Küresel Prangalar Ve İstanbul Sözleşmesi Çıkmazı
Siyasi arenada fırtınalar estiren İstanbul Sözleşmesi, iktidarın son açıklamalarıyla yeniden alevlendi. Halkın beklentisi üzerine sözleşmeden çıkılacağı vaadi muhafazakar kesimde bayram havası estiriyor. Acaba bu coşku gerçeklerin acımasız yüzüyle karşılaştığında bir seraba mı dönüşecek?
Ekonomik darboğazın pençesindeki Türkiye, sıcak para ihtiyacı nedeniyle küresel finans elitlerinin insafına kalmış durumdadır. Borç verenlerin dayattığı şartlar, milli onurumuz ile ekonomik mecburiyetler arasında korkunç bir tercih yapmamızı zorunlu kılıyor. Bağımsızlık sadece dillerde mi kalacak?
Küresel Finansın Demokles Kılıcı Ve Tehditler
Türkiye acil nakit ihtiyacı içindeyken küresel güçler İstanbul Sözleşmesi üzerinden baskı kuruyor. LGBT derneklerinin kapatılması veya yasaların değişmesi durumunda borç verilmeyeceği tehdidi artık bir sır değildir. İktidarın bu şantajlara karşı rest çekme cesareti var mıdır?
Milli bağımsızlık mücadelesi, sadece kağıt üzerindeki imzalarla değil, ekonomik özgürlükle kazanılır. Küresel elitlerin geçmişte uyguladığı baskı mekanizmaları bugün ülkemizi köşeye sıkıştırıyor. Hükümetin boyun eğmekten başka çaresi kalıp kalmadığı, geleceğimizi şekillendirecek en kritik ve hayati sorudur.
Bağımsızlık İllüzyonu Ve Paranın Esareti Altında
Numan Kurtulmuş’un sözlerine sevinenler, tam bağımsızlığın yolunun paradan geçtiğini gerçekten biliyorlar mı? Ordumuz yerli ve milli olsa da kullandığımız para maalesef devletin kontrolünde değildir. Merkez Bankası anonim şirket yapısıyla küresel faizci sisteme hizmet eden bir dişlidir.
Amerikan ve Avrupa merkez bankalarına göbekten bağlı bir ekonomik modelle bağımsızlık iddia etmek sadece illüzyondur. Faizci sistemin dizayn ettiği bu düzende, milli iradenin küresel finans elitlerine karşı direnç göstermesi imkansızdır. Gerçek özgürlük, kendi paramızın efendisi olduğumuz gün başlayacaktır.
Sinsi Planlar Ve Türkiye Üzerindeki Oyunlar
Küresel elitlerin etkisi sadece borçlarla sınırlı kalmayıp toplumsal yapımızı dönüştürmeyi hedefliyor. İstanbul Sözleşmesi gibi anlaşmalar, geleneksel değerleri aşındırmak ve milli kimliği zayıflatmak için kullanılan piyonlardır. LGBT faaliyetlerinin desteklenmesi, bu büyük ve karanlık resmin sadece küçük parçasıdır.
Sözleşmelerden çekilmek, küresel güçlerin dayattığı ideolojik hegemonyaya karşı dik bir duruş sergilemektir. Ancak bu duruşun bedeli, ağır ekonomik ve siyasi baskılarla ödetilmek istenecektir. Türkiye, bu sinsi planlara karşı kendi toplumsal dokusunu korumak için büyük bedeller ödemeye hazır mıdır?
Toplumsal Dönüşüm Ve Milli Güvenlik Riskleri
Dayatmalar sadece kadın haklarıyla sınırlı kalmayıp aile yapısını doğrudan hedef alan operasyonlardır. Milli ve manevi değerlerin erozyona uğratılması, uzun vadede milli güvenlik sorunlarına yol açacak bir yıkımdır. Genç nesillerin kimlik bunalımına sürüklenmesi, küresel güçlerin en sinsi ve stratejik hedefidir.
Ailenin zayıflatılması, bir milletin savunma kalkanının yok edilmesi anlamına gelir. İstanbul Sözleşmesi tartışması, sadece hukuki bir metnin iptali değil, geleceğimizin kim tarafından yönetileceği kavgasıdır. Milli birliğimizi bozan bu tür uluslararası prangalar, toplumsal çöküşün kapılarını ardına kadar aralamaktadır.
Milli Ekonomi Ve Gerçek Bağımsızlık Yolu
Cendereden kurtulmanın tek yolu, borca ve faize dayalı mevcut para sistemini tamamen lağvetmektir. Yerine taban ekonomisine dayalı yeni modeller getirilmedikçe, küresel finans elitlerinin prangalarından kurtulmak mümkün olmayacaktır. Meclis tarihi bir karar alarak bu faizci sistemi derhal tasfiye etmelidir.
Aksi takdirde milli irade, uluslararası baskıların gölgesinde kalmaya ve her türlü şarta boyun eğmeye mahkumdur. Gerçek bağımsızlık, ekonomik dirençle başlar ve milletin kendi kaynaklarına sahip çıkmasıyla taçlanır. Kimin için çalıyor bu çanlar? Türkiye’nin bekası için mi yoksa elitlerin çıkarı için mi?
SADİ ÖZGÜL
