Devletlerin Hedefi Ve İmparatorlukların Karanlık Sonu
Devletlerin nihai hedefi yaşadığı çağın imparatoru olmaktır ancak her büyük çöküşün ardında görmezden gelinen stratejik hatalar yatar. Devlet ile din arasındaki o ince ve hassas çizginin ihlali nice imparatorlukları yutmuş ve halkları büyük felaketlere sürüklemiştir. Bugün de aynı kadim lanet coğrafyamızın üzerinde bir gölge gibi dolaşarak geleceğimizi ve bağımsızlığımızı tehdit etmektedir.
Pehlevi’nin Kör Noktası Ve Modernleşme İllüzyonu
İran’ın yakın tarihi devlet ve din arasındaki zehirli dansın en acı ve ibretlik örneklerinden birini teşkil etmektedir. 1979 öncesi Pehlevi rejimi ülkeyi batılı bir modernleşme rüzgarına sokarken aslında kendi sonunu hazırlayan dinamitleri döşüyordu. Petrol gelirleriyle şişen ekonomi halkın geneline değil sadece saray çevresindeki küçük bir zümreye hizmet ediyordu.
Gelir dağılımındaki devasa uçurum işçi ve köylü sınıflarını derin bir hoşnutsuzluğa ve öfkeye sürükledi. Modernleşme adı altında yapılan radikal reformlar ve batılı yaşam tarzının dayatılması toplumsal dokuyu parçalayan bir etki yarattı. Halkın değerlerini yok sayan bir ilerleme anlayışı rejimin meşruiyetini halkın gözünde tamamen bitirdi. Kendi milletine yabancılaşan bir yönetimin ayakta kalması tarihin hiçbir döneminde mümkün olmamıştır.
Humeyni’nin Yükselişi Ve Sürgünden Gelen Fırtına
Toplumsal fay hatları kırılırken Ayetullah Humeyni’nin gölgesi memnuniyetsiz kitlelerin üzerinde bir kurtuluş umudu gibi belirdi. Şah’ın reformlarına karşı çıkan ve sürgüne gönderilen dini lider halkın öfkesini intikam ateşiyle harmanlamayı başardı. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan esnaf ve yoksul kitleler Humeyni’nin fikirlerinde kendilerine bir sığınak buldular.
Şah’ın protestoları şiddetle bastırma çabaları olayları kontrol edilemez bir kan sarmalına ve devrime dönüştürdü. Humeyni’nin sürgünden dönüşü sadece bir liderin değil aynı zamanda katı bir ideolojinin zaferiydi. Halk bir baskı rejiminden kurtulmak isterken aslında çok daha karanlık bir fırtınanın içine çekildiğini fark edemedi. İdeolojik körlük toplumsal taleplerin manipüle edilmesine ve devrimin rayından çıkmasına neden oldu.
Devrimin Karanlık Yüzü Ve Özgürlüklerin Gasbı
Humeyni rejimi iktidara gelir gelmez devrimi beraber gerçekleştirdiği ancak kendisi gibi düşünmeyen tüm grupları acımasızca tasfiye etti. Şah döneminin modernleşme adımları hızla geri alınırken kadınların özgürlükleri ahlak polisi baskısıyla tamamen gasbedildi. Toplumun her kesimi din adına kurulan denetim mekanizmalarıyla ağır bir baskı ve zulüm altına alındı.
Mezhepçilik ülkenin temel zihniyeti haline gelerek Şii olmayan tüm unsurların ötekileştirilmesine yol açtı. Halk Şah’tan kurtulmak isterken çok daha katı ve ekonomik olarak beceriksiz bir yönetimin pençesine düştü. Din adına meşrulaştırılan bu zulüm halkı derin bir yoksulluğa ve toplumsal bir sessizliğe mahkum etti. İnancın siyasi bir baskı aracına dönüştürülmesi hem devlete hem de dine en büyük zararı verdi.
Atatürk’ün Kehaneti Ve Devletin Kırmızı Çizgisi
Atatürk’ün 1934 yılında İran Şahı’na yaptığı mollalara dikkat et uyarısı bugün bölge için bir kehanet gibi yankılanıyor. Şah’ın bu hayati uyarıyı kulak ardı etmesi İran’ı bugünkü karanlık ve geri kalmış tabloya sürükleyen ana sebeptir. Türkiye bu tarihi derslerden ibret alarak devletin asli görevlerini liyakat sahibi yöneticilere teslim etmek zorundadır.
Bilgi ve beceriden yoksun dini grupların devlet yönetimine talip olması imparatorlukların çöküşüne neden olan temel bir faktördür. Devlet düzeni ve yasaları sağlarken dini yapılar sadece ahlaki olgunluğa odaklanmalı ve siyasetten uzak durmalıdır. İki alanın birbirine müdahalesi sistemin bozulmasına ve nihayetinde devletin çöküşüne yol açan bir zehirdir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi devletin bekası için asla vazgeçilemez bir kırmızı çizgidir.
Milli Akıl Ve Yeni Türk İmparatorluğu Paradigması
Türkiye ve İran farklı yönetim şekillerine sahip olsa da devlet ve din ilişkisindeki sistematik sorunlar her iki ülkede de mevcuttur. Tarih sadece geçmişle övünmek için değil hatalardan ders çıkarıp geleceği inşa etmek için en büyük rehberdir. Devletimizin ikinci yüzyılında milli aklı ve gerçek dini değerleri kamu yönetiminin dışında tutmak zorundayız.
SADI ÖZGÜL
