Gazze’nin Yıkımı ve Arap Dünyasının Sessizlik İhaneti!

Gazze Dosyasında Arap Birliği Ve İhanetin Anatomisi

Gazze topraklarında yükselen dumanlar sadece binaların enkazı değil, aynı zamanda 22 Arap ülkesinin haysiyetidir. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, yaşanan bu devasa yıkımı adeta bir tiyatro izler gibi sessizce takip ediyor. Bu derin sessizlik, aslında kapalı kapılar ardındaki kirli bir memnuniyetin dışa vurumudur.

Bölgedeki trajedi coğrafi bir kriz olmaktan çıkıp, tam anlamıyla siyasi bir ihanet sarmalına dönüşmüş durumdadır. Müslüman ülkelerin bu vurdumduymaz tavrı, Filistin halkının sadece bombalarla değil, aynı zamanda yalnızlıkla da öldürüldüğünü kanıtlıyor. Çıkar ilişkileri, kutsal değerlerin önüne geçerek bölgedeki tüm insani vicdanı yerle bir ediyor.

Tarımın Tasfiyesi Ve Sistematik Açlık Operasyonu

Gazze’de tarım arazilerinin yüzde 95’inin yok edilmesi, tesadüfi bir savaş hasarı değil, planlı bir soykırım aracıdır. Toprağın ölümü, bir halkın geçim kaynaklarının ve geleceğinin elinden alınması demektir. İsrail, bu abluka ile Gazze halkını sadece askeri değil, ekonomik olarak da tamamen bitirmeyi hedefliyor.

Açlık ve yoksulluk, bu sistematik yıkımın doğal bir sonucu olarak sokaklara hakim oluyor. Umutların yok edildiği bu tabloda, uluslararası toplumun sessizliği saldırganın elini daha da güçlendiriyor. Sosyal çöküş kapıdayken, bölge halkının yaşam alanları ellerinden alınarak büyük bir insani felakete zemin hazırlanıyor.

Kudüs İlanı Ve Bölgesel Dayanışmanın İflası

İsrail’in Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi, İslam dünyasının kalbine saplanmış bir hançerdir. Ancak 57 Müslüman ülkenin bu küstah adıma karşı dişe dokunur bir tepki vermemesi, samimiyetsizliği tescilliyor. Bölgesel dayanışma iddiaları, bu sessizlikle beraber tarihin tozlu raflarına kalkmış, yerini korkak bir kabullenişe bırakmıştır.

Filistin davası, bizzat kendi kardeşleri tarafından uluslararası arenada yapayalnız ve savunmasız bırakılıyor. Arap dünyasının liderleri, koltuklarını korumak adına Kudüs’ün statüsünü ve Filistinli çocukların geleceğini feda etmekten çekinmiyor. Bu durum, bölgesel güç dengelerinin ne kadar çürük ve güvenilmez bir temele dayandığını gösteriyor.

Direniş Hattında Kırılmalar Ve Küresel Oyunlar

İran, Yemen ve Suriye gibi aktörlerin sürdürdüğü direnç, bölgedeki siyasi müdahalelerle bilinçli olarak zayıflatılıyor. Özellikle Suriye üzerindeki rejim değişikliği çabaları ve terör örgütlerinin sahaya sürülmesi, İsrail’e karşı oluşan cepheyi parçaladı. Direnişin kırılma noktası, yerel bir çatışma değil, küresel güçlerin büyük satranç hamlesidir.

Güç dengeleri sürekli değişirken, Filistin meselesi uluslararası elitlerin ajandasında bir pazarlık malzemesine dönüşüyor. Yemen ve İran’ın çabaları, bölgedeki işbirlikçi yönetimlerin engellerine takılarak etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Bu karmaşık yapı içinde, gerçek direnç gösterenler hem içerideki hainlerle hem de dışarıdaki devlerle savaşmak zorunda kalıyor.

Türkiye’nin Rolü Ve Toplumsal Güvensizlik Çıkmazı

Türkiye hükümetinin “aktif rol alıyoruz” söylemleri, sahadaki acı gerçekleri ve Gazze’deki yıkımı durdurmaya yetmiyor. Tarihsel bağlar ve sorumluluklar büyük olsa da, diplomatik manevralar Filistin davasını savunmada yetersiz kalıyor. Uluslararası baskılar ve karmaşık bölgesel politikalar, Ankara’nın elini kolunu bağlayan birer prangaya dönüşmüş durumda.

Arap halkları, kendi liderlerine karşı derin bir nefret ve güvensizlik besliyor. Yönetimlerin İsrail ile kurduğu gizli ortaklıklar, sokaktaki insanın adalet duygusunu zedeliyor. Bu güvensizlik ortamı, bölgedeki dayanışma ruhunu tamamen öldürürken, Filistin halkının yalnızlığını daha da derinleştirerek ihaneti sıradan bir olay haline getiriyor.

Stratejik Eylem Planı Ve Gelecek Tasavvuru

Barışın tesisi için öncelikle bölgesel işbirlikçilerin ve gizli planların deşifre edilmesi şarttır. İlk adım olarak, İslam ülkeleri arasında İsrail ile olan tüm ticari ve askeri anlaşmalar derhal askıya alınmalıdır. Gazze’nin yeniden imarı için bağımsız bir fon kurulmalı ve bu fon küresel denetime açılmalıdır.

İkinci aşamada, uluslararası ceza mahkemelerinde tarım alanlarının yıkımı “ekokırım” suçu olarak tescil ettirilmelidir. Bölgesel güçler, terör örgütlerine verdikleri desteği keserek gerçek bir savunma hattı oluşturmalıdır. Halkların iradesi yönetimlere yansıtılmadığı sürece, Ortadoğu’da huzur sadece bir hayal olarak kalacaktır. Gerçek kurtuluş, sinsi ihanet perdesinin yırtılmasıyla başlayacaktır.

SADİ ÖZGÜL