Suriye Denkleminde Türkiye ve Bölgesel Güvenlik Paktları

Suriye’de Rejim Değişimi ve Büyük Oyun

Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden iç savaş Esad rejiminin beklenmedik bir hızla çöküşüyle sonuçlandı. Muhalif grupların Şam’da kontrolü sağlamasıyla bölge tamamen yeni evreye girdi. Değişim küresel güçlerin bölge üzerindeki hesaplarının yeniden dağıtıldığı büyük oyunun en somut sonucudur.

Washington ile Ankara arasındaki muhtemel uzlaşı Suriye’nin geleceğini şekillendiren temel dinamik haline gelmiştir. Trump yönetiminin ayak sesleri duyulurken sahadaki askeri hareketlilik diplomatik trafiği hızlandırmaktadır. Süreç sadece rejim değişikliği değil aynı zamanda küresel güç dengelerinin bölgede yeniden kurulması anlamına gelmektedir.

Trump-Erdoğan Uzlaşısı ve SDG’nin Tasfiyesi

Türkiye ile ABD arasında Suriye’nin kuzeyine dair kritik mutabakatın varlığına dair güçlü işaretler bulunmaktadır. Uzlaşının temel sütunlarını Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden yapıların tasfiyesi oluşturmaktadır. İsrail’in bölgedeki arzularına hizmet eden özerk yapıların yerine merkezi modele geçiş dayatılmaktadır.

Fırat’ın doğusuna çekilmeye zorlanan gruplar büyük güçlerin tebliğ ettiği yeni statükoya boyun eğmek durumunda kalmıştır. Türkiye açısından sınır hattındaki terör koridoru riskinin minimize edilmesi anlamına gelmektedir. Ancak kazanımın karşılığında verilen diplomatik tavizler uluslararası siyaset arenasında halen tartışılmaktadır.

Bölgesel Savunma Paktı ve Yeni Mimari

Suriye’deki dönüşümün arka planında geniş kapsamlı bölgesel güvenlik mimarisi bulunmaktadır. Eylül 2025 tarihinde Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması sürecin parçasıdır. Türkiye ve Mısır’ın da dahil olduğu geniş savunma paktı Washington’ın yeni stratejisi olarak görülmektedir.

ABD doğrudan askeri müdahale yerine bölgesel müttefiklerini bir araya getirerek İran’ın nüfuzunu dengelemeyi hedeflemektedir. İsrail’in güvenliğini yeni Sünni ekseni üzerinden konsolide etme çabası dikkat çeken yeni güvenlik mimarisi bölgedeki aktörlerin rollerini ve ittifak ilişkilerini kökten değişime zorlamaktadır.

Sahadaki Senaryo ve Yeni Sınırlar

Esad’ın bir hafta içinde direnç göstermeden çekilmek zorunda kalması ve sonrasında sahadaki gelişen olayların önceden kurgulanmış senaryo olduğu izlenimini güçlendirmektedir. SDG’nin yeni sınırlara razı olması ve gruplar arasındaki sınırların homojen hale getirilmesi bölgeyi daha yönetilebilir ancak daha kırılgan yapıya büründürmüştür.

HTŞ ve Arap unsurlar ile diğer gruplar arasındaki keskin hatlar yeni gerçeklik yaratmaktadır. Sahadaki hızlı değişim aktörlerin önceden belirlenmiş plan dahilinde hareket ettiğini göstermektedir. Suriye hamuru daha çok su kaldıracak olsa da mevcut sınırlar yeni statükonun temelini oluşturmaktadır.

Ekonomik Riskler ve Tarihsel Uyarılar

Suriye’deki yeni dönem Türkiye için büyük fırsatlar barındırdığı kadar ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. Esad sonrası dönemde ülkenin yeniden inşası ve mülteci sorunu Türkiye ekonomisi üzerinde ağır yük oluşturabilir. Sahadaki askeri varlığın sürdürülebilirliği rasyonel ekonomik planlama gerektirmektedir.

Atatürk’ün Orta Doğu coğrafyasına dair tarihsel uyarıları bugün yaşanan heyecanın karşısında ihtiyat payı olarak durmaktadır. Bölgeye yönelik bodoslama dalış stratejisi yerine daha dengeli ve ekonomik gerçeklerle örtüşen yaklaşım benimsenmelidir. Türkiye’nin stratejik kazançları ekonomik sürdürülebilirlik ilkesiyle doğrudan bağlantılı durumdur.

Stratejik Kazanç ve Rasyonel Politika

Türkiye’nin süreçten en az hasarla çıkması sadece askeri başarıya değil rasyonel dış politikaya bağlıdır. Bölgesel dengeler üzerindeki pazarlıklar Türkiye’nin tercihlerini Washington nezdinde daha kullanışlı seçenek haline getirmiştir. Stratejik kazançların kalıcı olması için ekonomik gerçeklerle örtüşen adımlar atılmalıdır.

Sonuç olarak Suriye’deki yeni gerçeklik Türkiye için hem sınav hem de imkandır. Askeri kazanımların diplomatik başarılarla taçlandırılması ve toplumsal maliyetlerin iyi yönetilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin bölgedeki varlığı rasyonel stratejiyle desteklendiği sürece uzun vadeli ve kalıcı istikrar sağlayabilecektir.

BARAN AKSOY