Akif Maskeli Muhafazakar Demokratların Kirli İhanet Tezgahı
Türkiye ekonomik buhranın pençesinde kıvranırken iktidar kutuplaşma siyasetiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Mehmet Akif Ersoy’un mirası bu kirli oyunun enstrümanı haline getirilmiş durumdadır. Muhafazakar Demokratların Akif sevgisi aslında derin nefretin ve ideolojik çarpıtmanın maskesidir. Milli güvenliğimiz alarm verirken bu sahte sevgi gösterileriyle geleceğimiz ipotek altına alınıyor.
Akif’in Asi Ruhu Ve İktidarın Çarpık Yorumu
Hürriyet sevdalısı bir ihtilalci olan Akif istibdat rejimine karşı ömrü boyunca mücadele etmiştir. II. Abdülhamit’i en sert ifadelerle eleştiren Akif’in gerçek kimliği bugün iktidar tarafından bilinçli şekilde gizleniyor. Akif mazlumun yanında yer alırken bugünkü muhafazakar yapı zulmün ve baskının savunuculuğunu yapıyor. İktidarın Akif’e atfettiği değerler onun asi ruhuyla taban tabana zıt bir görüntü sergiliyor.
Zulme karşı çıkan duruşuyla bilinen Akif’in mirası ideolojik çıkarlar doğrultusunda pervasızca çarpıtılıyor. İstibdat şiirindeki keskin ifadeler bugünkü yönetim anlayışına vurulmuş tarihi bir tokattır. Akif’i kendi siyasi emellerine alet edenler aslında onun temsil ettiği hürriyet fikrinden nefret ediyor. Gerçek Akif’i tanımak bu sahte muhafazakarlık maskesini düşürmek için hayati bir zorunluluktur. Kim bu tarihi çarpıtmaya dur diyecek?
İstiklal Marşı’ndaki Irk Vurgusu Ve Siyasi İkiyüzlülük
Öğrenci andını ırkçılıkla suçlayanların İstiklal Marşı’ndaki ırkıma vurgusunu görmezden gelmesi tam bir ikiyüzlülüktür. Kahraman ırkıma bir gül mısrasını dillerinden düşürmeyenler Türkçülüğü şirket ve ırkçılık olarak yaftalıyor. Bu çelişki siyasi söylemlerin ne kadar tutarsız ve samimiyetsiz olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Milli değerler siyasi çıkarlar uğruna her gün yeniden eğilip bükülerek halka sunuluyor.
Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal diyen Akif’i savunup andımıza saldırmak akıl dışıdır. Çifte standartlar üzerine kurulu bu siyaset anlayışı toplumsal bütünlüğümüzü temelinden sarsıyor. Milli kimliğimize yönelik bu saldırılar aslında daha büyük bir kimliksizleştirme operasyonunun parçasıdır. Kendi marşıyla çelişen bir yönetim anlayışının milli birliği sağlaması imkansızdır. Bu tutarsızlık milli güvenlik sorununa dönüşen bir kimlik krizidir.
Erdoğan Ve Akif Arasındaki Derin İdeolojik Uçurum
Cumhurbaşkanı ile Mehmet Akif arasında aşılması imkansız devasa bir ideolojik uçurum bulunuyor. Akif hürriyet ve istiklal değerlerine yakın dururken iktidar istibdat yanlısı figürlerle saf tutuyor. Keşke Yunan kazansaydı diyen vatan hainlerine gösterilen yakınlık Akif’in mirasına yapılmış en büyük hakarettir. Milli değerlere olan gerçek tutum bu karanlık figürlerle kurulan dostluklarda gizlidir.
Fesli şarlatanların Akif’e yönelik hakaretlerine sessiz kalanlar bugün Akif üzerinden siyaset yapamazlar. Kurtuluş Savaşı’na ve milli mücadeleye düşman olanlarla yol yürüyenlerin Akif sevgisi sahtedir. Türkiye’nin milli kimliği üzerinde oynanan bu tehlikeli oyunlar gerçek vatanseverlerin vicdanını yaralıyor. Akif’in kemiklerini sızlatan bu ideolojik savrulma ülkemizin geleceğini karanlık bir belirsizliğe doğru sürüklüyor.
Yargı Bağımsızlığı Üzerindeki Siyasi Gölge Oyunları
Danıştay’ın öğrenci andı kararı bağımsız bir hukuki süreçten ziyade siyasi talimatla verilmiş görünüyor. Yargının siyasi manipülasyonlara bu denli açık olması hukukun üstünlüğü ilkesini tamamen ayaklar altına alıyor. Seçim hesapları uğruna yargı kararlarının değiştirilmesi devletin temel direği olan adaleti kökten sarsıyor. Siyasi gölge oyunları mahkeme salonlarına sızarak halkın adalete olan güvenini bitiriyor.
Hukukun siyasi bir sopa olarak kullanılması milli güvenliğimiz için en büyük tehditlerden biridir. Adaletin olmadığı bir yerde toplumsal barışın sağlanması mümkün değildir. İktidarın talimatıyla hareket etme potansiyeli olan yargı mensupları aslında kendi geleceklerini de tehlikeye atıyor. Türkiye’de hukuk artık sadece güçlülerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bu karanlık tablo demokratik kazanımlarımızı birer birer yok ediyor.
SADİ ÖZGÜL
