Covid-19 Aşılarını Kabul Edenler Akıllı İnsanlar mı?

Covid-19 Aşıları: Akıl Oyunları ve Gerçeklerin Gölgesinde Toplumlar

Pandemi süreci, insanlığın kolektif zekasını ve sorgulama yeteneğini sınayan bir dönemeç oldu. Peki, Covid-19 aşılarını kabul edenler gerçekten akıllı insanlar mıydı, yoksa daha derin bir manipülasyonun kurbanı mı oldular? Bu soru, İsveç’te yapılan çarpıcı bir araştırmanın ışığında yeniden gündeme geliyor.

Zeka Testleri ve Aşı Kararları: Bir Bağlantı Var mı?

İsveç’te yapılan bir araştırma, Covid-19 aşılarının kabulü ile zeka seviyesi arasında şaşırtıcı bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Ordu geçmişi olan 750 bin erkek ve askere alınan 3.000 kişinin 20 ila 40 yıl önceki zeka testi puanları incelendi. En yüksek puan alan grubun %80’inin ortalama 50 gün içinde aşılandığı, en düşük puan alan grubun ise aynı orana 180 günde ulaştığı belirlendi. Bu bulgu, aşı kararlarının ardındaki motivasyonları sorgulatıyor.

Şirketlerin Geçmişi ve Halkın Güveni

Pfizer gibi ilaç devlerinin geçmişteki sicili, aşıların güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Şirketin lekeli kurumsal geçmişine rağmen, Covid-19 aşıları başlangıçta büyük bir cömertlikle kullanıldı ve 2021’de rekor satışlar elde etti. Ancak halk, aşılarla ilgili sorunları gerçek dünya deneyimleri ve veriler aracılığıyla öğrendikçe, Pfizer’inki de dahil olmak üzere aşı talebi önemli ölçüde azaldı. Moderna’nın aşısı İsveç’te askıya alındı ve hükümet 722.000 dozu diğer ülkelere bağışladı. Bu durum, halkın uyanışının bir göstergesi miydi?

Zeka mı, Uygunluk mu? Testlerin Gerçek Yüzü

Peki, zeka testleri gerçekten zekayı mı ölçer, yoksa sadece sosyal beklentilere uygunluğu mu? İsveç’teki bir başka çalışma, sınavların zeka yerine sosyal beklentileri ölçme yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor. Bu, “zeki” kabul edilen insanların, karmaşık düşünce süreçleri yerine sosyal olarak kabul edilebilir hareketleri dikkate aldığını düşündürüyor. Kurallara uymama çabalarının akademik başarıya katkı sağladığı, ancak uyum sağlama baskısı altında olanların bazı mesleklerde zorluklarla karşılaştığı belirtiliyor. Bu, aşı kararlarında da benzer bir dinamik olduğunu düşündürüyor.

Eleştirel Düşüncenin Tehlikeleri ve Sansürün Gölgesi

Hükümetlerin pandemi sürecinde “aşı” üreten şirketlere yasal dokunulmazlık vermesi, eleştirel düşünenler için büyük bir tehlike sinyaliydi. Bir ürünün zararlı olduğuna karar veren zeki bir insan, yasal tazminat almadan bunu neden kullansın? Tartışmanın bastırılması, akıllı bir insanda şüphe uyandırmalıdır. Bilginin önceden bastırılması, bastırılan bir şeyin ikna edici bir güce sahip olduğunu gösterir. Sansürle uğraşanlar, bilgilendirilmiş rıza ve yetkilerin özerklik beyanlarına karşı ikiyüzlü bir şekilde hareket ettiler.

“Bilimi” Modellemek: Gerçeklikten Kopuk Tahminler

Kitle iletişim oyunu olarak nitelendirilen alternatif sessiz savaşta, insanların düşmana karşı savaşma şansına sahip olabilmeleri için kalplerine korku salan, iradelerini zayıflatan ve onları birbirine düşüren faktörleri doğru anlamaları gerekmektedir. Büyük ölçüde bilgisayar modellemesiyle kışkırtılan bu modeller, kamuoyunda gerçekle alakası olmayan kesinlik ve doğruluk yanılsaması oluşturur. Ancak, geniş ve belirsiz aralıktaki girdi değişkenleriyle ve birden fazla düşük güvenirlik varsayımıyla modelin çıktısının doğru olmayacağı açıktır. Gerçeklik modellerin çıktılarıyla örtüşmediğinde ise dayandığı varsayımların yanlış olduğu kabul edilmelidir.

Geçmişten Gelen Hatalar: Felaket Tellallığı Senaryoları

Geçmişte de benzer felaket tellallığı senaryoları oluşturulmuştu. 2001-2002’deki şap ve deli dana hastalığında ölüm oranı sadece %2 oldu. Kuş gribi ve domuz gribinden milyonlarca ölüm tahminleri de gerçekleşmedi. 2005’te öngörülen 200 milyon ölüm yerine sadece 282 kişi öldü. 2009’da domuz gribinden beklenen milyonlarca ölüm yerine sadece 8240 kişi öldü. Bu tür hatalı modellemeler, Covid salgını için de yapıldı ve neredeyse dünya nüfusunun üçte birinin ölmesi öngörüldü. Bilim insanları, bu tahmini modellemenin başarısız olduğunu açıklamışlardır.

PCR Dolandırıcılığı: Korku Aşılamanın Yeni Yolu

Bazı teknolojiler korku aşılamak amacıyla kullanılabilir mi? PCR testi, Covid-19 için test olarak iddia edilmiş olsa da, gerçekte sadece bir yedek test olduğu ve yanlış pozitif sonuçlar üretme eğiliminde olduğu ortaya çıktı. PCR, bulaşıcı durumu teşhis etme konusunda kesin bir yöntem değildir. Yanlış bir şekilde uygulanan bir PCR testinin, Covid-19’un bilimsel olarak hiç var olmamış bir hastalığın, bir illüzyonla varmış gibi gösteren sihirbaz sopasından başka bir şey değildir aslında.

Doktorlar ve Siyasilerin Rolü: Sorgulanmayan Gerçekler

Çoğu bilim insanı ve doktor, teşhis ve tedavi çalışmalarını resmi sağlık verilerine dayandırarak yapar. Ancak bu verilerin doğruluğunu veya üretim süreçlerini nedense sorgulamaz. Siyasilerin halkı aşı olmaya zorlamak için mobbing yöntemlerini kullanması ise dürüstlük, ahlak eksikliği ve doğrulukla ilgili endişeleri beraberinde getiriyor. Son veriler siyasilerin pandemi sürecinde yaptıkları iddialarının aksi çıkmasına rağmen özür dilemediler. Bu durum siyasilerin güvenilirliklerine büyük ölçüde zarar verdi.

Nefret Toplumu: Bölünmüş Bir Dünya

Yeni savaş araçlarının kontrolünü ele geçirenlerin, bir ulusun vatandaşları ile meşru çıkar çatışmalarını ortadan kaldırmak amacıyla ahlaktan tamamen kaçıp ve kültürün yok edilmesine yol açmış olabilir. Bu durum sonucunda “aşılanmışlar” ve “aşılanmamışlar” şeklinde bölünmüş bir toplum oluşturuldu. Aşılanmışların çoğu ise aşılanmamışların temel özgürlüklerin kısıtlandığını görmekten mutlu olduğu ve bu durumu kendileri ayrıcalık olarak kabul etmek gibi garip bir ortam oluşturdu.

Covid Aşılarının Yan Etkileri: Göz Ardı Edilen Gerçekler

Araştırmalar, Covid-19 aşılarının hayat kurtarmadığını aksine ölümleri artırdığını ve üçüncü ve dördüncü takviye dozlarının tüm nedenlere bağlı ölümlerde benzeri görülmemiş yüksek zirvelere neden olduğunu gösteriyor. Aşıların neden olduğu ölüm riski, klinik araştırmalardan elde edilen verilere göre 1.000 kat daha fazla. Sızan FDA-Pfizer raporu, ciddi olumsuz olayların yüksek oranda ve çoklu organ sistemlerini etkilediğini göstermektedir. Bu olaylar genellikle nörolojik, kalp damar ve üreme sistemlerini etkilemektedir.

Pıhtılaşma Sorunları ve Nörolojik Komplikasyonlar

Covid-19 aşılarına “pıhtı aşısı” adının verilmesinin sebebi, aşılamadan kısa bir süre sonra kan pıhtılaşma sorunlarıyla ilgili çalışmalar ve vaka raporlarının yayınlanmasıydı. Bilim adamları, Haziran 2021’de yayınlanan makalelerde, Covid-19 aşılarıyla ilişkilendirilen (VITT) yeni bir sendrom tespiti yaptılar. Birçok çalışma, Covid-19 aşılarının nörolojik komplikasyonlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu komplikasyonlar arasında titreme, uykusuzluk ve kas spazmları yer almaktadır.

Kalp Sorunları ve Sporcuların Dramı

Ulusal Tıp Kütüphanesi’nde yayınlanan bir rapor, sporcular arasında artan kalp durması problemine dikkat çekmektedir. Ocak 2021’den bu yana 1.598 sporcu kalp krizi geçirdi ve bunların 1.101’i ölümcül sonuçlarla sonuçlandı. Bu, 35 yaşın altındaki sporcular arasında ölüm oranının, 38 yıllık bir döneme kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir. Aşılanmamış kişilerde miyokardit veya perikardit insidansında önemli bir artış tespit edilmemiştir.

Zihin Savaşları ve Cehaletin Bedeli

2024’e doğru ilerlerken, üç yıl boyunca insanlık tarihindeki en büyük ve küresel yapılan psikolojik savaş operasyonunun üçüncü yılı tamamlandı. Sağlık yetkilileri ise aşıların faydalarının risklerden daha ağır bastığı yalanını sürdürmekte ve tedbirler yerine daha fazla gözetim önermektedir. Ancak gerçek, virüsün var olmaması ve pandeminin olmaması yönündedir. Aşılar ise güvenli ve etkili değildir.

Bu durum bir sınıf savaşıdır ve düşmanlar kendilerini seçkinler olarak görmektedir. Medya da düşman kontrolü altındadır ve tarihin en büyük psikolojik saldırı operasyonunu başlatmıştır. Bu süreçte bilgi en iyi savunmadır ve cehaletli toplumlar düşmana güç vermektedir.

YORUMCALAR