Jenerasyonun Dramı: Kutsal Davalardan Konforlu Villalara

Türkiye’nin siyasi tarihinde bir jenerasyonun ömrü, ibadet aşkıyla yapılan ideolojik kavgaların ve şeytani planların dişlileri arasında sistematik olarak öğütüldü. Gençlik yıllarını vatan, millet ve demokrasi gibi yüce değerler uğruna feda eden bu nesil, bugün kendi emeklerinin üzerine oturan yeni yetme aktörler tarafından yok sayılıyor.

Peki, seksenlerin o karanlık dehlizlerinde can veren yüz binlerce gencin hayatı, bugün atı alanın Üsküdar’ı geçtiği köşe dönücülük yarışına meze edilmek için mi karartıldı? Siyasetin geniş ufkunda kaybolup dar alanlarına hapsedilen bu jenerasyon, sadakati ölümüne teslimiyet sanarak kendi fikri hürriyetini bizzat kendi elleriyle boğmuştur.

Soğuk Savaşın Piyonları ve CIA Laboratuvarında Karartılan Hayatlar

Soğuk savaşın o buz gibi gerçeklerini anlamadan, Türkiye’de neden gençlerin birbirine kırdırıldığını ve provokasyonların nasıl kurgulandığını kavramak mümkün değildir. Charles de Gaulle’ün ABD’nin karşılıksız dolarına başkaldırması üzerine Paris sokaklarını cehenneme çeviren CIA aklı, aynı dönemde Türkiye’nin gençliğini benzer operasyonlarla ateşe atmıştır.

Bizim jenerasyonumuz, küresel güçlerin yönetime müdahale edebilmek için kurguladığı şeytani planların laboratuvar faresi yapılmış; Mamak Zindanları gibi puslu hücrelerde hayatları karartılmıştır. Bu jenerasyonun kahır ekseriyeti, geçmişte uğradığı zulmü bugünkü siyasi duruşunun yegane yakıtı yaparak seksenlerde takılıp kalmış ve maalesef bir milim ilerleyememiştir.

Köşe Dönücü Vatan Kurtaranlar ve Sadakat Putu

Vatan kurtaran takımın bir kısmının sınıfta çakıp, diğer kısmının ise sağ-sol fark etmeksizin köşe dönücülükte uzmanlaşması, bu jenerasyonun ahlaki muhasebesindeki en büyük kara lekedir. Mütevazı yaşam vaatleriyle yola çıkıp, iktidarın nimetleriyle tanışınca ideallerini havuzlu villaların tapusuna takas edenler, o yollarda samimiyetle koşanların kemiklerini sızlatmaktadır.

Peki, bu jenerasyonun heyhat, ömür vermeye değmezmiş meğer diyen o hüzünlü sesi, bugün yeni yetişen gençlik için uyarı fişeği olamaz mı? Hayatın su gibi akıp geçtiği ve amellerin niyetlere göre değer kazandığı kısacık ömürde, birilerinin siyasi ikbali için harcanan yılların muhasebesi kaçınılmazdır.

Milli Muhasebe ve Davası Uğruna Can Verenlere Selam

Yollar yordu bu jenerasyonu; samimiydiler ama en çok da kendi içlerindeki o sarsılmaz inancın küresel ve yerel odaklarca sömürülmesine izin verdikleri için yoruldular. Bugün gelinen noktada, geçmişin o puslu müdahalelerini ve gençliğin nasıl harcandığını açık yüreklilikle konuşmak ve büyük toplumsal yarayı sarmak zorundayız.

Sorgulama yapmaktan korkan bir nesil, geleceğe hiçbir miras bırakamaz. Bizim mirasımız, sadece çekilen acılar değil, o acılardan çıkarılan dersler ve bir daha asla piyon olmayacak milli şuur olmalıdır. Sorgulamayı topu taca atmak olarak görenler, aslında kendi pişmanlıklar kumkumasıyla yüzleşmekten kaçan korkaklardır.

Geçmişle Yüzleşme Zorluğu ve Etkisiz Eleman Olmak

Tarafı oldukları siyasetçilerin bir ay önce söylediklerini bugün inkar etmelerini bile sorgulamayacak kadar etkisizleşen bu kitle, aslında kendi geçmişine ihanet etmektedir. Geçmişle yüzleşmekten korkan ve tasfiyeyi kabullenen bu anlayış, ülkeye ne komünizmin ne de faşizmin gelemeyeceği gerçeğiyle yüzleştiğinde, büyük hayal kırıklığı yaşamaktadır.

Uğruna ömür verdikleri kavgaların ne kadar beyhude olduğunu anlamanın ağırlığı altında ezilen bu nesil, hatıralar sarmalını kurtuluş gemisi sanmaktadır. Ancak gerçeklerle yüzleşmeyen her gemi batmaya mahkumdur. Bu jenerasyonun ekseriyeti seksenlerde takılıp kaldı ve maalesef etkisiz eleman olarak sistem tarafından yok sayıldı.

Sonuç: Ömür ve Muhasebe Hattında Hakikat

Sonuç olarak; zaman akıp giderken, geç de olsa anladığımız o kısacık hayatın sonunda dikilen gerçek, davanın şahıslar değil hakikat olduğudur. Selam olsun davası uğruna gerçekten ömür veren, can veren ve baş veren o isimsiz kahramanlara. Onların samimiyeti, bugün villalarda sefa sürenlerin sahte davasından yücedir.

Peki, zihinsel işgali ve kuşatmayı kırmak için daha ne kadar bekleyeceğiz? Bu jenerasyonun muhasebesi, aslında Türkiye’nin de muhasebesidir ve bu muhasebe yapılmadan, ne yollar biter ne de o yorgunluklar geçer. Hakikat, sahte sadakatlerden ve konforlu ihanetlerden çok daha büyüktür ve her zaman kazanacaktır.

HALİS ÖZDEMİR