İki Muhammed Ve Vicdanları Kanatan İhanet Analizi
Karanlık perdenin ardında tarihin tozlu sayfalarına gömülmek istenen sırlar ansızın gün yüzüne çıkıyor. Mısır’ın devrik lideri Muhammed Mursi’nin mahkeme salonunda son nefesini vermesi, sadece ölüm değil, aynı zamanda dönemin acımasız yüzünü ifşa eden dönüm noktasıdır. Bu olay hafızalarda derin izler bırakan Abdülhafız’ı canlandırıyor.
Kaderin cilvesi mi yoksa hesaplı oyun mu? Mursi’nin şehadeti adaletin ne denli körleşebileceğinin çarpıcı kanıtıdır. Yıllarca süren esaretin ardından mahkeme salonunda yığılıp kalması, sistemin çürümüşlüğünün sembolüdür. Bu trajik son, İstanbul’dan zalim Sisi rejimine teslim edilen Muhammed Abdülhafız’ı hatırlatıyor. Vicdanlar bu ağır yükü nasıl taşıyacak?
Adaletin Gölgesinde İki Kader Ve Zindan Dramı
Ters kelepçelerle ve emniyet kemerleriyle bağlanarak gönderilen Abdülhafız’ın akıbeti, vicdanları sızlatan büyük dramdır. O şimdi zindanlarda işkencelerle görme yeteneğini ve aklını kaybetmiş bir hayalete dönüşmüştür. Bu Türkiye’nin üzerinde taşıdığı ağır vebaldir. Mursi’nin vefatı üzerine yükselen özgürlük nidaları ise sahte yasın dışavurumudur.
Abdülhafız’ı zalimlere teslim edenlerin şimdi timsah gözyaşları dökmesi mide bulandırıcıdır. Zalimler için yaşasın cehennem sloganları sosyal medyada yankılanırken, bu sözlerin ardındaki boşluk sağır edicidir. Muhafazakar demokratların siyasi liderinin Mursi’ye laiklik tavsiyesi vermesi, inanç dünyasındaki derin kırılmayı gösteriyor. Sahte taziye mesajları sadece dudak tiryakiliğinden ibarettir.
İkiyüzlülüğün Maskesi Düşerken Sergilenen Sahte Duruş
Mursi’nin laiklik tavsiyesini reddedip Anayasamız Kuran olacaktır diyerek şehadeti seçmesi, gerçek bir duruşun göstergesidir. Bu onurlu tavır karşısında sergilenen sahte üzüntü gösterileri, siyasi ikiyüzlülüğün en alçaltıcı örneğidir. Kendi elleriyle mazlumu celladına teslim edenler, hangi yüzle adaletten ve kardeşlikten bahsedebiliyor? Bu çelişki tarihe kara leke olarak geçecektir.
Siyasi çıkarlar uğruna feda edilen hayatlar, toplumun adalet duygusunu kökten sarsıyor. Mazlumun ahı yerde kalmazken, bu zulme ortak olanlar elbet bir gün hesap verecektir. İkiyüzlü siyasetin maskesi düştüğünde geriye sadece utanç kalacaktır. Halkın feraseti bu sahte gözyaşlarını ve kirli pazarlıkları en ince ayrıntısına kadar görüyor.
Peygamber Uyarısı Ve Unutulan Ferasetin Bedeli
Hz. Peygamber’in zalime yardım edenin başına o zalim musallat olur uyarısı, tarihten günümüze ulaşan ilahi ikazdır. Abdülhafız’ı zalimlere iade edenlerin bu uyarıyı anlayacak ferasetten yoksun oldukları açıktır. Onların eylemleri sadece siyasi hata değil, ilahi yasanın çiğnenmesidir. Bu durum gelecekteki büyük hesaplaşmanın en somut habercisidir.
İlahi ikazları kulak ardı edenler, kendi sonlarını kendi elleriyle hazırlıyorlar. Ferasetini yitirmiş bir yönetim anlayışı, ülkeyi felakete sürüklemekten başka bir işe yaramaz. Zulme sessiz kalmak yetmezmiş gibi, mazlumu bizzat teslim etmek insanlık onuruna saldırıdır. Bu ağır bedel sadece dünyada değil, ahirette de ödenecektir.
Ahiretteki Büyük Hesaplaşma Ve Vicdanın Çığlığı
Muhammed Abdülhafız kendisini iade edenlerden ve onları iktidara taşıyanlardan ahirette davacı olacaktır. Bu dava sadece bir kişinin değil, milletin vicdan davasıdır. Kalbi bağlılık olmadan söylenen kardeşlik sözleri, o büyük hesaplaşmada hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Abdülhafız’ı iade edenleri seçmeyenlerin huzuru, onurlu bir duruşun ve vicdanın sesidir.
Vicdanın sesini bastıranlar, mahşer gününde hangi bahaneye sığınacaklar? Siyasi ikbal uğruna satılan kardeşlik hukuku, ebedi bir hüsranın kapısını aralıyor. Mazlumun davası ilahi adaletin terazisinde tartıldığında, zalimler ve yardımcıları için kaçacak yer kalmayacaktır. Bu hesaplaşma kaçınılmazdır ve her eylem kendi yankısını mutlaka bulacaktır.
SADİ ÖZGÜL
