DEM Raporu’ndan Yeni Sevr Senaryolarına Türkiye

Türkiye, karanlık dehlizlerden geçerken, “DEM Raporu” diye bilinen belge, büyük oyunun sadece başlangıcı. Ülkenin geleceğine dair derin endişeleri ve potansiyel tehditleri gün yüzüne çıkaran, felaketin habercisi.

Küresel aktörlerin, özellikle ABD, İsrail ve İngiltere’nin, büyükelçileri aracılığıyla aylardır dillendirdiği hedefler, yerel taşeronlar eliyle doğrudan TBMM’ye tebliğ ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine yönelik aleni meydan okumaya siyaset kurumunun ve devletin yeni Sevr dayatmasına vereceği yanıt, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin kaderini belirleyecek.

Jeopolitik Satrançta Türkiye’nin Konumu

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında yürütülen jeopolitik oyunlar, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve bölgesel istikrarını doğrudan hedef alıyor. Projenin ardındaki karanlık niyetleri ve Türkiye’nin nasıl piyon olarak kullanılmaya çalışıldığını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

Sosyal medyada dolaşan bölücü haritalar, niyetin somut göstergeleri olarak karşımıza çıkarken, ülkenin etrafının adeta silah deposuna dönüştürülmesi ve hava savunma sistemlerinin adalara kadar uzanması, tehditlerin boyutunu gözler önüne seriyor. Açık tehditler karşısında sessiz kalmak, ülkenin geleceğini geri dönülmez şekilde tehlikeye atmakla eşdeğer.

Tarihin Tekerrürü ve Gizli Operasyonların Perde Arkası

Sykes-Picot Anlaşması ve Lozan Antlaşması gibi tarihsel olaylar, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı dış müdahaleleri ve toprak kayıplarını hatırlatıyor. İngiltere ve Fransa, Osmanlı topraklarını kapsayan Sykes-Picot Anlaşması’nı yaptı. 16 Mayıs 1916’da imzaladılar. Sonuç? İstediklerini aldılar.

Tarihin tekerrür ettiğini ve benzer senaryoların bugün sahnelendiğini apaçık ortadadır. ABD “Bizim çocuklar başardı.” dedi. O zamandaki asıl büyük ahtapotu görmezden geliyoruz. Ahtapot ülkeyi kuşatmıştır. O zamanda o şartlar oluşturulmuştu. Dış güçlerin Türkiye üzerindeki gizli operasyonlarını ülkeyi kuşatan karanlık güçleri işaret ediyor.

İlginçtir ki, o ahtapotu bizim insanımıza yeniden gösteriyorlar. Emperyalist ABD’nin kaç yoldan kuşattığı örtülüyor. Dış güçlerin gerçek hedeflerinin gizlendiği ve iç düşman algısının yaratıldığına dair alametler de ortadadır.

Terörün Sinsi Yüzü ve Siyasi İhanetler

Etnik bölücü terör örgütlerinin sözcülerinin Gazi Meclis’te cüretkarca konuşmaları karşısında siyaset kurumunun yeterli tepkiyi göstermemesi, kabul edilemez zaafiyettir. Terörsüz Türkiye dedikleri Türk milletine karşı oyun mu? Eskiden olsa tüm Türkiye ayağa kalkardı. Sanki herkes afyonlanmış gibi tepkisiz…

Terörle mücadeledeki toplumsal duyarsızlığı ve siyasi irade eksikliğini artarak devam ederken; terör örgütleri, “mağduriyet” söylemleriyle kamuoyunu manipüle etmeye çalışırken, asıl niyetleri Türkiye’yi bölmek ve parçalamak. Sinsi oyuna gelmek, ülkenin geleceğini ateşe atmak anlamına geliyor.

Siyasi Çalkantılar ve İdeolojik Savrulmalar

Siyasi partiler arasındaki ilişkiler ve ideolojik savrulmalar, ülkenin içinde bulunduğu durumu daha karmaşık hale getiriyor. Gemiyi azıya almış olan etnik bölücü terör örgütünün sözcülerine karşı Gazi Meclisin ayağa kalkması gerekir ama çok az sayıda milletvekilinin tepkisini görebiliyor olsak da, siyasi partilerin terörle mücadeledeki tutumlarını ve iç siyasi ittifakların konudaki etkisini sıkı sorgulamamız gerekiyor.

Adamlar %9’u bile zor bulan oy potansiyelleri ile iktidar kavgasındakileri istediği istikamete çekiyor. Bunu nasıl yaptığını merak edenler varsa; bilmelilerki küçük oy potansiyeline sahip grupların anahtar parti konumuna gelip siyasi süreçleri etkileme gücüne dair duyulan muhtaçlıktır.

Siyasi partiler arasındaki ilişkileri ve ideolojik yakınlaşmaları da dikkate aldığımızda tüm siyasi partilerin ideolojik çizgisinin değiştiği kolaylıkla fark edilebilir.

Milli Mücadele Ruhu ve Direnç Çağrısı

Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini, üniter ulus devlet yapısını, dil birliğini ve bölünmez bütünlüğünü muhafaza ve müdafaa etme sorumluluğu, bugün her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “İşte ahval ve şerait içinde dahi vazifemiz Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!” sözleri, Milli Mücadele ruhunu ve vatanın bölünmez bütünlüğüne olan sarsılmaz inancı yeniden hatırlatıyor.

İnanç, sadece sözde kalmamalı, somut eylemlerle desteklenmeli. Kuvayı Milliye ruhu, bugün karşılaşılan tehditler karşısında ihtiyaç duyulan direnç ve birlik sembolü olarak yeniden canlandırılmalı.

Harekete Geçme Zamanı: Türkiye’nin Kaderi Kendi Ellerinde

Türkiye, dış güçlerin Dem Raporu dayatmaları, terör örgütlerinin sinsi planları ve iç siyasi çalkantılarla dolu kritik dönemeçten geçerken tüm tehditler karşısında sessiz kalmak, ülkenin geleceğini tehlikeye atmak anlamına geliyor. Bilinçli farkındalık kazanmak ve harekete geçmek, her vatandaşın sorumluluğu.

Unutulmamalıdır ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” sözleri, umutsuzluğa kapılmadan mücadele etmenin önemini vurguluyor. Türkiye’nin kaderi, kendi ellerinde ve kaderi şekillendirecek olan, milletin birlik ve beraberlik içinde göstereceği dirençe bağlıdır.

SADİ ÖZGÜL