Suriye Satrancında Küresel Kuşatma Ve Ekonomik Esaret
Suriye üzerinde oynanan oyunlar sadece bir iç savaş meselesi değildir. Küresel aktörler ve bölgesel güçler, ülkeyi tamamen kontrol altına almak için sinsi ittifaklar kurdu. Bu süreçte bağımsızlık hamleleri engellenerek İsrail’in nükleer üstünlüğü bölgeye zorla kabul ettirildi. Toplumlar bu manipülasyonlarla büyük bir yıkıma sürüklendi.
Şam yönetimine sunulan eski teklifler aslında birer teslimiyet belgesiydi. İsrail’e karşı direncin bitirilmesi ve kitle imha silahlarının teslimi şart koşuldu. Esad bu karanlık pazarlığı reddetti ancak ülkesinin uzun süreli tahribatına engel olamadı. Bağımsız hareket etme kabiliyeti elinden alınan devlet, küresel sistemin açık hedefi haline getirildi.
Bölgesel Aktörlerin Kirli İşbirliği Ve Askeri Çöküş
Suudi Arabistan ve Katar, Suriye’nin zayıflatılmasında başrolü oynayan stratejik hamleler yaptı. Bu ülkeler, askeri gücü yok etmek için İsrail ile gizli ortaklıklar kurdu. İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin savunma hattını paramparça ederek ülkeyi tamamen korumasız bıraktı. Bölgesel dengeler, bu kirli operasyonlarla tamamen işgalci güçlerin lehine değiştirildi.
İsrail, nükleer kapasitesiyle bölgedeki mutlak hakimiyetini pekiştirirken Suriye’nin ordusu tasfiye edildi. Askeri kapasitenin bilinçli şekilde çökertilmesi, siyasi kontrolün dış güçlere geçmesini sağladı. Savunmasız kalan bir coğrafya, artık küresel elitlerin her türlü müdahalesine açık hale geldi. Bu durum, bölge halkları için geri dönülemez bir güvenlik krizini tetikledi.
Terörden Liderliğe Uzanan Maskeli Balo Stratejisi
Suriye’nin başına getirilen yeni figürler, geçmişi karanlık ve şaibeli isimlerden seçiliyor. El Kaide bağlantılı ve ödülle aranan eski teröristler, bugün birer devlet adamı kostümüyle sahneye sürülüyor. Bu durum, uluslararası siyasetteki “kullanışlı kötü adam” modelinin en somut örneğidir. Maskeli liderler üzerinden yürütülen bu politika, halkı bölerek yönetmeyi hedefliyor.
Geçmişin suçluları, bugün bölgeyi dizayn etmek için birer araç olarak kullanılıyor. Bu sahte liderlikler, emperyalist güçlerin çıkarlarını korumak adına halkın iradesini gasp ediyor. Terörle anılan isimlerin meşrulaştırılması, küresel siyasetin ne kadar ikiyüzlü olduğunu kanıtlıyor. Toplum bu tiyatroyla uyutulurken, ülkenin geleceği karanlık odakların ellerine teslim ediliyor.
Finansal Prangalar Ve Kaynakların Uluslararası Gaspı
Dünya Bankası ve IMF, Suriye’nin ekonomik enkazını kaldırma bahanesiyle devreye girdi. ABD yaptırımlarının kaldırılması vaadi, aslında ülkeyi küresel finans sistemine köle etme planıdır. Ülkenin tüm doğal kaynakları ve altyapısı, alınan kredilere karşılık teminat olarak gösteriliyor. Bu durum, ekonomik bağımsızlığın kağıt üzerinde bile kalmaması anlamına geliyor.
Borçların ödenememesi halinde, Suriye’nin tüm zenginlikleri uluslararası tefecilerin eline geçecek. Ekonomik esaret, askeri işgalden çok daha kalıcı ve yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Halk, kendi kaynakları üzerinde söz hakkını kaybederek dış güçlerin insafına terk ediliyor. Finansal prangalar, ülkenin egemenliğini sonsuza dek bitirecek bir stratejik tuzak olarak işliyor.
Direncin Kırılması Ve Arap Halklarına Büyük İhanet
Suriye’nin Hizbullah ve Filistinli gruplara verdiği desteğin kesilmesi, bölgesel direnci zayıflattı. Yeni dönemde İsrail ile normalleşme dayatması, direniş hattında devasa bir gedik açtı. Yemen ve İran bu düzene karşı çıksa da Suriye’nin saf dışı kalması güç dengesini bozdu. Bu değişim, bölgedeki tüm özgürlük hareketlerini doğrudan tehdit ediyor.
Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, halklarından gizli şekilde İsrail ile işbirliği yapıyor. Filistin davası ve toplumların çıkarları, elitlerin koltuk sevdası uğruna feda ediliyor. Normalleşme adı altındaki bu süreç, aslında Arap halklarının iradesine yapılmış büyük bir ihanettir. Bölgesel ittifaklar, artık halkın değil, sadece küresel sermayenin güvenliğini koruyor.
Stratejik Eylem Planı Ve Geleceği Kurtarma Yolu
Bölge insanı, bu sinsi kuşatmayı kırmak için acilen yerli ve milli bir ekonomik model inşa etmelidir. Dış finans kaynaklarına olan bağımlılık, toplumsal dayanışma ve öz kaynakların verimli kullanımıyla sonlandırılmalıdır. Küresel elitlerin atadığı maskeli liderlere karşı, halkın gerçek temsilcileriyle sivil bir denetim mekanizması kurulması şarttır.
Türkiye başta olmak üzere komşu ülkeler, bu güvenlik riskine karşı ortak bir savunma doktrini geliştirmelidir. Gizli anlaşmaların deşifre edilmesi için bağımsız medya ve bilgi ağları güçlendirilmelidir. Ekonomik esarete karşı dijital ve fiziksel direnç hatları oluşturulmalıdır. Ancak bu somut adımlarla karanlık planlar bozulabilir ve bölge halkları özgürlüğüne kavuşabilir.
YORUMCALAR
