İstanbul Havalimanındaki Tahtakuruları Uçar mı?

Havalimanı İnşaatında Kan Emici Sömürü Düzeni

Üçüncü Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin insani talepleri gözaltı ve soruşturmalarla karşılanmıştır. Adaletin temel prensipleriyle çelişen bu durum iktidarın referans verdiği değerlerle asla bağdaşmamaktadır. İşçilerin aylardır süren feryatları ancak sosyal medyada yayımlanan videolarla kamuoyuna ulaşabilmiştir. Acaba kimler bu zulmü gizliyor?

Medyanın gerçekleri görmezden gelme eğilimi işçi hakları söz konusu olduğunda iyice belirginleşmektedir. Hak arayışları hainlik olarak yaftalanırken emeğin kutsallığı hiçe sayılmaktadır. Temel insan haklarını yok sayan zihniyet suçlamalarla gerçeği örtmeye çalışıyor. İşçilerin feryadı vicdanları sarsarken yetkililer neden hala suskun kalıyor?

Tahtakurulu Yatakhaneler Ve Sahte Adalet Maskesi

İşçilerin talepleri maaşların düzenli ödenmesi ve insani çalışma koşulları gibi en temel ihtiyaçları kapsamaktadır. Tahtakurularından arındırılmış yatakhaneler istemek suç değildir. Ancak bu meşru talepler sol örgüt manipülasyonu iddialarıyla gölgelenmeye çalışılıyor. Dikkatleri başka yöne çekme çabası sorunun özünü asla değiştirmeyecektir.

Sivil toplum kuruluşlarının ve siyasetçilerin bu alandaki sessizliği toplumsal boşluklar yaratmaktadır. Toplumsal olaylar boşluk kabul etmez ve farklı aktörlerin sahneye çıkması kaçınılmazdır. İşçilerin haklarını savunmayanlar sömürü düzeninin suç ortağıdır. İnsani yaşam koşullarından mahrum bırakılan emekçiler adalet beklerken sadece baskıyla karşılaşmaktadır.

Muhafazakar İktidarın Emeğe Karşı Büyük Sınavı

Kendini muhafazakar veya İslamcı olarak tanımlayan kesimler bu olaylarla büyük sınav vermektedir. İşçiden yana mı yoksa sömürenden yana mı oldukları artık netleşecektir. Peygamberimizin hadisleri ve Hz. Ömer’in adalet çağrıları söylemlerle eylemler arasındaki derin çelişkiyi kanıtlıyor. Vahşi kapitalizme karşıyız diyenler neden susuyor?

İşçilerin haklı taleplerini komplo teorileriyle geçiştirmek kendi değerleriyle ne kadar tutarlı olduklarını sorgulatmaktadır. Emeği sömürenlerin yanında saf tutanlar toplumsal vicdanda mahkum olacaklardır. Muhafazakar camianın bu sessizliği adalete olan inancı sarsmaktadır. Gerçek dindarlık mazlumun yanında durmayı gerektirirken bu kaçış stratejisi kime hizmet ediyor?

Faiz Lobileri Ve Uçamayan Tahtakuruları Çelişkisi

On altı yıldır ülkeyi yöneten iktidarın faiz lobileriyle anlaşması işçilerin dramıyla tezat oluşturmaktadır. Merkez Bankası faizlerini yükselterek faizcilerin menfaatlerine hizmet edenler emekçiyi unutmuştur. Ekonomik politikaların kimlere hizmet ettiği Üçüncü Havalimanı’ndaki görüntülerle tescillenmiştir. Kapalı kapılar ardındaki işler bu görüntülerle mutlaka bozulacaktır.

İşçilerin mücadelesi sadece yaşam koşullarını iyileştirme değil adil düzen talebinin yansımasıdır. Taleplerin görmezden gelinmesi toplumun geniş kesimlerinde derin hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Faizcilere akan kaynaklar işçinin yatağındaki tahtakurularını temizlemeye yetmiyor mu? Bu adaletsiz bölüşüm düzeni Türkiye’nin geleceğini karartan en büyük prangadır.

Geciken Adalet Ve Toplumsal Barışın Sarsılması

Adaletin gecikmesi bireysel mağduriyetlerin ötesinde toplumsal güveni kökten sarsmaktadır. Haklı taleplerin karşılanmaması ve işçilerin suçlu ilan edilmesi adalet sistemini tartışmaya açmaktadır. Kutuplaşmayı artıran bu olaylar sosyal barışı doğrudan tehdit ediyor. Emeğin ve adaletin evrensel değerleri baskıyla asla yok edilemez.

İşçilerin mücadelesi bir inşaat projesinin ötesinde onur savaşıdır. Bu mücadelenin bastırılmaya çalışılması uzun vadede daha büyük toplumsal sorunlara yol açacaktır. Adaletin olmadığı yerde huzurdan bahsetmek mümkün değildir. Mazlumun ahı yükselirken sessiz kalanlar toplumsal barışın yıkılmasından sorumlu tutulacaktır. Acaba bu yangını kimler söndürecek?

Geleceğe Uyarı Ve Emeğin Kutsal Direnci

Havalimanındaki tahtakuruları sadece fiziksel rahatsızlık değil toplumsal adaletsizlik sembolüdür. İşçilerin sömürülmesinin ve hak arayışlarının bastırılmasının en somut göstergesidir. Bu durum Türkiye’nin geleceği için ciddi uyarı niteliği taşımaktadır. Adaletin hiçe sayıldığı toplumda gerçek kalkınma ve refah sağlanması asla mümkün değildir.

İşçilerin taleplerine kulak vermek tüm toplumun çıkarınadır. Emeğin kutsallığını savunmak sadece bir tercih değil varoluşsal zorunluluktur. Sömürü düzenine karşı gösterilen direnç adil yarınların teminatı olacaktır. Tahtakurularının uçamadığı yerde adalet de kanat çırpamaz. Geleceğimizi kurtarmak için emeğin hakkını teslim etmekten başka yol yoktur.

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir