Türkiye Kazakistan Olur mu!?

Kazakistan Ve Bir Coğrafyanın Kaderi Yeniden Yazılırken

Kazakistan’da yaşananlar, sadece Orta Asya ülkesinin iç meselesi olmaktan çok öteye geçiyor. Petrol fiyatlarındaki artış bahanesiyle başlayan ve kısa sürede ayaklanmaya dönüşen olaylar, jeopolitik dengeleri altüst ediyor. Türkiye, kendi tarihinden ders çıkarabilecek mi, yoksa aynı hataları tekrarlayarak coğrafyasının kaderine boyun mu eğecek?

Şu soru, sadece siyaset koridorlarında değil, her bilinçli vatandaşın zihninde sertçe yankılanmalıdır. Sokak hareketlerinin arkasındaki görünmez eller, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak kaosu körüklüyor. Kazakistan’daki yangın, aslında tüm Türk dünyasının evini tehdit eden büyük felaketin habercisidir. Peki, biz şu ateşi söndürecek ferasete sahip miyiz?

Rusya’nın Gölgesinde Kazakistan’ın Bağımsızlık Sınavı

Kazakistan’daki olayların ardında yatan gerçekler, petrol fiyatlarından çok daha derinlere iniyor. Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etme çabaları, ayaklanmanın en belirgin sonuçlarından oldu. Rusya’nın olayları terör yapılarıyla ilişkilendirmesi, uluslararası arenada oynanan büyük oyunun parçası olarak okunmalı. Her eylem, kimin işine yarıyor?

Kazak halkının kendi özgür iradesiyle yöneticilerini seçebilme yeteneği, ciddi şüphe konusu haline gelmiştir. Rusya’nın Kazakistan üzerindeki tahakkümü, tüm Türkistan coğrafyasının geleceğini tehdit ediyor. Bağımsızlık, dış güçlerin askeri postalları altında ezilirken, egemenlik hakları kağıt üzerinde kalan nostaljik hatıraya dönüşüyor. Şu kuşatma, Türk birliğine vurulan darbedir.

Türk Devletleri Teşkilatı Umut Mu Kırılgan Hayal Mi

Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluşunun hemen ardından yaşanan olaylar, teşkilatın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri uyandırıyor. Devletlerin sokakta kurulmadığı, ancak sokakta yıkılabileceği gerçeği, Irak örneğinde olduğu gibi acı derstir. Türkistan bölgesindeki yöneticilerin, ülkenin zenginliklerini halkıyla paylaşma zorunluluğu, krizin en önemli çıkarımıdır.

Aksi takdirde, aynı akıbetin onları da bulması kaçınılmaz olacaktır. Kazakistan’ın güçlenmesi Rusya içindeki özerk Türk devletlerini cesaretlendirebilecekken, şu durum kuzey komşunun uykularını kaçırıyor. Türkiye’nin noktada sessiz kalması, tüm Türk dünyasının geleceğini tehlikeye atacaktır. Kardeş kavgasından beslenen sırtlanlar, sofraya oturmak için pusuda bekliyor.

Afganistan’ın Acı Mirası Ve İşgallerin Sonu Gelmez Döngüsü

Afganistan’ın Sovyet ve ABD işgalleri tecrübesi, Kazakistan için uyarı niteliği taşıyor. On yıl süren Sovyet işgali, ülkenin bağımsızlığını nasıl kaybettiğinin acı örneğidir. Petrol zamlarını bahane ederek kışkırtılan halkın sokağa dökülmesi ve yönetimin Rusya’yı davet etmesi, Afganistan’dan ders çıkarılmadığını gösteriyor. Ayıdan post düşmandan dost olmaz!

Dış güçlerin gerçek niyetlerini anlamak için şu söz yeterli rehberdir. Türkiye, tecrübeyi defalarca yaşamış ve ağır bedeller ödemiş ülkedir. Yabancı askerlerin kurtarıcı maskesiyle girdiği topraklar, genellikle uzun süreli esaretin ve sömürünün merkezi haline gelir. Kazakistan, kendi güvenliğini yabancı ellere teslim ederek, geleceğini ipotek altına almıştır.

Türkiye’nin İç Yaraları Provokasyonların Gölgesinde Millet

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşadığı Maraş, Sivas ve 15 Temmuz kalkışması, ülkenin birliğine sıkılmış kurşunlardır. Maraş Katliamı’nda yayılan yalan dedikodular ve dağıtılan silahlar, provokasyonların ne denli yıkıcı olabileceğini gösteriyor. Olaylar, toplumsal hareketlerin arkasındaki provokatörlerin varlığını ve halkın dikkatli olması gerektiğini kanıtlıyor. Kazakistan’daki plakasız araçlar, senaryonun sürdüğünü gösteriyor.

Halkı birbirine kırdırmak isteyen odaklar, her dönem farklı maskelerle sahneye çıkıyor. Etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetikleyen şu alçak saldırılar, milli direnç hattımızı yarmayı hedefliyor. Kazakistan’da dağıtılan silahlar ile Türkiye’de sahnelenen oyunlar arasındaki benzerlik, tesadüf olamayacak kadar nettir. Millet, şu kirli tezgahı bozacak feraseti göstermelidir.

Siyasetin Sorumluluğu Ve Çözüm Arayışında Milletin Geleceği

Siyasetçilerin toplumsal olaylarda kullandıkları dil, ülkenin geleceğini doğrudan etkiler. Muhalefetin tahrik edici ifadelerden kaçınması ve devlet kurumlarını hedef almaması, milli beraberlik açısından hayati önem taşır. Siyasi yöneticilerin aktivist rolüne soyunması, iyi niyetle açıklanamaz. Halkı kışkırtmak yerine çözüm üretmek, her siyasetçinin temel görevidir.

Dünya genelinde yaşanan enerji ve gıda sıkıntıları varken, kaos planlarına hizmet etmek vatana ihanettir. Millet, olan biteni anlamayacak kadar saf değildir. Böyle düşünenler, nasıl yanıldıklarını defalarca gördüler ve görmeye devam edecekler. Türkiye, kendi içindeki fitne ateşini söndürerek, Türk dünyasına liderlik edecek o büyük iradeyi yeniden kuşanmalıdır.

HALİS ÖZDEMİR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir