Bu Ateşkes Davut Yıldızlı Gamalı Haç’a Benziyor

Davut Yıldızlı Ateşkes: Ortadoğu’nun Kanayan Yarası ve Küresel İkiyüzlülük

Ortadoğu’nun kadim topraklarında, kan ve gözyaşıyla yazılan bir destanın yeni perdesi aralanıyor. İsrail hükümetinin, ABD ve diğer küresel güçlerin eleştirilerine rağmen Gazze’ye yönelik yürüttüğü savaş, sadece çatışma değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerin ve insanlık vicdanının derin bir sorgulamasıdır. Hamas ve diğer İslami gruplar, “terörist” yaftasına rağmen seslerini yükseltmeye devam ederken, ateşkesin ardında yatan gerçekler, Davut Yıldızlı Gamalı Haç’ın gölgesini düşürüyor.

Medya Cephesi: Hakikatin Sesi

Filistinli gruplar, İsrail’in zulmünü ve kendi kahramanlıklarını dünyaya duyurmak için etkileyici medya kampanyaları yürütüyor. Ebu Ubeyde gibi figürler, bu grupların sembolü haline geliyor. İsrail’in propagandasına karşı hakikat cephesi oluşturuluyor. Netanyahu’nun savaşı sürdürme kararlılığına inat, Filistinli gruplar da mücadelesini sürdürmekte kararlı. Sadece askeri çatışma değil, aynı zamanda anlatı savaşı yaşanıyor. Kimin hikayesinin galip geleceği, geleceğin şekillenmesinde belirleyici olacak.

Dini Fanatizmin Gölgesinde Savaş

Filistin’in ulusal kurtuluş mücadelesi ile İsrail’in yerleşimci-sömürgeci savaşı, dini fanatizmin karanlık gölgesinde daha karmaşık hal alıyor. İsrail kabinesindeki dindar Yahudilerin, kippotlarıyla ve Davut Yıldızı sembolleriyle ateşkese karşı oy kullanmaları, etnik temizlik ve soykırım çağrıları yapmaları, çatışmanın sadece toprak değil, aynı zamanda inançlar üzerinden nasıl körüklendiğini gösteriyor. Dini metinlerin ve sembollerin, nasıl şiddet aracı haline getirilebileceğinin acı örneği yaşanıyor.

Bölgesel Dayanışma ve Küresel Sessizlik

Al Jazeera Arabic ve Al Mayadeen gibi kanallardan yansıyan görüntüler, Filistinlilerin enkaz altında kalan çocuklarının cesetleri üzerinde Tanrı’ya yakarışlarını gösteriyor. İslami gruplar, düşman tanklarına ve askerlerine karşı verdikleri mücadelede Tanrı’ya şükrederken, Hizbullah Mescid-i Aksa için şehit düşenleri anıyor. Yemen’deki Husi güçleri, Filistin’e yardım etmezlerse Tanrı’nın hoşnutsuzluğundan korktuklarını dile getiriyor. Bölgesel dayanışma, Şii ve Sünni Müslümanları bir araya getirirken, Batı dünyasının insani drama karşı sergilediği sessizlik, küresel ikiyüzlülüğün göstergesi.

Diplomasinin İkiyüzlü Yüzü ve Kimlik Siyaseti

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın İsrail ziyaretinde “Yahudi olarak buradayım” demesi, diplomasinin kişisel kimlikler üzerinden nasıl manipüle edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşılık, Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Al Safadi’nin “Ürdünlü ve Filistinli olarak konuşuyorum” demesi, bölgedeki kimlik siyasetinin derinliğini gözler önüne seriyor. Safadi’nin Filistin kökenli olması ve Mahmut Abbas’ın da 1948 öncesinde Filistinli Arapların çoğunlukta olduğu Safed’te doğması, toprakların tarihsel ve demografik yapısının ne denli karmaşık olduğunu gösteriyor.

Ayrıcalıkların Duvarı ve Mültecilerin Çaresizliği

Ürdün nüfusunun büyük çoğunluğunun Filistin kökenli olması ve mülteci kamplarının Filistin’e geri dönüş hakkını bekleyen insanlarla dolu olması, meselenin sadece çatışma değil, aynı zamanda varoluş mücadelesi olduğunu kanıtlıyor. Blinken’ın ve Amerikalı Yahudilerin İsrail’e istedikleri zaman dönebilme ayrıcalığına sahip olması, Lübnan, Suriye, Ürdün ve diasporadaki Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkından mahrum bırakılmasıyla keskin tezat oluşturuyor.

Uluslararası hukukun ve insan haklarının nasıl çifte standartlarla uygulandığını gözler önüne seriyor. Gazze’yi bombalayan İsrail’in ateşkes sonrası saldırılarına yeniden başlayacağı ve Filistinli grupların her yerde var olacağı gerçeği, ABD’nin bölgedeki müdahalelerinin sadece kargaşaya yol açtığını anlaması gerektiğini gösteriyor.

Direncin Gücü ve “Hannibal Prosedürü”nün Gölgesi

Samidoun: Filistinli Tutsaklarla Dayanışma Ağı’ndan Charlotte Kates’in de belirttiği gibi, Filistin halkının direnci güçlüdür ve susturulmayı reddetmektedir. Biden ve Blinken’ın, direnci baskılamak için “Hannibal Prosedürü” gibi “cerrahi operasyonlara” başvuracakları iddiaları, bölgedeki insani krizin derinliğini ve küresel güçlerin acımasızlığını ortaya koyuyor. İsrailli rehinelerin ailelerine geri dönüşüyle ilgili insani hikayelerin, İsrail’in sömürgeci askeri yargı ve hapishane sisteminin Filistinli ailelere on yıllardır dayattığı yıkımı da vurgulaması, trajedinin tüm boyutlarını gözler önüne serecektir.

“Haklı Öfke” ve Türkiye’ye Yansımaları

“Haklı öfke” kavramı üzerinden yürütülen tartışmalar, Ortadoğu‘daki çatışmanın sadece bölge meselesi olmadığını, aynı zamanda küresel vicdan meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye, çatışmanın hem tarihsel hem de kültürel bağları nedeniyle doğrudan etkilenen ülkedir. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye’nin milli güvenliğini ve toplumsal yapısını doğrudan tehdit ediyor. Filistin’deki insanlık dramı, Türkiye’de de derin yankılar uyandırıyor. Toplumsal bilinçlenmeyi ve farkındalığı artırıyor. Okuyucunun bilinçli farkındalık kazanması ve harekete geçmesi, küresel adaletsizliğe karşı durmanın tek yolu.

YORUMCALAR…