Batı’nın Harita Oyunları ve Coğrafi Kimlik İhaneti
FOX News ekranlarında Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına dahil edilmesi, aslında tesadüfi bir grafik hatası değil, emperyalist zihniyetin yüzyıllık bir hesaplaşmasıdır. İngiliz sömürge raporlarında doğan ve Alfred Mahan tarafından literatüre çakılan “Ortadoğu” terimi, Anadolu’yu kendi öz kimliğinden koparıp Batı’nın arka bahçesi yapma operasyonudur.
Gerçek bir direnç hattı kurmak istiyorsak, bu aşağılayıcı tanımlamayı reddedip ulusal coğrafya literatürümüzdeki “Önasya” veya “Yakındoğu” kavramlarına sıkı sıkıya sarılmalıyız. Azerbaycan Kafkasya’da güvenle dururken, Türkiye’nin bu belirsiz bölgeye hapsedilmesi, milli güvenliğimiz üzerinde oynanan sinsi bir algı yönetiminin ve coğrafi bir kuşatmanın en sert dışavurumudur.
Coğrafi Düşünce Fakirliği Ve Akademik Teslimiyet
Türkiye’de coğrafya bilimine verilen önemin yetersizliği, bizi kendi vatanımızda yabancıların isimlendirmelerine muhtaç bırakacak kadar derin bir entelektüel sefalete sürüklemiştir. Kendi en iyi üniversitemize “Middle East” adını vererek, bu emperyalist etiketi kendi elimizle alnımıza yapıştırdık ve bu durumu bir gurur vesilesi sanacak kadar körleştik.
Atatürk’ün milletin bekası için çizdiği vizyonu anlayamayan zihinler, bugün “Ortadoğulu muyuz?” sorusunu sorarken aslında coğrafi düşünce fakirliğinin ceremesini çekmektedir. Erken yaşta verilmesi gereken arazi bilgisi ve bölge bilinci ihmal edildiği sürece, Batı’nın çizdiği her harita bizim için kaçınılmaz bir kadere, acı bir kabullenişe dönüşmeye devam edecektir.
Stratejik Bir Bilim Olarak Coğrafyanın İhmali
Savaş meydanında hayat kurtaracak tek bilim olan coğrafya, Türkiye’de ne yazık ki sadece ezberci bir eğitim sisteminin kurbanı haline getirilmiştir. Arazi hakimiyeti, tahkimat ve lojistik gibi hayati unsurlar, kaderimizin bağlı olduğu bu bilimin parçalarıyken, bizler bu alanı ihmal ederek milli güvenliğimizi tehlikeye atıyoruz.
Mahan’ın yüz yıl önce literatüre eklediği gerçekleri ancak bir Amerikan kanalı gösterdiğinde fark etmek, toplumsal bir uyanışın değil, derin bir uykunun kanıtıdır. Su kaynaklarına yakınlıktan gizlenme tekniklerine kadar her detay, bu topraklarda var olabilmemiz için hayati önem taşırken, coğrafyayı küçümsemek aslında vatan savunmasını küçümsemekle eşdeğer bir gaflettir.
Anavatan Rumeli Ve Unutturulan Hafıza Kaydı
Türklerin Anadolu’dan çok daha önce Balkanlar’da, yani Rumeli’de kök saldığı gerçeği, sistemli bir şekilde hafızalarımızdan silinerek bizi Ortadoğu kimliğine hapsetmişlerdir. Hunlardan Peçeneklere kadar uzanan o büyük tarihsel süreç, vatanın sol yarısının sağ yarısından daha önce Türkleştiğini ve asıl anavatanın orası olduğunu açıkça göstermektedir.
Önce aklımızdaki bu kadim hafıza unutturuldu, ardından çıkmak istediğimiz o karanlık bölgenin içine coğrafi bir operasyonla dahil edildik. Bugün “Anadolu elde kalandır” gerçeğiyle yüzleşirken, Rumeli bilincini kaybetmenin bedelini, isminde “Ortadoğu” geçen kurumlarla ve kimlik bunalımlarıyla ödüyoruz; bu durum tam bir kültürel ve tarihsel intihar girişimidir.
Rumeli Türklerin Endülüs’üdür Ve Kayıp Vatandır
Bir Arap için Endülüs ne kadar asil bir medeniyet zirvesiyse, Rumeli de Türk milleti için şehirleşmenin ve estetiğin ulaştığı en yüksek noktadır. Rumeli’yi reddettiğiniz ve oradan yüz çevirdiğiniz her an, Batı’nın sizi içine ittiği o Ortadoğu çukurunda debelenmeye mahkûm kalacağınız sarsıcı bir gerçektir.
Darül Cihad dediğimiz o kayıp vatanı unutmak, sadece bir toprak parçasını değil, Türk ruhunun en rafine kısmını da feda etmek anlamına gelir. Kendi devlet üniversitene elin adamının uydurduğu bölge adını verip sonra da “biz kimiz?” diye sormak, coğrafi ve tarihi gerçeklerin yüzümüze tokat gibi çarpmasına neden olmaktadır.
Coğrafi Gerçeklerin Acımasız Yüzleşmesi Ve Gelecek
“Nasılsınız Ortadoğulu kardeşlerim?” sorusu, aslında bir alay değil, içine düştüğümüz bu trajik durumun en çıplak ve en provoke edici özetidir. Coğrafya, sadece dağlar ve nehirler değildir; o, bir milletin kültürel, siyasi ve tarihsel kimliğini belirleyen en sert ve en değişmez hakikatler bütünüdür.
Bu gerçeklikten kaçmak yerine, onunla yüzleşmek ve Türkiye’nin bölgesel konumunu yeniden tanımlamak, milli güvenliğimizin ilk şartı haline gelmiştir. Eğer Rumeli’den ve Önasya bilincinden kopmaya devam edersek, başkalarının çizdiği haritalarda figüran olmaktan öteye geçemeyeceğimiz, bu coğrafi ve siyasi gerçekliğin en net, en kaçınılmaz sonucudur.
YORUMCALAR
