Laiklik Dün Kahire’de Bir Vizyondu, Bugün Ankara’da Neden Bir Kavga?
Mısır’ın tozlu sokaklarında yankılanan o tarihi cümleyi hatırlıyor musunuz? “Laiklikten korkmayın; devlet laik olur, şahıs değil.” Bu sözler, 2011’in umut dolu Kahire’sinde kurtuluş reçetesi gibi sunulmuştu. Peki, bir zamanlar dünyaya model olarak ihraç ettiğimiz “birlikte yaşama sanatı”, nasıl oldu da bugün kendi evimizde ayrışma hattına dönüştü?
Mutfaktaki Huzurdan Meydanlardaki Slogana
Şöyle düşünün: Sabah dükkanını besmeleyle açan esnafın huzuru ile akşam evine dönen gencin yarınından emin olması aynı kökten beslenir. Laiklik, aslında her sabah kapısını güvenle açtığınız o dükkanın görünmez kilididir. Eğer o kilit gevşerse, ibadetiniz de, kazancınız da, yaşam tarzınız da hukukun korumasından çıkıp siyasetin rüzgarına kapılır.
Tıpkı bir gencin “başka bir ülkede yaşama hayaliyle” valiz toplama zorunluluğu hissetmesi gibi; laikliğin aşınması da toplumsal aidiyet duygumuzun valizlerini toplamasına neden olur. Oysa biz, bu topraklarda kimsenin valiz toplamak zorunda kalmadığı büyük aile sofrası kurmak için yola çıkmıştık.
Anayasa Bir Mevsimlik Elbise Değildir
Devletin zirvesi, bir siyasi partinin genel merkezinden çok daha ötesidir; orası devletin sürekliliğinin, yani hepimizin ortak çatısının temsilidir. Anayasamızın 2. maddesi tercih değil, sadakat yeminidir. Dün Kahire’de “farklı inançların teminatı” olarak alkışlanan bu ilke, bugün Ankara’da savunulması gereken “karşı duruş” gibi algılanamaz.
Makamlar gelip geçicidir, ancak anayasal zemin devletin omurgasıdır. Bu omurgayı dik tutmak, sadece hukuki görev değil, gelecek nesillere borcumuzdur. Unutmayalım ki; devletin dini adalettir ve o adaletin en güçlü kalkanı laikliktir.
İnancın En Büyük Koruyucusu: Tarafsız Devlet
Şunu açıkça söylemeliyiz: Laiklik zayıflarsa, en büyük yarayı yine bu ülkenin dindar insanı alır. Çünkü laiklik olmadığında, ibadet hakkı anayasal güvence olmaktan çıkar ve sadece o günkü siyasi iklimin lütfuna dönüşür.
Laiklik, inananın seccadesi ile inanmayanın özgürlüğü arasındaki barış köprüsüdür. Devlet, inançlar arasında hakemdir; taraf tutarsa oyun bozulur, huzur kaçar. “Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının eşitlik mührüdür.””Dün Kahire’de doğru olan, bugün Ankara’da da hakikattir.”
Şimdi Birlikte Düşünelim…
Bizler, farklılıklarımızı birer zenginlik olarak görüp aynı bayrağın altında, aynı hukuk güvencesiyle yaşamak istemiyor muyuz? Eğer cevabınız “evet” ise, laikliği kavga aracı değil, barış projesi olarak yeniden sahiplenmenin vakti gelmedi mi?
Sizce, 2011’deki o vizyoner dilin bugün yeniden hakim olması, toplumsal barışımıza neler katar? Düşüncelerinizi bizimle paylaşın, vizyonu birlikte büyütelim.
SÜLEYMAN AKSOY

