İncil’deki Peygamberler Yahudi Aleyhtarı mıydı?

İncil’in Gölgesinde Soykırım: Kutsal Metinler Savaşın Kalkanı mı?

Kadim peygamberlerin sesleri, bugün Ortadoğu semalarında yankılansa, şüphesiz ki sağır edici bir öfkeyle karşılaşırız. Yeşaya, Yeremya, Hezekiel gibi figürler, eğer aramızda olsalardı, Benjamin Netanyahu hükümetini anti-Semitizmle suçlanma pahasına, Musa ahdinin ruhuna ihanet etmekle itham ederlerdi. Bu iddia, sadece varsayım değil, Yahudi İncili’nin derinliklerine inildiğinde ortaya çıkan acı gerçektir.

Kutsal metinler, kralların, zenginlerin ve yozlaşmış mahkemelerin yoksulları ezmesini, topraklarını gasp etmesini ve borç köleliğine sürüklemesini lanetler. Bugün İsrail’in ekonomik eşitsizliği ve Filistinlilere yönelik uygulamaları, kadim eleştirilerin modern yansımasıdır.

Peygamberlerin Laneti: İlahi Adaletin Tezahürü

Peygamberler, Rab’bin İsrail’den duyduğu hoşnutsuzluğu defalarca dile getirmiş, emirlerinden sapan halkın ilahi korumadan mahrum kalacağını vurgulamışlardır. MÖ 722’deki İsrail’in yenilgisi, Rab’bin antlaşmadan uzaklaşanlara verdiği ceza olarak yorumlanmıştır. Zenginlerin yoksulları topraklarından etmesi gibi, İsrail’in on kabilesinin sürgüne gönderilmesiyle somutlaşmıştır.

Hezekiel’in Babil sürgününde dile getirdiği kıyametvari sözler, servetin kutuplaşmasını, mahkemelerin yozlaşmasını ve antlaşmanın ihlalini açıkça kınamıştır. “Son şimdi senin üzerinde ve sana karşı öfkemi serbest bırakacağım. Seni davranışlarına göre yargılayacağım ve tüm uygulamalarının karşılığını ödeyeceğim” sözleri, bugün de geçerliliğini koruyan uyarıdır.

Modern Siyasetin Kutsal Kalkanı: İncil’in Çarpıtılması

Netanyahu’nun Filistin topraklarını ele geçirme ve mevcut nüfusunu yok etme bahanesi olarak İncil’deki antlaşmayı kullanması, kutsal metinlerin gülünç çarpıtmasıdır. Samuel’in General Saul’a Amalek’i tamamen yok etme emri, Rab’bin doğrudan sözleri değil, peygamberin kraliyet hırsına hizmet eden talebidir. Bu emir, soykırım niyetinin açık kanıtı olmasına rağmen, Netanyahu tarafından intikam arzusunu körüklemek için kullanılmıştır.

Ancak Saul’un Rab’bin emirlerine itaatsizliği ve sonucunda krallığının reddedilmesi, Netanyahu’nun retoriğinde asla yer bulmaz. Yahudi Mukaddes Kitabı, kralların yozlaşmış yönetimini ve oligarşinin açgözlülüğünü sürekli eleştirirken, modern Siyonizm, kadim etik değerlerle çelişmektedir.

Türkiye’ye Yansımalar: Bölgesel Güvenliğe Tehdit

Gazze’deki insanlık dışı uygulamalar ve Batı Şeria’daki pogromlar, sadece Filistin halkını değil, tüm bölgeyi derinden etkilemektedir. Türkiye, insani krizin ve bölgesel istikrarsızlığın doğrudan muhataplarından biridir. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri, Lübnan, Suriye, hatta İran gibi komşu ülkeleri de tehdit etmekte, bölgesel çatışma riskini artırmaktadır. Türkiye’nin milli güvenliği açısından ciddi endişeler yaratmaktadır. Bölgedeki her gerilim, Türkiye’nin sınırlarına yansımakta, göç dalgaları, ekonomik istikrarsızlık ve terör tehditleri gibi sonuçlar doğurmaktadır.

Sekülerleşen İnanç ve Çarpıtılan Mesajlar

Amerika Birleşik Devletleri’nin modern İsrail’in koruyucusu haline gelmesi ve her iki ülkenin de peygamberlerin kınadığı çizgide yozlaşması, dini mesajların nasıl sekülerleştiğini ve çarpıtıldığını gözler önüne sermektedir. Amerikan evanjelistleri, İsa’nın sosyal adalet mesajını göz ardı ederek, Antlaşma’yı fetih eylemi ve cennete bilet vaadi olarak yorumlamaktadır. Durum, dini metinlerin, siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda nasıl manipüle edilebileceğinin çarpıcı örneğidir. İncil’deki borç iptali ve yoksulların korunması gibi temel ilkeler, “Refah İncili” adı altında Ayn Rand ve Milton Friedman’ın kapitalist ideolojilerine kurban edilmiştir.

Kapanış: Hakikat ve Direnç Çağrısı

Netanyahu’nun eylemleri ve dini kutsallaştırma iddiaları, orijinal Yahudiliğin antitezidir. Likud hükümeti, Yahudi İncili’nin etiğini, Amerikan Hıristiyan evanjelistlerinin İsa’nın mesajını reddettiği kadar reddetmektedir. Durum, sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada hakikat arayışında olan bilinçli bireyler için sorgulama çağrısıdır. Kutsal metinlerin ardına saklanarak işlenen zulümler, insanlığın vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bilinçli farkındalık kazanmak ve çarpıtmalara karşı durmak, her bireyin sorumluluğudur.

YORUMCALAR