Coca Cola İçme, Starbucks’a Gitme Dini: Bir Aldanışın Anatomisi
Yazacaklarımın acı vereceğini biliyorum, ancak bu satırları kaleme alırken sizden daha fazla acı çektiğimi bilmenizi isterim. İsrail terör devletini durdurmak, Gazze’deki masum anaları, babaları ve çocukları korumak adına elimizdeki imkanlar ne kadar da kısıtlı, değil mi? Sadece onların veya dindaşlarına ait firmaların ürünlerini almamakla, dünya çapındaki markalarına tepki göstermekle yetiniyoruz.
Kahrolsun İsrail Diyerek Rahatlamak
Elimizden sadece bunların geliyor olması, bir de “kahrolsun İsrail!” diyerek rahatlamamız ne kadar hazin. Adeta bir “totem” tutar gibi bunu hep beraber bağırmamız ve bununla yetinmemiz, diğer yandan İsrail’in hiç de kahrolmadığını görmemiz acı verici. Yahudi asıllı kafe şubelerinde çalışan Müslüman Türk çocuklarını tartaklayarak “İsrail’e tepki göstermemiz” ne kadar trajikomik, ne kadar acınası bir durum.
Yerli Ürünlerin Fiyat Artışı ve Ticaretin İkiyüzlülüğü
Bizler Yahudi ve ABD menşeli ürünleri boykot ederken, kısmen de olsa “yerli” olan ürünlerin fiyatlarını artırması ne kadar alçakça. İsrail ürünlerine tepki gösterirken, gemiler dolusu malın devlet eliyle İsrail’e taşınması ve ticaretin devam etmesi, İsrail’e karşı yapacak çok da bir şeyimizin olmaması kahredici. Bütün bunların sorumlusu ne sadece devlet, ne hükümet, ne de sadece halktır. Bizi bu durumlara düşüren tek neden, yeterince emek vermediğimiz hayatlarımızdır.
İman Etmediğimiz Dinimiz ve Yanlış Anladığımız Ayetler
Gereğince iman etmediğimiz dinimiz, yeterince bağ kurmadığımız din ve insan kardeşlerimiz, yeterince okumadığımız kainat ayetleri, yeterince uymadığımız Rabbimizin emirleridir. Dinimizden üstün saydığımız mezheplerimiz, idrakten üstün saydığımız ezberlerimiz, ayetlerin üstüne koyduğumuz rivayetlerimiz, Allah bize emrettiği halde Allah’a geri havale ettiğimiz görevlerimizdir. Bir avuç Yahudi Gazzeli bebeklerimizi boğazlarken, bizler uzaktan bakıyor ve sadece onlara lanet edebiliyoruz.
Üstün Gelecek Sizlersiniz Ayetinin Gerçek Anlamı
“Eğer inanıyorsanız üstün gelecek sizlersiniz” ayetini sadece inanmak olarak anladık. Oysa inanmak demek, hedefe yönelik gayret göstermek, donanmak, silah üretmek, tedbir almaktır. Ellerimizi göğe açıp “İsrail’i kahret Allah’ım!” demeye utanmamız gerek. Çünkü İsrail’i kahredecek potansiyel Müslüman olmanın özünde var. Rableri onlara, eğer inanıp güveniyorsanız düşmanın silahıyla silahlanmalısınız, güçlü olmalısınız, tedbir almalısınız, çok çalışmalısınız, kuru ve niteliksiz kalabalıktan donanımlı, nitelikli topluluklar olmalısınız, demiştir.
Çalışmak Yerine Torpil Beklemek
Şunu kaçırmamızın bedeli çok ağır oldu: Eğer inanıp güvenseydik üstün geleceğimizi bilir ve çalışırdık. Biz üstün geleceğimize inanmadığımız için çalışmadık. Allah’ın bu emrini; “inanmanız, güvenmeniz yeterli! Zaten üstün geleceksiniz! Çalışmanıza gerek yok!” olarak anladık. Kainatın Sahibi olan Allah’tan emeğimizi desteklemesini, rahmetini, bereketini, bize vereceği zaferi değil; bize geçeceği torpili bekledik! Oysa Allah torpil geçmez, Allah hak edene hakkını verirdi.
Sorumluluktan Kaçmak İçin Müslüman Olmak
Biz çalışmak, üretmek için değil, yan gelip yatmak ve bizim yerimize Allah’ın üretmesini, bizim yerimize Allah’ın savaşmasını bekledik. Alemlerin Rabbine, adaletin kaynağına böyle bir şeyi nasıl yakıştırdığımızı hiç düşünmedik ve hiç utanmadık. Çünkü bizler sorumluluk almak için değil, sorumluluktan kaçmak için Müslüman olduk! Hizip hizip, cemaat cemaat, ırk ırk, bölge bölge bu yüzden ayrıldık. Mezheplerimizin, tarikatlarımızın, soylarımızın sınırları içine diğer kardeşlerimizi almadığımız gibi, İslam’ı da kendi içimize şartlı olarak aldık!
Paçozluk, Tutarsızlık ve Çaresizlik
Şimdi sadece Coca Cola içmeyerek, hamburger yemeyerek, Yahudi patentli kahve içmeyerek, Starbucks’da çalışan zavallı işçileri tartaklayarak İsrail’e tepki gösteriyoruz. Can veren bebekler için yapabileceğimiz tek şey bu! Hristiyan Avrupa ülkeleri, ABD’nin halkları bile devlet yetkililerine İsrail’e verdikleri desteklerden geri adım attıracak kadar seslerini yükseltebiliyorken, biz Müslüman devlet yöneticilerimize İsrail’e gemiler dolusu malın neden götürüldüğünü bile soramıyoruz.
Dinler Uydurup Onlara Uymak
Terörist, vahşi, yamyam, lanet Siyonist İsrail devleti elbette tıynetinin gereğini yapacak; peki Müslüman ne yapacak? Gerçekten ne yapacağız ve yaptıklarımız hakikaten Allah’ın zafer vaat ettiği müminlere yakışıyor mu? Bu kadar paçozluk, bu kadar tutarsızlık, bu kadar çaresizlik, bu kadar acziyet nedendir? Tek bir sebep var; biz dine uymadık; dinler uydurup onlara uyduk! O dinler de bize “İsrail’e karşı, ABD’ye karşı, zulme karşı güçlü olmamızı yasaklıyor, İsrail’in zaferine fiili dua ettiriyor, bebeklerimizin ölmesi, topraklarımızın istilası için bize elimizden geleni yapmayı emrediyor!
Kokuşmuş Ayran ve Coca Cola Güveni
Bize, her İsrail saldırısıyla eş zamanlı olarak Coca Cola içmeme, hamburger yememe dini vahyolunuyor! En “takva”, en “dindar” halimiz, en “sorumlu” halimiz bu oluyor! Ha bir de “kahrolsun İsrail!” sloganı. Evet bunları yememek ve tepki vermek de güzel; fakat keşke “bizim ayranımız da ekşi!” diyebilsek artık ve hepimiz özeleştiri yapabilsek. Ne kadar acı ki; “ekşi ayranımız” kurtlanıncaya ve içindeki bakteriler bizi öldürünceye kadar bunu yapacak gibi durmuyoruz!
Çünkü biliyoruz ki, “ayran kokuşursa gavurun colası var!” Biz ona güveniyoruz! Bakmayın şimdi boykot ettiğimize! Bir süre sonra unutup gidiyoruz. Ta ki bir İsrail saldırısı başlar ve Coca Cola içmeme, hamburger yememe, Yahudi kahvesi içmeme “vahyi” nüzul oluncaya kadar!
RAMAZAN YAMAN
