Hanedanlık Gölgesinde Cumhuriyet Ve Sinsi İhanet Analizi
Tarihin tozlu sayfalarından fırlamış gibi duran bir talep, kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü; II. Abdülhamid’in torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, Türkiye için açıkça hanedanlık istediğini beyan etti. Bu cüretkar çıkış, sadece bir iade-i itibar arayışı değil, Cumhuriyet’in temel değerlerine ve ulusal egemenliğimize yönelik sinsi bir meydan okumadır.
Tarihin Karanlık Dehlizlerinden Gelen Çöküşün Mirası
Osmanoğlu’nun hanedanlık talebi, imparatorluğun çöküşünü hızlandıran acı gerçeklerle dolu miras üzerinden yükseliyor. Duyun-u Umumiye ile mali bağımsızlığın yabancı güçlere teslim edildiği, kaynakların peşkeş çekildiği ve ülkenin faiz sarmalına sürüklendiği o karanlık dönem, başarı hikayesi gibi pazarlanamaz. Teslimiyetçi politikaların mirası, bugün bize kurtuluş reçetesi olarak sunulamaz.
Hanedan ve saltanat defteri, Vahdettin’in İstanbul’u İngilizlere teslim etmesiyle çoktan kapanmış ve Cumhuriyet’in ilanıyla tarihin çöplüğüne atılmıştır. Geçmişin hayaletlerini canlandırma çabası, sadece bir tarihsel yanılgı değil, aynı zamanda küresel güçlerin Türkiye üzerindeki oyunlarına piyon olmaktır. Bu talep, bağımsızlık mücadelemize ve aziz milletimizin iradesine yapılmış en büyük hakarettir.
Miras Kavgası Maskesi Altında Milli Güvenlik Tehdidi
Osmanoğlu ailesinin yüz yıldır sürdürdüğü miras söylemi, tarihsel gerçekler karşısında artık komik duruma düşmektedir. II. Abdülhamid’in devlet mallarını kendi üzerine kaydettirmesi, hiçbir hukuk kuralı çerçevesinde özel mülk edinimi olarak kabul edilemez. Hanedanlık sevdalısı bu mirasyediler, dedelerinin hukuksuz mirasını talep ederken aslında Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini hedef alıyorlar.
Devletin bu iddialara cevabı nettir: Emanet mallar, 431 sayılı kanunla asıl sahibi olan millete geri dönmüştür. Kendi paramızla alınan mallar üzerinde hak iddia etmek, aymazlıktan başka bir şey değildir. Bu tür taleplerin milli güvenliğimiz açısından ne denli tehlikeli olduğu, toplumsal birliği zedeleme potansiyelinden açıkça anlaşılmaktadır. Kimse milletin malını kendi mülkü sanma gafletine düşmemelidir.
Topraklar Yağma Böreği Değil: Devletin Sert Tavrı
Devlet olarak bu mirasyedilere verecek ne tek bir kuruşumuz ne de bir santimetrekare toprağımız vardır. Türkiye toprakları Osmanoğullarının yağma böreği değildir; bu vatan kanla sulanarak kazanılmıştır. Eğer bir miras hesabı yapılacaksa, öncelikle Osmanlı’dan kalan devasa borçları ve kaybolan altınların hesabını bu milletin önüne koymaları gerekmektedir.
Yok öyle yağma! Bu tür talepler, sadece maddi bir beklenti değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını hedef alan sinsi bir operasyonun parçasıdır. Dış güçlerin ekmeğine yağ süren bu söylemler, ülkemizi içeriden zayıflatmayı amaçlayan karanlık odakların işine yaramaktadır. Devletin ve milletin bu pervasız çıkışlara karşı tavrı en sert şekilde ortaya konulmalıdır.
Vatandaşlık Ve Sadakat: Hanedanlık Talebinin Sınırları
Çifte vatandaşlık sahibi hanedan mensuplarının Türkiye’nin yönetim tarzını sorgulaması, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini beğenmeyenler, çifte vatandaşı oldukları ülkeye gitme özgürlüğüne sahiptirler. Bu tür talepler, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek ve ulusal birliğimizi zedelemek isteyen odakların manipülasyon aracıdır.
Durum, bölgemizdeki jeopolitik dengeleri etkileyebilecek ve düşmanlarımıza koz verecek kadar ciddidir. Bu pervasız çıkışlarda ısrarcı olanlara uygulanacak en etkili yöntem, vatandaşlıklarının geri alınarak sınır dışı edilmeleridir. Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin kişisel hırslarına ve hanedanlık rüyalarına kurban edilemeyecek kadar büyüktür. Bu sinsi operasyonel planlar, milletin sarsılmaz iradesiyle bozulacaktır.
Gizli Operasyonel Planlar Ve Cumhuriyet’in Sarsılmaz Gücü
Bu tür taleplerin arkasındaki karmaşık ve gizli operasyonel planların varlığı kesindir. Cumhuriyet’in kazanımlarını hedef alan her hamle, aslında Türkiye’nin bölgesel gücünü kırmayı amaçlamaktadır. Hanedanlık hayalleri kuranlar ve onların iplerini tutanlar, bu milletin egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesinden asla vazgeçmeyeceğini anlamalıdırlar.
SADİ ÖZGÜL
