklik” isteğini sürdürmesi, Türkiye’nin bölgesel oyunlarda piyon olarak kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.

ABD ve uluslararası aktörlerle yürütülecek çok boyutlu diplomasi, Türkiye’nin kendi çıkarlarını korumak adına etkili olacakmı? Bölgedeki terör unsurlarının etkisini azaltmaya yönelik ortak stratejiler geliştirilirken, Türkiye’nin egemenlik hakları ve milli güvenliği güvence altında olacakmı?

Ekonomik Vaatler ve Sosyal Yararlar Kimin Cebine Girecek?

Sürecin başarısı için ekonomik ve sosyal entegrasyonun önemi vurgulanırken, çatışmanın ekonomik maliyeti ve barışın getireceği ekonomik kazanımlar üzerine yapılan tartışmalar, “kimin cebine girecek?” sorusunu akıllara getirmektedir.

Bölgenin ekonomik kalkınmasını destekleyecek kapsamlı yatırım ve istihdam programları, gerçekten bölge halkının refah seviyesini yükseltecek mi, yoksa belirli çıkar gruplarının zenginleşmesine mi hizmet edecektir? Sınır ticaretinin geliştirilmesi, tarım ve hayvancılığın modernizasyonu gibi adımlar, bölgesel yeni eşitsizlikler mi yaratacaktır? Sosyal adalet ilkesi çerçevesinde, tüm vatandaşların eşit fırsatlara erişimden belirli kesimler yine ayrıcalıklı mı olacaktır?

Milli Bekamız Tehdit Altında mı?

“Terörsüz Türkiye” süreci, kamuoyuna sunulan yüzeysel açıklamalarla sınırlı kalmayıp, perde arkasında çok daha karmaşık ve gizli operasyonel planların varlığını düşündürmektedir. Bölgemizin ve insanlığın aleyhine işleyen büyük oyunun parçası olarak, milli güvenliğimize yönelik tehditler, sadece terör örgütünün varlığıyla sınırlı değildir.

Küresel ve bölgesel aktörlerin çıkarları doğrultusunda şekillenen süreç, Türkiye’yi daha büyük tuzağın içine çekme potansiyeli taşımaktadır. Gerçekler her zaman yüzeyde değildir ve bazen en büyük tehlikeler, en masum görünen adımların ardında gizlenir.

ASLIHAN DEMİR