Çarşıda ve pazarda her gün değişen etiketler, artık ekonomik dalgalanma değil, doğrudan halkın ekmeğine göz dikmiş ahlâki çöküştür. Serbest piyasa kılıfı altında yürütülen kuralsız yağma düzeni, doymak bilmez fırsatçılık canavarının toplumsal barışı kemirmesinden başka şey değildir. Vicdanların sustuğu yerde, cüzdanlar haksızca dolmaktadır.
Peki, doymak bilmez haramzade düzenine karşı devletin adalet kılıcı ne zaman inecek? Konut ve ticaret alanındaki astronomik kira artışları, milli güvenliğimizi tehdit eden birer sosyal bombaya dönüşmüştür. Kendi vatandaşını fahiş fiyatlarla köşeye sıkıştıran anlayış, sadece bütçeleri değil, toplumsal huzuru da dinamitleyen sarmal, topyekûn yıkımın habercisidir.
Fırsatçılık Çarkında Ezilen Halk Ve Ahlâki Çöküş
Hammadde maliyeti artmadan, kur yerinde sayarken yapılan zamların adı serbest piyasa değil, açıkça halkın cebine el uzatmaktır. Zam artık zorunluluk değil, fırsatçılık yarışı haline gelmiştir. Sabah başka, akşam başka fiyatla karşılaşan emekli ve asgari ücretli, organize yağma düzeninin altında can çekişmesi asla kabul edilemez.
Kuralın olmadığı yerde piyasa değil, orman kanunları işler. Bazı ev sahipleri ve zincir marketler, hiçbir risk almadan astronomik kârlar peşinde koşarak ekonominin damarlarını tıkamaktadır. Yüksek kira maliyeti ürün fiyatına, ürün fiyatı ise enflasyon canavarına yakıt olan domino etkisi, dürüst esnafı bile kayıt dışına iten karanlık sistem yaratmaktadır.
Eczane Sistemiyle Fiyat İstikrarı Ve Sert Denetim
Devlet, temel tüketim mallarında “Eczane Sistemi” modeline acilen geçerek fiyat keyfiliğine son vermelidir. Nasıl ki ilaç fiyatı ülkenin her yerinde sabitse, ekmek ve süt gibi hayati ürünler de devlet güvencesinde olmalıdır. Fiyat Endeksleme Birimi kurulmalı ve her kuruşun hesabı sorulmalıdır. Keyfi zam yapanlara sadece para cezası yetmez.
Caydırıcılık kağıt üzerinde kalmamalı, fahiş fiyatı alışkanlık edinen işletmelere el konulmalıdır. Şirketler zam yapmadan önce bilimsel gerekçeler sunmak zorunda bırakılmalıdır. Devletin ciddiyeti, halkın sofrasındaki ekmeği koruduğu ölçüde hissedilir. Piyasanın her hücresinde devletin nefesi duyulmalı, fırsatçılara nefes alacak alan bırakılmamalıdır. Bu, milli beka meselesidir ve asla taviz verilmemelidir.
Vergi Adaleti Ve Sermayenin Sinsi Oyunları
Şirketlerin lüks tüketimlerini gider gösterip vergiden düşmeleri, halkın cebinden çalınan paradır. Devletten yatırım kredisi alıp kaynağı dövize veya lükse yatıran fırsatçı sermaye, sıkı takibe alınmalıdır. Bu muhasebe oyunu değil, kamunun açıkça soyulmasıdır. Vergi sistemindeki örtük suiistimaller, toplumsal adaleti kökten sarsan sinsi birer ihanet girişimidir.
Nitelikli denetmenlerden oluşan denetim ordusu kurulmalı ve her kuruşun izi sürülmelidir. Denetimin zayıf olduğu yerde adalet can çekişir. Yatırım adı altında alınan kredilerin amacı dışında kullanılması, milli ekonomiye vurulmuş darbedir. Devlet, sermaye oyunlarına karşı çelikten irade sergilemeli ve halkın hakkını sömürgeci zihniyetten derhal geri almalıdır.
Borç Ahlâkı Ve Sahte Afların Yarattığı Çürüme
Sürekli çıkarılan vergi ve borç afları, dürüst vatandaşı cezalandırırken uyanık geçinenleri ödüllendiren ahlâk erozyonudur. “Nasıl olsa af çıkar” düşüncesi, kuralsızlığı kalıcı hale getirmekte ve toplumsal disiplini yok etmektedir. Devletin görevi borç silmek değil, adaleti tesis etmektir. Dürüst vatandaşın hakkı, devletin ciddiyetiyle korunmalı ve borç ahlâkı yeniden inşa edilmelidir.
Borcunu ödemeyeni ödüllendiren sistem, çalışkanlığı değil kurnazlığı teşvik ederken toplumsal cinnetin kapılarını aralamaktadır. Çözüm, borçları yok saymak değil, makul yapılandırmalarla mutlaka tahsil etmektir. Adaletin olmadığı yerde sadece fiyatlar değil, insanlık da ucuzlar. Devlet, dürüst insanın yanında olduğunu attığı sert adımlarla göstermeli ve ahlâki çürümeyi bıçak gibi kesmelidir.
Milli Bekâ Hattında Ekonomik Adalet Ve Son Uyarı
Ölçüde ve tartıda hile yapmak, darda kalanın halinden faydalanmak sadece suç değil, büyük günahtır. Halk artık bunalmış ve yağma düzenine “Dur” diyecek irade beklemektedir. Serbest piyasa mazeretine sığınanların kuralsızlığına son verilmelidir. Devlet, halkın yanında olduğunu sadece sözle değil, sahada göstereceği sert ve kararlı yumruğuyla kanıtlamak zorundadır.
Peki, ekonomik teröre karşı daha ne kadar sessiz kalınacak? Unutulmamalıdır ki, devlet ciddiyetini kaybederse fırsatçılar cesaret bulur. Adalet zayıflarsa toplum çözülür. Fahiş fiyat meselesi, sadece rakam sorunu değil, vicdan ve beka davasıdır. Bu fırsatçılığa son vermek tercih değil, devletin varlık sebebidir. Halkın sofrasındaki ekmeği korumak, vatanı korumakla aynı kutsallıktadır.
VEDAT KAT

