Suriye Üzerinde Kanlı Demokrasi Deneyinin Anatomisi
ABD’nin Suriye müdahalesi sanıldığı gibi 2011 yılında değil, bağımsızlığın hemen ardından 1946’da başladı. CIA henüz kurulmadan önce yürütülen gizli operasyonlar, bölgeyi yeni sömürgecilik kıskacına aldı. Demokrasi teşviki maskesi altında askeri yönetimler ve mezhepçi şiddet tohumları ekildi. Batı Asya bu sinsi stratejiyle istikrarsızlığa mahkum edildi.
CIA 1947 seçimlerini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle ederek uygun liderleri başa getirdi. Memnun kalmadığı hükümetlere karşı askeri darbeleri teşvik ederek diktatörlüklerin önünü açtı. 1949 yılındaki ilk darbe, siyasi güce silahla ulaşma algısını bölgeye kalıcı olarak yerleştirdi. Bu karanlık süreç 1963 Baas darbesine giden yolu bizzat döşedi.
Mezhepçi Şiddetin Kışkırtılması Ve Rejim Değişikliği
Baas rejimi ile Müslüman Kardeşler arasındaki çatışmalar, laik yönetim ve azınlık gruplar üzerinden körüklendi. 1980’lerdeki silahlı isyanlarda İsrail ve Ürdün gibi müttefikler üzerinden dolaylı destekler sağlandı. 2000’li yıllarda ise terörle mücadele bahanesiyle Suriye doğrudan hedef tahtasına oturtuldu. Pentagon’un devrilecek yedi hükümet listesinde Suriye ikinci sıradaydı.
ABD stratejisi Sünni-Şii ayrışmasını bir silah olarak kullanarak toplumsal dokuyu kasten bozdu. Suudi Arabistan ve İsrail ile iş birliği içinde radikal gruplar silahlandırıldı. Şii ve Alevi topluluklar düşman gösterilerek iç savaşın psikolojik altyapısı hazırlandı. Afganistan’da uygulanan mezhepçi savaş taktikleri Suriye sahasında yeniden devreye sokularak bölge ateşe atıldı.
Yumuşak Güç Maskesi Altında Yürütülen Propaganda
WikiLeaks belgeleri ABD’nin sivil toplum programları üzerinden yürüttüğü yıkıcı faaliyetleri tüm çıplaklığıyla kanıtladı. Sürgündeki muhalifler bölgesel müttefiklerle buluşturularak medya üzerinden rejim karşıtı yapay algılar oluşturuldu. İnsan hakları örgütleri bu operasyonel planların birer parçası haline getirildi. Maddi destekler doğrudan muhalif gruplara ve medya kanallarına aktarıldı.
Bu faaliyetler Suriye’deki gerçek reform çabalarını baltalayarak hükümetin daha da sertleşmesine neden oldu. Muhalefetin terörist olarak damgalanması süreci bizzat bu dış müdahalelerle tetiklendi. Demokratikleşme vaadiyle yola çıkanlar, ülkeyi uzun süreli bir şiddet sarmalına hapsetti. Jeopolitik çıkarlar uğruna halkın iradesi ve huzuru acımasızca kurban edildi.
Çifte Standartlı Politikaların Yarattığı Yıkım
Obama yönetimi diyalog görüntüsü verirken arka planda gizli operasyonlarla rejim değişikliğini destekledi. Bu ikiyüzlü politika iç savaşı tetikleyerek milyonlarca insanın hayatını karartan süreci başlattı. Gerçek amacın demokrasi olmadığı, sadece bölgesel hakimiyet kurma arzusu olduğu anlaşıldı. Etnik gerilimler kışkırtılarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği hedef alındı.
Radikal grupların güçlenmesine zemin hazırlayan bu karmaşık planlar bölge güvenliğini yok etti. Ortadoğu’yu sıfırlama operasyonları Suriye’yi bir terör laboratuvarına dönüştürerek istikrarı tamamen ortadan kaldırdı. Dış müdahalelerle getirilen sözde özgürlük, sadece kan ve gözyaşı getirdi. Halkın kendi kaderini tayin etme hakkı küresel güçlerin oyunlarıyla elinden alındı.
Türkiye Ve Bölge Güvenliğine Yönelik Tehditler
Suriye’deki istikrarsızlık Türkiye’nin milli güvenliğini ve toplumsal bütünlüğünü doğrudan tehdit eden boyuta ulaştı. Sınırlarımızdaki terör yapılanmaları sinsi planların doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Coğrafyamızı parçalamayı hedefleyen bu projeler, insanımız aleyhine çalışan karanlık bir mekanizmadır. Milli savunma stratejileri bu küresel oyunları bozacak şekilde yeniden kurgulanmalıdır.
Halkımızın bu sinsi oyunlara karşı uyanık olması ve gerçekleri sorgulaması hayati önemdedir. Toplumsal bilinçle hareket edilmediği sürece dış müdahalelerin yarattığı yıkım kapımızda kalacaktır. Geleceğimizi korumak için bu karanlık planların perdesini aralamak zorundayız. Gerçek huzur ancak dış güçlerin elini bölgemizden çekmesiyle ve halkın iradesiyle mümkün olacaktır.
Stratejik Eylem Ve Bölgesel Direnç Planı
Türkiye acilen bölge ülkeleriyle egemenlik haklarını koruyan bağımsız bir güvenlik koridoru tesis etmelidir. Dış destekli sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri milli güvenlik süzgecinden geçirilerek sıkı denetime alınmalıdır. Mezhepçi kışkırtmalara karşı toplumsal barışı önceleyen yerli ve milli bir dil geliştirilmelidir. Sınır güvenliği sadece askeri değil, istihbari ve ekonomik önlemlerle tahkim edilmelidir.
Bölgesel sorunların çözümü için dış aktörlerin dışlandığı yerel müzakere masaları kurulmalıdır. Propaganda savaşlarına karşı kamuoyunu doğru bilgilendirecek güçlü medya ağları oluşturulmalıdır. Milli çıkarlarımızı tehdit eden her türlü küresel projeye karşı pragmatik ve sert bir duruş sergilenmelidir. Kendi irademizle inşa edeceğimiz bir gelecek için toplumsal uyanış başlatılmalıdır.
YORUMCALAR

One thought on “El-Kaide; Suriye’deki “Demokrasi” Projesi”
Comments are closed.