Suriye’nin Kanlı Kaderi: Batı’nın Gölgesinde Çöküşü!

Ortadoğu’nun kalbinde, son 70 yıldır Batılı güçlerin bitmek bilmeyen jeopolitik oyunlarının kanlı sahnesi. 1940’ların karanlık dehlizlerinden, 2010’ların “ılımlı” maskeli müdahalelerine uzanan süreç, sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin kaderini derinden etkiledi.

Peki, müdahaleler gerçekten neyi hedefledi? Yoksa sadece coğrafyanın kanını emmek için kurgulanmış büyük tiyatro muydu?

İstihbaratın Gölgesindeki Darbeler: Tarih Tekerrür Eder mi?

Suriye, Batılı istihbarat teşkilatlarının gizli operasyonlarının adeta laboratuvarı oldu. 1949’da, petrol şirketine imtiyaz vermeyi reddeden devlet başkanının devrilmesiyle başlayan kanlı dans, Batı’nın bölgedeki ilk rejim değişikliği operasyonuydu. Askeri ataşe kılığında Şam’a sızan ajanlar, darbeyi organize etti, yeni lideri işbaşına getirdi ve petrol imtiyazını garantiledi. Ancak “başarı”, kısa sürede yeni darbelerle, istikrarsızlıkla ve kanla ödendi.

Tarih, 2010’larda benzer senaryonun yeniden sahnelendiğini gösteriyor. Mevcut yönetimi hedef alan büyük gizli operasyon, 1949’daki darbenin sonuçlarıyla şaşırtıcı benzerlik taşıyor. Ortadoğu toplumlarının siyasi istikrarsızlığa eğilimli olduğu tezini doğruluyor.

“Ilımlı” Maskenin Ardındaki Radikal Gerçeklik

2011’den itibaren Batılı güçlerin Suriye’deki mevcut hükümeti devirme çabaları, “ılımlı muhalefet” adı altında mezhepçi ve teokratik gruplara verilen destekle şekillendi. Ancak destek, Batı’nın kendi değerleriyle çelişen, radikal unsurları besleyen girdaba dönüştü. El Kaide bağlantılı grupların yükselişi, Batı’nın stratejilerini altüst etti. “Ilımlı” grupların çoğu, aslında mezhepçi ve teokratik karakterdeydi.

İnsan hakları ihlalleri, mezhepçi şiddet ve sivillere yönelik işkenceci gruplar, Batı’nın “demokrasi” söylemini yerle bir etti. İdlib’in El Kaide’nin eline geçmesi, Batı’nın çelişkili politikasının somut örneği oldu. Medya, grupları “ılımlı muhalefet” olarak sunarak kamuoyunu manipüle etti. Kadın hakları gibi Batılı değerlerin Suriye’ye ithal edilme çabaları, radikal gerçeklikle yüzleşemedi. Aralık 2024’e gelindiğinde, El Kaide bağlantılı örgüt Suriye’nin çoğunluğunu kontrol altına almış, Batı destekli “ılımlı” muhalefet ise etkisiz kalmıştı.

Milyar Dolarlık Fiyasko: Gizli Operasyonların Yıkıcı Mirası

Suriye’deki cihadçı isyancıları silahlandırmak ve eğitmek amacıyla başlatılan dört yıllık gizli program, tarihin en maliyetli gizli eylem programıydı. 1 milyar dolarlık bütçeyle yürütülen operasyon, tanksavar füzeleri gibi etkili mühimmatı isyancılara sağladı. Ancak silahların El Kaide’nin eline geçmesi, programın siyasi desteğini zayıflattı. Ürdün ve Türkiye gibi ülkelerde yürütülen, 17 ülkenin dahil olduğu operasyonun amacı, Suriye Devlet Başkanı’nı devirmek ve Batı’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını korumaktı.

Ancak sonuç, mevcut liderin Rusya’ya kaçması ve yerine uluslararası terör listesindeki El Kaide üyesinin geçmesi oldu. İstihbarat teşkilatının eğitip silahlandırdığı isyancıların yargısız infazlar ve çatışma kurallarını ihlal eden davranışları, Batılı yetkililer tarafından biliniyordu. Programın etkinliği bölgesel güçlerin yardıma ihtiyacı olduğu bahanesiyle savunuldu. Program aracılığıyla Suriye’de en az 50 El Kaide isyancı grubun silah ve eğitim aldı.

2013-2017 yılları arasında istihbarat teşkilatı destekli savaşçıların 100.000 Suriye askerini öldürdüğü veya yaraladığı iddia ediliyor. Operasyonun, büyük finans şirketi tarafından koordine edilerek özelleştirilmesi, küresel finans dünyası ile istihbarat teşkilatı arasındaki karanlık ilişkiyi otrtaya çıkarmıştır.

Türkiye’ye Yansımalar: Komşudaki Yangın ve Milli Güvenlik Tehdidi

Suriye’deki oyun, Türkiye için sadece komşu meselesi olmaktan çok öteye geçti. Sınırlarımıza dayanan terör örgütleri, mülteci akınları ve bölgesel istikrarsızlık, Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan tehdit etti. Batı’nın “ılımlı” diye desteklediği grupların radikalleşmesi, Türkiye’nin güney sınırında terör kuşağı oluşmasına zemin hazırlaması, Türkiye’nin kendi güvenliği için Suriye’de aktif rol almasını zorunlu kıldı.

Ancak müdahaleler, Batı’nın çelişkili politikaları nedeniyle karmaşık hale geldi. Türkiye, terörle mücadele ederken, Batı’nın bölgedeki gizli ajandalarıyla yüzleşmek zorunda kaldı.

Sonuç: Perde Arkasındaki Gerçek ve İnsanlığın Çığlığı

Suriye’deki Batılı müdahaleler, karmaşık jeopolitik hesapların, çelişkili stratejilerin ve yıkıcı sonuçların aynasıdır. Gizli operasyonların sadece kısa vadeli hedeflere ulaşmakla kalmayıp, aynı zamanda uzun vadeli istikrarsızlık ve insani krizlere yol açabileceği gösterilmiştir.

Silahların yanlış ellere geçmesi, insan hakları ihlalleri ve bölgesel güç dengelerinin bozulması, operasyonların yıkıcı etkilerini gözler önüne sermektedir. Suriye’nin geleceği belirsizliğini korurken, deneyimler uluslararası ilişkilerde Türkiyenin nasıl strateji izleyeceği önemini ortaya koymaktadır.

Batılı güçlerin kendi jeopolitik çıkarlarını ön planda tutarak gerçekleştirdiği müdahaleler, sadece Suriye halkı için değil, tüm bölge için derin ve kalıcı yaralar bırakmıştır. Bölgenin karmaşık tarihten çıkarılacak dersler, gelecekteki dış politika kararlarında daha dikkatli ve sorumlu yaklaşım benimsenmesi gerektiğini işaret etmektedir.

YORUMCALAR