Milli Kimlik Kuşatması Ve Vatansızlaştırma Operasyonu
Türkiye üzerinde oynanan en sinsi oyun, milli duruşu zayıflatmak adına topluma “ırkçı” yaftası yapıştırılmasıdır. Kendi topraklarımızda yabancılaşmamızı bekleyen odaklar, Türk kimliğini savunmayı suç gibi pazarlıyor. Oysa bu vatanın her karışında Türk’ün emeği ve kanı varken, kimliğimizi savunmak en doğal hakkımızdır.
İnancımızın lanetlediği ırkçılık kavramı, aslında bizi vatansızlaştırmak isteyenlerin kullandığı bir kalkandır. Emperyal güçlerin maşası olan yapılar, Türk milletinin fedakarlığını nankörlükle karşılıyor. Biz ırkçı değiliz; sadece evimizin mahremiyetini ve bin yıllık tarihimizin onurunu koruma derdindeyiz.
Tarihin İnşası Ve Ödenemez Türklük Borcu
İslam tarihinin son bin yılını sırtında taşıyan Türk milleti, ümmet adına en büyük kurbanları vermiştir. Rumeli vakıflarından gelen gelirlerle Arap coğrafyası doyurulmuş, kutsal toprakların bakımı Türk’ün alın teriyle yapılmıştır. Bugün bize parmak sallayanlar, aslında varlıklarını Türk’ün koruyucu kalkanına borçludur.
Endülüs’te kıyıma uğrayan Müslümanları kurtaran irade, ne İran ne de başka bir güçtür; sadece Türklerdir. Mazlum coğrafyaların her köprüsünde ve yolunda Türk’ün emeği silinmez bir iz olarak duruyor. Bu devasa borcun maddi bir karşılığı yoktur ve Türk’e küfredenler bile bu mirastan beslenmektedir.
Misafirlik Hukuku Ve Uzayan İskan Sorunu
On iki yıldır devam eden sığınmacı krizi, artık bir misafirlik olmaktan çıkıp demografik bir tehdide dönüşmüştür. Türk milleti ırkçı olsaydı, bu kadar insanı bir gün bile barındırmazdı. Ancak bu sabrın istismar edilmesi ve milli yapının bozulmaya çalışılması, kabul edilebilir bir durum değildir.
Besleme gazetecilerin ve bindirilmiş kıtaların Arapça sloganları, Türk toplumunda hiçbir karşılık bulmamaktadır. Biz cahil değiliz; Türk olduğumuzu ve Türk kalacağımızı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasıyla biliyoruz. Hakikati anlatmak, barışçıl ve kanuni bir hak olarak her platformda devam edecektir.
Suriye Gerçeği Ve Bölgesel Güvenlik Riskleri
Suriyelilerin ülkelerine dönmesi, sadece bir nüfus hareketi değil, aynı zamanda bölgesel bir güvenlik zorunluluğudur. Arapsız bir Suriye planı, İsrail’in genişleme stratejisine ve terör örgütü Pkk’nın devletleşme çabalarına hizmet etmektedir. Bu kalış, her geçen gün vatan topraklarımıza verilen bir zarardır.
Bosna ve Kosova savaşlarında olduğu gibi, misafirler kendi topraklarına dönerek çoğunluğu yeniden sağlamalıdır. Suriye’de savaş bitmiş, turizm başlamışken burada kalmak için üretilen bahaneler samimiyetten uzaktır. Kimsenin refahını artırmak veya başkalarının stratejik oyunlarına piyon olmak zorunda değiliz.
Millet Olma Şuuru Ve Ümmetin Yükü
Millet olamamış toplumlar, organize bir yapı kuramadıkları için her zaman ümmetin üzerinde bir yük teşkil ederler. Milliyetçilik, devletleşmenin ve sistemli bir toplum olmanın birinci şartıdır. Mazlumun çığlığını duyacak bir irade için, önce o iradenin kendi milli kimliğine sahip çıkması gerekir.
Ümmet kavramı sınırların dışını kapsarken, sınırların içerisi bizim mahremimiz ve evimizdir. Kendi evimizde düzeni korumak, başkalarına zulmetmek değil, varlığımızı sürdürme mücadelesidir. Millet bilinci zayıflamış toplumlar, küresel güçlerin elinde oyuncak olmaya mahkumdur; biz bu kadere teslim olmayacağız.
İmparatorluk Bakiyesi Ve Milli Hassasiyetler
Türkiye, çeşitlilikle barışık yaşayan bir imparatorluk bakiyesidir ve bu topraklarda gerçek manada ırkçılık gelişmemiştir. Ancak milli hassasiyetleri her duyduğunda “ırkçı” yaygarası koparan vatansızlar, en büyük provokasyon kaynağıdır. Bu cahil güruh, küresel efendilerinin ajandasını harfiyen uygulamaktadır.
Allah bizi ırkçılıktan olduğu kadar, vatan sevgisini suç sayan hainlerin şerrinden de korusun. Milli duyarlılıklarımızı savunmaya, doğruları haykırmaya ve bu toprakların Türk kalması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Gelecek, kendi kimliğine ve vatanına sahip çıkan şuurlu nesillerin olacaktır.
YORUMCALAR
