Siyasetin Kör Noktası Ve Sosyal Tabanın Öfkesi
Perdelerin ardında dönen kirli oyunları ve iktidarın sahte gülüşlerini görmezden gelmek kendi ipimizi çekmektir. Siyasetin sığ sularında kulaç atanlar, toplumsal dinamiklerin derin akıntılarını fark etmedikçe kaçınılmaz felakete sürükleniyor. Mevsimin kış olduğunu unutup anlık güneşe aldananlar, sosyal tabanın gerçek eğilimlerini okuyamadıkları için donmaya mahkumdur.
Türkiye’nin yakın geleceğinde siyasetin ana eksenini milliyetçilik belirleyecektir. Bu durum sadece kehanet değil, jeopolitik sarsıntıların acımasız dayatmasıdır. Halkın nabzını tutamayan yapılar, tarihin tozlu sayfalarına gömülmeye adaydır. Toplumsal dalgalara karşı durmaya çalışan her güç, eninde sonunda milletin iradesi karşısında diz çökmek zorunda kalacaktır.
Tarihin Acı Dersleri İmparatorlukların Hazin Çöküşü
Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu, sosyal tabanın milliyetçi uyanışını görmezden gelmenin en çarpıcı dersidir. Farklı kimliklerle toplumu bir arada tutma çabaları, ulusal devlet kurma arzusu karşısında paramparça olmuştur. Müslümanlık üzerinden birleştirme gayretleri de toplumsal tabanın rotasından uzak olduğu için hüsranla sonuçlanmış, geriye sadece Anadolu kalmıştır.
Cumhuriyet’in kuruluşu ise milliyetçi ruhu doğru okuyan bir avuç askerin eseridir. Milli Mücadele, milliyetçi ve üniter devlet anlayışıyla verilmiş, milletin rüzgarı arkaya alınarak zaferle taçlandırılmıştır. Toplumu anlamak ve onunla bütünleşmek, siyasi başarıya giden yegane anahtardır. Halkın ruhunu ıskalayan her ideoloji, tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolmaya mahkumdur.
İktidarın Körlüğü Güç Zehirlenmesi Ve Kopuşun Bedeli
Devletin zirvesinde ne kadar güçlü olunursa olunsun, sosyal tabanla uyum sağlanamadığında o güç eriyip gider. İkinci Abdülhamid, mutlak iktidarın doruğundayken toplumdaki hürriyet dalgasını okuyamamıştır. İttihatçılar ise halkın nabzını tutarak toplumu arkalarına almayı başarmış ve iktidarı ele geçirmiştir. Güç, halkın desteği olmadan sadece illüzyondur.
İsmet Paşa da kırklı yıllardan sonra sosyal tabanla bağlarını koparmış ve siyasi arenadan silinmiştir. Hiçbir devlet gücü, toplumsal dalgalara karşı sonsuza dek koyamaz. Halktan kopan liderler, saraylarının duvarları arasında yalnızlığa mahkum olur. Milletin taleplerine kulak tıkamanın bedeli, her zaman ağır bir siyasi yenilgi ve tasfiyedir.
Halkın Nabzını Tutan Siyasi Dehaların Yükselişi
Fransız İhtilali, sosyal tabanın gücünü gösteren en net tarihsel dönüm noktasıdır. Aristokrasi ve kraliyet, halkın öfkesi karşısında dize gelmiş, asırlık kurumlar toplumsal dalganın altında kalmıştır. Türkiye’de ise Adnan Menderes, bürokratik oligarşiden bıkmış halkı arkasına alarak üç seçimi üst üste kazanmayı başarmıştır. Başarı tesadüf müdür?
Bülent Ecevit de dünyada güçlenen sol akımları iyi okumuş ve CHP’yi ortanın solunda konumlandırmıştır. Ecevit’i başarıya taşıyan temel etken, sosyal tabana dokunmayı başarması ve halkçı unvanını kazanmasıdır. Toplumun beklentilerine uygun siyaset üretenler, en güçlü rakiplerini bile devirebilir. Siyaset, halkın kalbine giden yolu bulma sanatıdır.
Bölünen Taban Ve Kaybolan İktidarın Acımasızlığı
Süleyman Demirel, Kemalizm ile mesafeli grupları etrafında toplayarak yüksek oylara ulaşmıştır. Ancak Necmettin Erbakan’ın sahneye çıkışıyla taban bölünmüş ve Demirel’in siyasi kaderi mühürlenmiştir. Recep Tayyip Erdoğan’ın başarısı da büyük ölçüde sosyal tabanı yakalamasıyla ilgilidir. Halkın içinden gelen imajı, yozlaşmadan bıkmış kitleleri etkilemiştir.
Erdoğan, muhafazakar tabanı yakalarken liberal reformist görünümüyle farklı kesimleri de yanına çekmiştir. Muhalefetin, iktidarın dayandığı sosyal tabanı etkileyecek politikalar geliştirememesi, sürekli yenilgi almasına zemin hazırlamıştır. Tabanı kontrol edemeyen, iktidarı da kontrol edemez. Siyasi rekabet, kitlelerin sadakatini kazanma ve koruma mücadelesi üzerine kurulu sert bir savaştır.
Küresel Çalkantılar Türkiye’nin Milliyetçi Refleksi
Günümüzde otoriterleşen yönetim anlayışı, toplumda korumacı ve kendine dönük bir reaksiyon yaratmaktadır. Dış tehditler, terör travmaları ve ekonomik sorunlar, milliyetçi eğilimleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Sığınmacı akınları ve bölgesel savaşlar, sosyal tabanın sorunları ancak milli faktörlerle çözebileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Bu dalgayı kim durdurabilir?
Kuzeydeki ve güneydeki çatışmalar, toplumda güvenlik kaygısını zirveye taşımıştır. Milliyetçiliğin yükselişi, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki en belirgin siyasi karakteri olacaktır. Sosyal tabanın sert refleksini görmezden gelen her yapı, siyasi bir tasfiyeyle yüzleşecektir. Gelecek, milletin öz değerlerine yaslanan ve bu direnci doğru yönetenlerin ellerinde şekillenecektir.
YORUMCALAR
