Abdülhamid’i Rol Model Edinenlerin Başı Beladan Kurtulamaz!!

Abdülhamid Mirası Kanlı Bir Kader Defteri

Tarihin tozlu sayfalarından fırlayan kararlar bugün milli güvenliğimizi sarsan devasa krizlere dönüştü. Geçmişin hataları coğrafyamızın damarlarında zehirli sarmaşık gibi dolanırken, gerçeklerle yüzleşmekten neden korkuyoruz? Sultanın otuz üç yıllık mutlak otoritesi, aslında modern Türkiye’nin çözülemeyen kördüğümlerinin atıldığı karanlık tezgahın ta kendisidir.

Hamidiye Alayları üzerinden kurulan güvenlik stratejisi, bölge barışını kalıcı olarak dinamitleyen stratejik körlüktü. Aşiretlerden devşirilen kontrolsüz güçler, asayiş sağlamak yerine etnik çatışmaların fitilini ateşleyen felaket mekanizmasına dönüştü. Disiplinsiz yapılar eliyle ekilen nefret tohumları, Ermeni meselesini uluslararası arenada aleyhimize kullanılan keskin silaha çevirdi.

Güvenlik Kalkanı Değil Felaket Mekanizması

Alayların bölgedeki keyfi uygulamaları, devlet otoritesini sarsarken Kürt sorununun temellerini de kanla attı. Erzurum’dan Van’a uzanan şiddet sarmalı, imparatorluğun sonunu hazırlayan toplumsal kırılmaları tetikleyen ana unsurdu. Barışçıl çözümler yerine silahlı aşiretleri sahaya sürmek, Anadolu topraklarında yüzyıllarca sürecek derin acıların ve bitmek bilmeyen terörün kapısını araladı.

Stratejik hataların bedelini bugün sınır hatlarımızda can vererek ödemek zorunda kalmamız tesadüf müdür? Yanlış ittifaklar ve liyakatsiz kadrolaşma, devletin bekasını tehlikeye atan en büyük iç tehdit haline geldi. Geçmişin mirası olarak devralınan şiddet kültürü, toplumsal dokumuzu bozarak bizi sürekli bir savunma refleksi içinde yaşamaya mahkum bıraktı.

Yönetim Kadrolarında Sadakat Ve İhanet Hattı

Gayrimüslim tebaanın kritik devlet makamlarına getirilmesi, hoşgörü maskesi altında yürütülen büyük bir yönetim zafiyetiydi. Hariciye ve maliye gibi hayati kurumların teslim edildiği isimlerin bir kısmı, ilk fırsatta imparatorluğun altını oyan faaliyetlere girişti. Liyakat dengesinin kurulamadığı atamalar, devletin en mahrem bilgilerinin dış güçlerin eline geçmesine zemin hazırladı.

Noradonkyan gibi isimlerin ihanetleri, stratejik kurumların güvenliği konusunda ne kadar büyük boşluklar bırakıldığını kanıtlıyor. Devletin mülkiyesi ve ekonomisi yabancı ellere bırakılırken, milli çıkarların nasıl göz ardı edildiği bugün dahi tartışılmalıdır. Kendi evlatlarını dışlayan, sadakati şüpheli isimlere bel bağlayan yönetim anlayışı, imparatorluğun çöküşünü hızlandıran en temel idari hataydı.

Filistin Topraklarında Siyonist Oyunun Başlangıcı

Yahudi siyaseti ve Filistin meselesi, II. Abdülhamid döneminde atılan yanlış adımların en acı meyvesini bugün veriyor. Theodor Herzl ile yapılan görüşmeler ve Siyonist hareketin taleplerine göz yumulması, Ortadoğu’nun geleceğini karartan sürecin başlangıcıydı. Borçların ödenmesi karşılığında toprak vaatleri, bölgedeki demografik yapıyı bozarak bugünkü işgal ve zulmün temellerini sessizce attı.

Almanya’nın sürece dahil edilmesi ve Kudüs ziyaretleri, Yahudi yerleşimlerinin hız kazanmasında katalizör görevi görerek felaketi büyüttü. Hayırsever duygularla izin verilen iskanlar, bugün İslam dünyasının kalbinde kanayan bir yara açan küresel oyunun ilk hamleleriydi. Sinsi siyasetin kurbanı olan Filistin toprakları, o günkü ferasetsiz kararların bedelini hala masumların kanıyla ödemeye devam ediyor.

Panislamizm Hayali Ve İngiliz Kurnazlığı Arasında

Halifelik makamının siyasi bir koz olarak kullanılmaya çalışılması, dönemin gerçeklerinden kopuk, başarısız bir idealizmden öteye gidemedi. Avrupa medeniyetine sırt dönüp hayali bir birliğin peşinden koşmak, Osmanlı’nın çok uluslu yapısını içeriden çürüten bir yaklaşımdı. Vatan kavramını ikinci plana atan anlayış, modern dünyada ayakta kalmamızı sağlayacak ulus bilincinin gelişmesini engelledi.

İngiliz desteği arayışıyla yürütülen Panislamizm projesi, emperyalist güçlerin kurnaz hamleleri karşısında ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Halifenin çaresizliği, uluslararası güç dengelerini okuyamayan bir yönetimin nasıl savrulduğunun en somut ve ibretlik göstergesidir. Gerçekçi olmayan politikalar, devleti modernleşme yarışında geri bırakırken, dini duyguların istismarı toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren kalıcı bir miras bıraktı.

Geçmişin Karanlık Mirasından Kurtulma Zorunluluğu

Abdülhamid döneminin mirası, bugün Türkiye için sadece bir tarih dersi değil, hayati bir uyarı levhasıdır. Tek adam yönetiminin ve çağ dışı politikaların toplumu nasıl bir uçuruma sürüklediğini görmemek için kör olmak gerekir. Aklımızı kullanıp gerçeklere uygun davranmazsak, geçmişin hayaletleri geleceğimizi de karartmaya devam edecek; peki biz bu bedeli ödemeye hazır mıyız?

YORUMCALAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir