Küresel Sağlık Diktası Ve Egemenliğin Tasfiyesi
Dünya Sağlık Örgütü salgınları bahane ederek ulus devletlerin egemenliğini hedef alan sinsi bir küresel yönetim arayışına girdi. Sağlık sorunlarını küresel kriz ilan eden bu yapı üye ülkelerden yasal düzenlemeler talep ederek yönetimlere ortak olmaya çalışıyor. Bu durum sadece tıbbi bir mesele değil ekonomiden sosyal hayata kadar her alana müdahale yetkisi demektir.
Ulus devletlerin ve toplumların idaresinde tek söz sahibi olma arzusu demokratik değerleri kökten sarsan karanlık bir operasyondur. Küresel yönetim söylemiyle yola çıkanlar aslında milli iradeyi devre dışı bırakarak kendi ajandalarını dayatıyorlar. Bu sinsi devrim karşısında sessiz kalmak bağımsızlığımızı ve geleceğimizi küresel bir diktatörlüğün insafına terk etmek anlamına gelmektedir.
Evlere Uzanan Kontrol Ve Kimyasal Esaret Planı
DSÖ’nün talepleri olağanüstü hal kapsamında bireysel hayatları tamamen kontrol altına alma arzusunu açıkça ortaya koyuyor. İnsanların mahremiyetine girip ne olduğu belirsiz kimyasal sıvıları enjekte etme yetkisi talep edilmesi özgürlüklerin açıkça ihlalidir. Bu müdahale zinciri yarın gıda ve su kıtlığı bahanesiyle tarım alanlarına da sıçrayacaktır.
Sağlık üzerinden başlatılan bu kontrol mekanizması bireyi sistemin kölesi haline getirmeyi amaçlayan teknolojik bir kuşatmadır. Bugün sıvı enjeksiyonuyla başlayan süreç yarın enerji ve su kullanımının kısıtlanmasıyla devam edecek bir esaret zinciridir. Mahremiyetin yok edildiği bu düzende insan artık kendi bedeni üzerinde bile söz sahibi olamayan bir nesneye dönüştürülmektedir.
Milli İradeye Saldırı Ve Küresel Vesayet Tehdidi
Halkın tanımadığı ve seçmediği kişilerin gerekçesi ne olursa olsun hayatlarımıza müdahale etmesine izin verilecek mi? Ulus devletlerin varlık sebebi olan milli egemenlik küresel örgütlerin dayatmalarıyla karanlık bir geleceğe doğru hızla sürükleniyor. Bağımsızlık ve milli menfaatler kimlere hizmet ettiği belli olmayan bu yapıların eline asla bırakılmamalıdır.
Seçme ve seçilme hakkının anlamsızlaştığı bir düzende milli iradeden bahsetmek artık sadece boş bir avuntudan ibaret kalacaktır. Küresel kurumların dayattığı politikalar yerel dinamikleri yok sayarak toplumları tek tipleştirmeyi ve yönetilebilir yığınlar haline getirmeyi hedefliyor. Bu vesayet düzenine karşı durmak her onurlu vatandaşın ve bağımsız devletin en asli görevi ve sorumluluğudur.
Demokrasi Maskeli İşgaller Ve Tarihin Acı Tekerrürü
ABD’nin geçmişte demokrasi getirme vaadiyle yaptığı işgallerin kan ve gözyaşıyla sonuçlandığı gerçeği hala hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Bugün DSÖ’nün küresel sağlık söylemiyle attığı adımlar tarihin bu acı tecrübelerinin modern bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlık adına yapıldığı iddia edilen her müdahalenin ardında aslında derin ve sinsi sömürgeci niyetler yatmaktadır.
Parçalanan ülkeler ve yağmalanan zenginlikler küresel aktörlerin gerçek yüzünü her seferinde bizlere acı bir şekilde göstermiştir. Sağlık kılıfı altında sunulan bu yeni müdahale biçimi toplumları fakirleştirip köleleştirirken küresel elitlerin servetine servet katıyor. Tarihin tekerrür etmesine izin vermemek için bu maskeli işgal girişimlerine karşı toplumsal bir direnç oluşturmak zorundayız.
Türkiye’nin Milli Güvenliği Ve Stratejik Duruşu
Türkiye gibi stratejik bir coğrafyada yer alan ülkeler için bu küresel dayatmalar doğrudan milli güvenlik sorunudur. Rusya veya ABD’nin bölgedeki hedefleriyle bizim milli amaçlarımızın örtüşmesi imkansızken yönetimimizi küresel kurumlara devredemeyiz. Kendi dinamiklerimiz ve hedeflerimiz doğrultusunda şekillenmeyen hiçbir ortaklık milli çıkarlarımıza hizmet etmez ve kabul edilemez.
Salgın veya gıda bahanesiyle ulus devletlerin yönetimini devretmesi bağımsızlığın açıkça feda edilmesi anlamına gelecektir. Türkiye’nin bu küresel baskılara karşı sergileyeceği dik duruş bölgedeki istikrarın ve kendi geleceğinin yegane teminatıdır. Milli menfaatlerimizi korumak için dışarıdan dayatılan her türlü ajandayı reddetmeli ve kendi yerli savunma mekanizmalarımızı acilen güçlendirmeliyiz.
Organize İşler Ve Şüphe Uyandıran Gizli Ajandalar
Virüsler aracılığıyla ülkelerin içişlerine müdahale imkanı doğuyorsa bu imkanı sağlayan sebebi hangi kurum yok etmek ister? Bu durum akla ve mantığa aykırı organize işlerin ve sinsi planların varlığını açıkça düşündürüyor. Küresel aktörlerin salgınları birer araç olarak kullanarak kendi ajandalarını hayata geçirme çabaları derinlemesine sorgulanmalıdır.
BERKANT YÜKSELTÜRK
