Devletin Dindarına Dönüştürmek: İslam’ın Evrenselliği ve Hicri Takvimin Sırları
İslam’ın son din, Kur’an’ın son kitap olduğu iddiası yaygın kabul görse de, Kur’an’da bu evrensellik teorisini doğrulayan açık bir ayet yoktur. Peygamber de böyle bir beyan vermemiştir. Kur’an, 7. yüzyıl Mekke ve Medine’sinin toplumsal tecrübesine hitap eden bir metindir; evrensellik iddiası ise beşerî bir varsayımdan öteye geçmez. Bu, tıpkı Batı’nın Antik Yunan’dan aldığı miras gibi, Müslüman zihnin kendi tarihsel deneyiminden çıkardığı bir yorumdur.
Kur’an’daki ayetlerin bilimsel gelişmelere işaret ettiği iddiaları, çoğunlukla sonradan yapılan yorum ve yakıştırmalardan ibarettir. İnşikak Suresi’nde geçen “terkebunne” kelimesinin ay’a inişi değil, üst üste binmeyi ifade ettiği daha güçlüdür. Kur’an’ın evrenselliği, hicri takvimin başlatıldığı Halife Ömer döneminde siyasi ve imparatorluk ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. Hicri takvim, Peygamber’in değil, Ömer’in icadıdır; bu da İslam’ın evrensel değil, tarihsel ve politik bir kimlik inşası olduğunu gösterir.
Hicri Takvim ve İslam’ın Doğrusal Zaman Algısı
Cahiliye Arapları yılları saymaz, önemli olayları referans alarak tarih tutardı. Hicri takvim ise, Bizantin ve Hıristiyan doğrusal zaman anlayışının bir yansımasıdır. Ömer’in başlattığı bu takvim, İslam’ın imparatorluklaşması sürecinde kimlik ve otorite inşası için zorunlu hale gelmiştir. Peygamber’in mektuplarında hicreti referans alması, takvimin dini bir şiarı değil, toplumsal bir referans noktası olduğunu gösterir.
Doğrusal takvim, Katolik Hıristiyanlıkta olduğu gibi İslam’da da merkeziyetçi ve hegemonik bir yapının parçasıdır. Ömer’in hicri takvimi başlatması, İslam’ın gelenekten kopuşunun ve devletleştirilmesinin simgesidir. Bu süreçte “ümmet” kavramı da anlam değişikliğine uğramış, dini kimlik devlet politikalarıyla şekillenmiştir. Kur’an’ın bilimsel yorumları ise, bu evrensel din anlayışının meşruiyetini güçlendirmek için kullanılmıştır.
Devletin Dindarına Dönüştürme Stratejisi: Teravih Namazı ve Ömer’in Bidatı
Peygamber’in öğrettiği teravih namazı, müminin bireysel nafile ibadetidir. Ancak Halife Ömer, teravihi cemaatle kılmayı başlatmış ve bu bidat, toplumu devletin kontrolüne alma aracı olmuştur. Bu uygulama, İslam’ın devletleştirilmesi ve halkın “devletin dindarı” haline getirilmesi için atılmış stratejik bir adımdır.
Ömer’in bu hamlesi, dini bireysel deneyimden çıkarıp kolektif ve siyasi bir kimliğe dönüştürmüştür. Devletin dindarını yaratmak, toplumu hizaya sokmak ve merkezi otoriteyi güçlendirmek için dini ritüellerin manipülasyonudur. Bu durum, İslam’ın özgün ruhundan kopuşun ve devletle dinin iç içe geçmesinin en somut örneğidir.
Kur’an’ın Evrenselliği Tartışması ve Modern Yorumlar
Kur’an’ın evrenselliği, klasik tefsirlerde bile tartışmalıdır. Bazı ayetler, Arap âdetlerine özgü ihbârî (haber) niteliktedir; inşâî (hüküm) değildir ve evrensel kabul edilmesi zorunlu değildir. Modern dünyada Kur’an’ın bilimsel mucizelerle dolu olduğu iddiaları, evrensel din anlayışının bir yansımasıdır ve eleştirel bakışla değerlendirilmelidir.
Batı düşüncesinin Antik Yunan’dan miras aldığı evrensel kabuller, İslam yorumlarında da etkili olmuş, ancak bu durum Kur’an’ın özgünlüğünü ve tarihsel bağlamını gölgelememelidir. Müslüman zihin, 7. yüzyılın Mekke ve Medine’sinden çıkardığı ilkelerle güncel sorunlara çözüm aramalıdır; aksi halde tarihsel gerçeklikten kopuk, yapay bir evrensellik inşa edilir.
Ömer’in İslam’ı İmparatorluklaştırması ve Kimlik İnşası
Saint Paul’un Hıristiyanlığı gelenekten koparıp bağımsız bir din haline getirmesi gibi, Ömer de İslam’ı gelenekten kopararak imparatorluklaştırmıştır. Bu süreçte dini kimlik, devlet politikalarıyla şekillenmiş, hicri takvim ve merkezi otorite İslam’ın simgeleri haline gelmiştir. Bu dönüşüm, İslam’ın özgün mesajından sapmanın ve siyasi amaçların ön plana çıkmasının göstergesidir.
Modern Müslümanların, Kur’an’ı tarihsel bağlamından koparmadan, devletle din arasındaki bu karmaşık ilişkiyi anlamaları gerekmektedir. Aksi halde, dini ritüeller ve inançlar, devletin kontrol aracı haline gelmeye devam edecektir. Devletin dindarına dönüşmek, özgür bireysel inanç pratiğinin önünde en büyük engeldir.
Sonuç: Tarihsel Bağlamı Unutmadan Dini Anlamak
Kur’an ve İslam, 7. yüzyılın toplumsal ve kültürel gerçekliklerine dayanır; evrensellik iddiaları ise tarihsel ve politik süreçlerin ürünüdür. Hicri takvim ve teravih namazı gibi uygulamalar, dini kimliğin devletleştirilmesinin simgeleridir. Müslümanların, dini metinleri tarihsel bağlamından koparmadan yorumlaması, özgün inanç pratiği ve toplumsal barış için elzemdir.
Devletin dindarına dönüşmekten kaçınmak, bireysel inanç özgürlüğünü korumak ve dini ritüelleri siyasi araç olmaktan çıkarmak, çağdaş Müslüman toplumların en önemli görevidir. Tarihsel gerçeklikleri göz ardı eden evrenselcilik iddiaları, dini anlamdan uzaklaştırır ve toplumsal çatışmaları derinleştirir.
KENAN ÇAMURCU
