Tarihin Gölgesinde Kanunlar Ve Büyük Hesaplaşma
Yıllardır zihinleri kemiren ve toplumu ikiye bölen o sinsi dedikodu Atatürk’ün Osmanlı’nın İslami kanunlarını kaldırıp ülkeyi dinsizleştirdiği yönündedir. Bu iddia tarihi gerçeklerden kopuk kuru bir iftiradan ibaret olup hakikat çok daha karmaşık ve derindir. Modernleşme rüzgarları Cumhuriyet’in kuruluşundan çok önce imparatorluğun çöküşünü engelleme çabalarıyla bizzat padişahlar eliyle başlatılmıştı.
Osmanlı’nın Batı’ya Açılan Kapısı Ve II. Mahmut
Osmanlı’da modernleşme hamleleri III. Selim’in reformist adımlarıyla filizlenmiş ancak bu yenilikçi ruh saray içi karanlık entrikalarla boğulmuştur. Alemdar Mustafa Paşa’nın müdahalesiyle tahta geçen II. Mahmut selefinin yarım kalan vizyonunu devralarak imparatorluğa köklü değişiklikler getirdi. 1828’deki kılık kıyafet devrimiyle sarık ve kavuğu yasaklayıp modern giyimi zorunlu kılması onun ne denli cesur bir reformcu olduğunu kanıtlar.
Yeniçeri Ocağı’nı kaldırıp modern orduyu kurması ve ilk Türkçe resmi gazeteyi yayımlatması devletin çehresini tamamen değiştirmiştir. O dönemde muhafazakar kesimler tarafından gavur padişah olarak anılması değişime karşı gösterilen direncin ne kadar sert olduğunu ortaya koyar. II. Mahmut devletin bekası için geleneksel yapıları yıkmaktan çekinmeyerek modern Türkiye’nin temellerini atan ilk büyük adımları atmıştır. Bu kararlılık imparatorluğun modern dünyaya eklemlenme çabasının en somut göstergesidir.
Hukuk Devrimi Ve Fransız Etkisinden İsviçre’ye
II. Mahmut’un başlattığı modernleşme süreci özellikle hukuk alanında Sultan Abdülmecit ve II. Abdülhamit dönemlerinde büyük bir hız kazandı. 1858’de Fransız Ceza Kanunu’nun uyarlanması ve 1850’deki Ticaret Kanunu Osmanlı hukuk sisteminin Batı’ya yöneldiğinin açık kanıtlarıdır. II. Abdülhamit döneminde yürürlüğe giren usul kanunları da büyük ölçüde Fransız hukukundan esinlenerek titizlikle hazırlanmıştı.
Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi bile Belçika ve Fransa anayasalarından uyarlanarak modern bir devlet yapısı hedeflenmişti. Cumhuriyet döneminde İsviçre ve İtalya’dan alınan kanunlar aslında bu yüzyıllık hukuki evrimin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Atatürk bu süreci sadece hızlandırarak yarım kalan modern hukuk sistemini tam ve eksiksiz bir şekilde inşa etmiştir. Hukuktaki bu süreklilik devletin çağdaşlaşma idealinin hiçbir zaman kesintiye uğramadığını göstermektedir.
Kültürel Dönüşüm Ve Alfabe Devrimi Arayışları
Kanunların yanı sıra Osmanlı döneminde kültürel alanda da Batı etkisi devletin her kademesinde kendini açıkça hissettiriyordu. Devlet marşları Batı formunda besteleniyor ve sarayda Batılı sanat anlayışı her geçen gün daha fazla kabul görüyordu. Hatta II. Abdülhamit’in Latin harfli yeni bir alfabeye geçme konusunda çalışmalar yaptırması modernleşme arzusunun ne kadar derin olduğunu kanıtlar.
II. Abdülhamit saltanatı döneminde bu projeyi tamamlayamamış olsa da bu fikir Cumhuriyet devrimlerine giden yolun taşlarını döşemiştir. Atatürk 1 Kasım 1928’de harf devrimini gerçekleştirerek bu tarihi arayışı toplumsal bir okuryazarlık seferberliğine dönüştürdü. Bu değişim sadece bir alfabe değişikliği değil Batı dünyasıyla entegrasyonu sağlayan köklü bir kültürel devrimdir. Osmanlı’nın hayal ettiği ancak cesaret edemediği bu dönüşüm Cumhuriyet ile hayat bulmuştur.
Atatürk’ün Mirası Ve Yarım Kalanın Tamamlanması
Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan Batılılaşma süreci Atatürk’e gelindiğinde zaten çok önemli bir yol kat etmiş durumdaydı. İslami kanunların yerini modern hukukun alması Atatürk’ün tek başına aldığı bir karar değil yüzyıllık bir dönüşümün zirvesidir. Atatürk Türkiye’nin bekleyecek zamanı olmadığını görerek bu süreci büyük bir kararlılıkla ve hızla tamamlamıştır.
Onun Avrupa medeniyetini alma vizyonu hürriyetimizi ve istiklalimizi korumak için geliştirilen stratejik bir zorunluluktu. Osmanlı halifelerinin başlattığı ancak çeşitli engellerle yarım kalan bu büyük dönüşümü Atatürk başarıyla sonuçlandırdı. Milli güvenlik ve toplumsal refah için atılan bu adımlar ülkemizi modern dünyanın onurlu bir parçası haline getirdi. Bugün sahip olduğumuz modern devlet yapısı bu tarihi sürekliliğin ve liderlik dehasının en büyük eseridir.
Tarihsel Süreklilik Ve Modern Türkiye’nin İnşası
Tarih tek bir kişinin değil bir milletin ve onun vizyoner liderlerinin ortak çabalarıyla yazılan devasa bir destandır. Atatürk Osmanlı’nın yarım bıraktığı yenilenme hamlelerini tamamlayarak Türkiye Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temeller üzerine kurmuştur. Geçmişle gelecek arasındaki bu köprüyü doğru anlamak toplumsal barışımız ve milli birliğimiz için hayati bir önem taşır.
YORUMCALAR
