Güneydoğu Üzerinde Karanlık Satranç Ve İhanet
Kadim toprakların bereketi kurutulurken, acaba bu sinsi oyunun asıl hedefi kimlerdir? Güneydoğu Anadolu’da yaşanan elektrik kesintileri, sadece bir borç meselesi değil, bizzat vatan toprağına yönelik jeopolitik bir saldırıdır. Çiftçinin tarlasını nadasa değil, yokluğa mahkum eden bu karanlık el, aslında Türkiye’nin gıda güvenliğini ve milli egemenliğini sinsice hedef alıyor.
Tarımın Kalbine Saplanan Elektrikli Hançer
Çiftçinin feryadı arşa ulaşırken, Ankara’nın bu çığlığa kulak tıkaması tam bir ihanet örneğidir. Destekleme primlerine daha eline geçmeden el konulan üretici, tohum ve gübre alamaz hale getirilmiştir. Kendi imkanlarıyla açtığı kuyularda yüksek enerji maliyetlerine mahkum edilen halk, adeta “ya teslim ol ya da aç kal” denilerek köşeye sıkıştırılıyor.
Ekonomik bir operasyon süsü verilen bu baskılar, aslında tarımsal üretimi bitirerek bizi dışa bağımlı hale getirme projesidir. Meraların peşkeş çekilmesi ve gençlerin toprağını terk etmesi, demografik bir yıkımın taşlarını döşüyor. Bir kilo çekirdek uğruna koca bir rekolteyi feda eden bu çarpık düzen, milli ekonomimizin temeline dinamit koymaktan başka bir amaca hizmet etmiyor.
GAP Projesinde Stratejik İhmal Ve Sabotaj
Yıllardır bitirilmeyen GAP, acaba bilerek mi yarım bırakıldı sorusu artık yüksek sesle sorulmalıdır. Yüzde elli ikisi tamamlanmayan bu devasa vizyon, stratejik bir ihmal kurbanı olarak tozlu raflarda bekletiliyor. Suya hasret kalan verimli araziler, yüksek elektrik maliyetleri altında ezilirken, bölgenin kalkınması küresel çeteler tarafından bizzat engelleniyor.
Sulama kanallarının tamamlanmaması, çiftçiyi enerji şirketlerinin insafına terk eden en büyük sabotajdır. Sosyal patlama potansiyeli taşıyan bu gerginlikler, bölgedeki huzuru bozmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Devletin kendi projesine sahip çıkmaması, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda bölge halkının devlete olan güvenini sarsan çok derin bir yaradır.
Suriye’ye Bedava Enerji Kendi Çiftçimize Zulüm
Sınırın ötesindeki topraklara bedelsiz elektrik verilirken, kendi yerli ve milli çiftçimizin karanlığa gömülmesi hangi vicdana sığar? Bizim vergilerimizle ödenen faturalar yabancılara şifa olurken, Şanlıurfa ve Mardinli üreticinin elektriğinin kesilmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Kendi evladını aç bırakıp elin adamını doyuran bu politika, ulusal tarım stratejimizin çöktüğünün kanıtıdır.
Bu çelişkili tablo, jeopolitik bir açmazın ve yanlış yönetilen bir sürecin en acı meyvesidir. Kendi çiftçisini kurutan bir devletin, bölgesel güç olma iddiası sadece boş bir slogandan ibaret kalır. Milli kaynaklarımızın bu şekilde savrulması, halkın cebinden çalınan geleceğin, küresel oyunların masasında meze yapılması anlamına gelmektedir ve bu durum asla kabul edilemez.
Büyük Ortadoğu Projesi Ve Demografik Tehdit
Elektrik kesintileri ve borç sarmalı, aslında Büyük Ortadoğu Projesi’nin sinsi birer parçası mıdır? Toprak sahibi çiftçiyi göçe zorlayarak bölgeyi insansızlaştırmak, ardından boşalan yerlere ithal nüfus yerleştirmek hangi karanlık planın ürünüdür? Büyük İsrail hayalleri kuranların, bu topraklar üzerindeki emelleri artık gizlenemez bir boyuta ulaşmış, tehlike kapımıza kadar dayanmıştır.
Ermeni tehciri üzerinden kurgulanan geri dönüş senaryoları ve demografik mühendislik çabaları, sadece birer dedikodu değildir. BOP’un tıkır tıkır işlediği bu süreçte, Güneydoğu Anadolu’nun kimliği değiştirilmek isteniyor. Bu toprakların gerçek sahipleri mülksüzleştirilirken, küresel efendilerin yeni bir düzen kurma çabası, milli güvenliğimizi doğrudan tehdit eden en büyük beka sorunumuz haline gelmiştir.
Milli Tarım Hamlesiyle Jeopolitik Zafer
Karanlık oyunları bozmanın tek yolu, GAP projesini derhal tamamlamak ve çiftçinin borçlarını bir kalemde silmektir. Türkiye, tarımı ulusal güvenliğin lokomotifi haline getirerek bu kuşatmayı yarmak zorundadır. Faizsiz ödeme kolaylıkları ve enerji sübvansiyonları ile üretici desteklenmezse, yarın yiyecek ekmek bulamadığımızda dış güçlerin şantajlarına boyun eğmek zorunda kalacağımız kesindir.
Hollanda’yı bile geride bırakacak potansiyele sahip bu topraklar, doğru politikalarla yeniden canlandırılabilir. Bu hamle, sadece ekonomik bir başarı değil, aynı zamanda 19. Haçlı Seferi olarak görülen BOP’a karşı kazanılmış en büyük zafer olacaktır. Uyanmak ve harekete geçmek için daha neyi bekliyoruz? Geleceğimizi kendi ellerimizle kurtarmak için, bu kirli tezgahı bozmalı ve toprağımıza sahip çıkmalıyız.
SADİ ÖZGÜL
