Davutoğlu Saadet’e Gelsin Diye Çırpınanlar…

Stratejik İflasın Guguk Kuşu Operasyonu

Siyasi arenada ilkeler rafa kalkarken, Milli Görüş kalesine sızma girişimleri dedikodularla harlanıyor. Suriye bataklığının mimarı Ahmet Davutoğlu’nun Saadet Partisi kapısına dayanması, camiada infial yarattı. Geçmişin karanlık bagajıyla bu çatı altına girmeye çalışmak, siyasi intihar değil de nedir? Milli güvenlik sorunu haline gelen stratejik derinlik masalları, Anadolu topraklarında hala taze yaralar barındırıyor. Taşeronluk vazifesini tamamlayanların, şimdi de kutsal davanın genetiğiyle oynamasına izin verilecek mi?

Danışmanlık Yalanı Ve Kripto Gerçekler

Davutoğlu’nu aklama çabasındaki zevat, onun Erbakan Hoca’nın danışmanı olduğu masalını anlatıyor. Oysa gerçekler çok daha acı ve nettir; kendisi sadece Abdullah Gül’ün gölgesinde kadro almış bir memurdu. Başbakanlık makamını referans göstererek meşruiyet devşirmeye çalışmak, tarihe karşı işlenmiş büyük bir sahtekarlıktır. 28 Şubat sürecinde NATO karargahından gelen o meşhur kripto belge saklanırken, bu ekip neredeydi? Milli Görüş liderinden bilgi kaçıranların, bugün aynı kapıda sadakat araması tam bir pişkinlik örneğidir.

Karanlık dehlizlerde hazırlanan planlardan haberdar olanlar, neden o gün sustular? Erbakan’ın arkasından iş çevirenlerin danışmanlık payesiyle ödüllendirilmesi, teşkilat hafızasında derin bir yara olarak duruyor. Şimdi hangi yüzle, hangi üstün meziyetle bu kutsal kapıdan içeri girmeyi talep ediyorlar? Geçmişin kirli sayfaları temizlenmeden, ihanet kokan dosyalar kapanmadan yapılacak her türlü davet, Milli Görüş’ün tarihsel mirasına ihanettir. Siyasi hafıza, bu sinsi oyunları asla unutmayacak ve affetmeyecektir.

Etkin Pişmanlık Yoksa Kapı Kapalıdır

Erbakan Hoca’nın kapısı herkese açıktı ancak girişin bedeli netti: Etkin pişmanlık. Davutoğlu cephesinde ise pişmanlık yerine, hala hataları savunma ve eski partinin ilkelerine bağlılık nutukları duyuluyor. Tevbe etmeyen, alenen özür dilemeyen birinin bu çatı altında yeri olabilir mi? Milli Görüş, günah çıkarma merkezi değil, çelikleşmiş bir inanç merkezidir. Alenen yapılan yanlışların hesabı verilmeden, kapıdan içeri adım atmak sadece bir hayalden ibarettir.

Hala AK Parti kurucu değerlerinden bahsedenlerin, Saadet Partisi’nde siyaset yapma arzusu samimiyetten uzaktır. Erbakan, kapıdan çevirdiği adamlarla davasını korumuş, ilkelerinden asla taviz vermemiştir. Bugün sosyal medyada “ne olacak canım” diyenler, davanın ağırlığını tartamayan gafillerdir. Pişmanlık göstermeyen, aksine kibrini sürdüren bir figürün partiye katılması, Milli Görüş’ün ruhuna fatiha okumakla eşdeğerdir. Şartlar bellidir; ya tam teslimiyet ya da tam dışlanma kaçınılmazdır.

Üç A Formülüyle Gelen Büyük Tehdit

Gül, Davutoğlu ve Babacan üçlüsünden medet uman zihniyet, partiyi kendi karanlık planlarına alet etmek istiyor. Bu isimlerin ortak özelliği, Milli Görüş çizgisinden saparak küresel güçlerin değirmenine su taşımış olmalarıdır. Saadet Partisi’ni güçlendirmek değil, onu kendi emellerine göre şekillendirmek için pusuda bekliyorlar. Milli Görüş’ün geleceği, bu ithal akıllarla değil, kendi öz evlatlarının ferasetiyle şekillenmelidir. Dışarıdan enjekte edilmeye çalışılan bu siyasi virüs, bünyede ağır hasar bırakacaktır.

Partiyi bir basamak olarak kullanmak isteyenlerin asıl amacı, davanın içini boşaltmaktır. Eğer niyetleri gerçekten güç katmak olsaydı, gemi fırtınadayken çoktan gelirlerdi. Şimdi sığınacak yer arayan bu kadroların, teşkilatın genetiğini bozmasına izin vermek tarihi bir vebaldir. Milli Görüş, kendi değerleri üzerinde yükselen bir çınardır ve dışarıdan aşılanan çürük dalları kabul etmez. Bu üçlü çete mantığıyla hareket edenlerin, partinin misyonunu değiştirmesine asla müsaade edilmemelidir.

Milli Güvenlik Hattında Son İhtar

Türkiye’nin bekası ve coğrafyamızın selameti, Milli Görüş’ün dik duruşuna bağlıdır. Stratejik hatalarla ülkeyi uçuruma sürükleyenlerin, şimdi milli güvenlik ekseninde söz sahibi olmaya çalışması trajikomiktir. Saadet Partisi liderliği, tabandan yükselen bu haklı çığlığı duymalı ve sinsi operasyonlara set çekmelidir. Kendi kimliğini kaybeden bir hareket, siyasi arenada sadece bir figüran olarak kalmaya mahkumdur. Uyanık kalmak ve davanın namusunu korumak, her bir ferdin asli görevidir.

Vakit varken bu yanlış yoldan dönülmeli, ithal aday ve isimlerden vazgeçilmelidir. Milli Görüş, Türkiye’nin sigortasıdır ve bu sigortanın atmasına neden olacak her hamle vatana ihanettir. Dış güçlerin planladığı sızma girişimi, teşkilatın çelik iradesiyle bertaraf edilmelidir. Aksi halde, tarih bu dönemi büyük kırılma ve yok oluş süreci zinciri olarak kaydedecektir. Kendi özgün çizgisini koruyamayanlar, başkalarının çizdiği yolda kaybolmaya mahkumdur. Gelecek, sadece ilkelerine sadık kalanlarındır.

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir