Siyasal İslam’ın Sosyolojik İflası ve İnançsal Kırılmaları Çöküşlerinin Habercisi mi?
Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik gibi AK Parti kurucularının sağda solda ortaya çıkan son çıkışları, 23 yıl önce “Erdemliler Hareketi” iddiasıyla yola çıkan yapının sosyolojik mağlubiyet ilanıdır. 22 yıllık iktidar sonunda dindarlık kaçış noktasına gelmiş; milletin Müslümanlığı, başörtüsünü ve namazı terk ettiği gerçeği, bin yıllık inanç bağlarını koparan devasa yıkım olarak resmen tescillenmiştir.
Bu tablo, Cumhuriyet vizyonunun tarihsel zaferidir. Siyasal İslam pratikleri toplumu deizme ve ateizme sürüklemiştir. Sırp Ortodoks Kilisesi’nde vaftiz olan aileler örneği, dindar nesil projesinin yerini siyasetin dini araçsallaştırmasından nefret eden önemli kitleye bıraktığını kanıtlayan, halkı İslam’dan soğutan akıl tutulması örneğidir.
Adalet Enkazı ve KHK Faciasının İnançsal Tahribatı
Hukuk devletinin yerini alan keyfi uygulamalar ve KHK faciası, toplumun adalet direncini kökten kırmıştır. Yargının suçsuz bulduğu binlerce insanın görevine dönememesi, ailelerin yıpranması ve dışlanması, kul hakkı üzerinden ağır eleştiriye tabidir. Adalet sütunları çöken yapıda, dini ritüeller halkın gözünde artık ahlaki anlamını tamamen yitirmiş durumdadır.
Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik gibi isimler başta olmak üzere onların yol arkadaşları tarafından sağda solda yapılan “itiraflar” sözde kucaklaşma ve genel af çağrıları, vicdan muhasebesinden ziyade günah çıkarma seansıdır. Müslümanlığın son 22 yılda yalan, hırsızlık ve yolsuzlukla anılması asıl beka sorunudur.
O isimlerin mensubu oldu siyasi zihniyetin kurduğu ve vergiden muaf birçok vakıf üzerinden yürütülen tartışmalar, muhafazakar mahalledeki kültürel dönüşümün ve halkın İslam’dan kitlesel kopuşunun ve deist olma sınırına yaklaşmasının en somut yansıması olarak bugün karşımızda dimdik durmaktadır.
Kozmik Oda ve Devlet Hafızasına Yapılan İhanet
Arınç’ın tehdit ediliyorum diyerek yaygara koparmasıyla devletin mahremi olan Kozmik Oda baskını, TSK bünyesindeki seferberlik esnasında görevli vatan evlatlarının hayatına mal olabilecek ihanet kronolojisidir. Savcıların eliyle yazılan kumpas iddianameleri, devlet sırlarını ifşa etmiştir. Süreçte, Erdemliler Hareketiyle başlayan siyasi aktörlerin üzerine yapışan ve halkın devlete olan kutsal güvenini sarsan, asla temizlenemeyecek olan kara lekedir.
“Bağırsaklar temizleniyor” denilerek meşrulaştırılan operasyonların, aslında FETÖ ile kol kola yürütülen tasfiye olduğu bugün o harekitn içindekiler tarafından itiraf edilmektedir. Ancak çok geç gelen itiraflar, Arınç ve Çelik gibi isimlerin ve yol arkadaşlarının geçmişteki rollerini unutturmamaktadır. Halk nezdinde bu isimler, suç ortaklığı eleştirileriyle ve inanç sömürüsü suçlamalarıyla tarihsel bir yüzleşmeye her zaman mahkumdur. Hatta öldükten sonra bile…
Parsel Parsel Yağma ve Mücahitlikten Müteahhitliğe Geçiş
Arınc’ın “Ankara’yı parsel parsel sattılar” açıklaması, dünün mücahitlerinin bugünün müteahhitlerine dönüşme hikayesidir. İşçiye, memura, emekliye, çiftçiye kurulan komplolar, halk yoksullaşırken 5T çevresinde süren lüks yaşamla çelişmektedir. Bu ekonomik yağma düzeni, “İslam buysa benden uzak olsun” diye düşünmeye başlayan halkın dini değerlere olan saygısını bitiren ahlaki iflastır.
Bu çürümüş düzeni ayakta tutmak için kullanılan araçlar, toplumsal gerçekliği karartmaya yetmemektedir. Ekonomik çöküş, sadece rakamlarla değil, kaybedilen ahlaki değerler ve çalınan halkın geleceğiyle, insanların dinden uzaklaşmasıyla doğrudan doğruya ölçülmektedir.
İyi Polis Rolünün Sonu ve Samimiyet Testi
Arınç ve Çelik’in sözde eleştirel ama özde ise vicdan yaparak günahlardan kurtulmaya yönelik çıkardıkları sesleri, toplumda sadece gaz alma ve iyi polis oyunu olarak algılanmaktadır. Girdikleri polemikler ve siyasi pozisyonları, samimiyet testinden geçemediğini göstermektedir. Statükoyu koruma çabaları, artık halkın derin şüphe ve din sömürüsüne karşı geliştirdiği o haklı öfkesine çarpmaktadır.
Siyasal İslam’ın Türkiye serüveni, kendi yarattığı canavarların kurbanı olmuştur. Bu yapı tarihin kara çöplüğüne %100 gömülme riskiyle karşı karşıyadır. Tek çıkış yolu, evrensel hukuk merkezli Cumhuriyet değerlerine amasız dönüş yapmaktır. Gerçek ahlakla yüzleşmeyen hiçbir yapı, bu toplumsal ve inançsal enkazın altından, halkın nefretini kazanmadan asla ve asla kalkamayacaktır.
Sivil Toplumun Direnci ve Yeniden İnşa Sorumluluğu
Siyasal İslam’ın yarattığı inançsal enkaz, sivil toplum kuruluşları (STK) için hem bir sınav hem de zorunlu bir görev alanıdır. İktidarın arka bahçesine dönüşen yapılar halkın güvenini tamamen yitirirken, bağımsız STK’lar liyakat ve şeffaflık temelinde yeni toplumsal sözleşme inşa etmek için acilen harekete geçmelidir.
STK’lar, siyasetin kirlettiği dini ve ahlaki değerleri korumak adına evrensel hukuk normlarını savunmalı, mağdur edilen KHK’lılar ve yoksullaşan halk için gerçek diren odağı olmalıdır. İnanç sömürüsüne karşı rasyonel ve analitik duruş sergileyerek, toplumun yeniden demokratik değerlerle buluşmasını sağlamak tek çıkış yoludur.
Milli Güvenlik Tehdidi ve Coğrafi Yıkımın Eşiği
Karanlık tablodan çıkış için gereken irade, mevcut siyasi aktörlerin samimiyetsiz itiraflarında değil, halkın özgürlük talebinde gizlidir. Toplumun her kesimine yayılan huzursuzluklar, yeni bir dip dalganın habercisi olabilir. Dip dalganın başarısının yolu, önce ahlak ve hukuk devletini yeniden tesis etmekte yatmaktadır.
Ancak şu bir gerçek ki, son 22 yıllık inançsal çöküşün bedelini ne yazık ki yine kandırılan Türk halkı ödeyecektir.
SADİ ÖZGÜL

