Uygur Türklerinin Sessiz Çığlığı Ve Tarihi İhanetin Vebali
Dünyada gidecek yeri olmayan mazlum Müslüman Uygur Türklerinin feryadı, kulakları sağır eden bir sessizliğe gömülmüş durumda. Dört çocuklu Abdurrahman Kuddusi gibi kardeşlerimizin sınır dışı edilme haberleri içimizi dağlıyor. Bu insanlar sınır dışı edilince başlarına ne gelecek, o masum yavrular ve çaresiz eşler ne yapacak? Bu sorular, vicdanı olan her insan için beyin yakan, ruhu sızlatan birer azap kamçısıdır.
Mazlumun ahı indirir padişahı; bu feryatlar er ya da geç ilahi adaletin tecellisine yol açacaktır. Kendi öz yurdunda parya edilen, sığındığı topraklarda ise belirsizliğe mahkum edilen Uygur Türklerinin yaşadığı bu dram, sadece bir göç meselesi değil, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Bu çığlığı duymamak, bu zulme ortak olmaktır.
87 Kodu: Bir Sayının Ardındaki Ölüm Fermanı
Melkizat Hanım gibi binlerce Uygur kardeşimizin hayatı, “87 kodu” gibi bürokratik damgalarla karartılıyor. Bir sayıdan ibaret gibi görünen bu kod, aslında binlerce insanı belirsizliğe sürükleyen, adeta bir ölüm fermanı gibi üzerlerine çöken bir kara lekedir. Komünist Çin’in vahşi zulmünden kaçıp ana kucağı bildikleri topraklara sığınan bu insanların insani ikametlerinin reddedilmesi hangi vicdana sığar?
Bile bile ölüme gönderilmek istenen bu insanlar, mecburi göç yollarında perişan ediliyor. Tayland’da yakalanıp Çin’e iade edilen ve akıbetleri meçhul olan 48 Uygur’un acısı hala tazeyken, Türkiye’deki 40 bin muhacir kardeşimize uygulanan bu muamele anlaşılır gibi değildir. Suç işleyen varsa cezasını çeksin, ancak masumları katillerin kucağına atmak hiçbir devletin siciline yakışmaz.
Bürokrasinin Körlüğü Ve Adaletin Çifte Standardı
Kolluk kuvvetlerinin ve adalet mekanizmasının bu mazlum kardeşlerimize karşı tutumu tam bir muammadır. Zulümden kaçan, her şeyini geride bırakan bu insanlardan normal evrak beklemek ham bir hayaldir. Onların kimlikleri olamaz, çünkü onlar bir soykırımdan kaçıyorlar! Adalet kararları, normal kanun ve kuralların ötesinde, vicdan ve hakkaniyet süzgecinden geçirilmelidir.
Kendinizi bir an için onların yerine koyun; sığınacak hiçbir yerinizin kalmadığını, çocuklarınızla birlikte ölüme itildiğinizi düşünün. Hesap günü var ve her eylemin bir hesabı olacaktır. Bürokratik engellerin arkasına sığınarak bu mazlumların ahını almak, altından kalkılamayacak bir vebaldir.
Siyasetin İkiyüzlülüğü Ve Tarihi Sorumluluk
Ülkemizde her milletten insana, hatta Gazze’de katliam yapanlara ve ülkeyi soyanlara yer varken, nasıl oluyor da Doğu Türkistan Müslüman halkına Türkiye dar ediliyor? Bu çelişki, siyasi iradenin ve vicdanların en büyük sınavıdır. Makamlar, unvanlar ve mallar fanidir; baki kalan sadece hayırla yâd edilmektir. Bugün o makamları işgal edenler, bu tarihi vebalin altında ezilmekten korkmalıdır.
Doğu Türkistan, Çin işgalinden önce Osmanlı Devleti’ne bağlılığını ilan etmiş, hutbelerin Halife adına okunduğu bir Osmanlı yurdudur. Bu tarihi bağa rağmen Uygur kardeşlerimize uygulanan bu muamele, ecdadın mirasına ve kardeşlik hukukuna ihanettir. Siyasetçiler, bu vebalin hesabını ne tarihe ne de millete verebilirler.
Perde Arkasındaki Gizli Planlar Ve Büyük Oyun
Uygur Türkleri kimseden merhamet dilenmiyor; onlar sadece kendilerinin olan vatandaşlık haklarını ve insanca yaşama hakkını bekliyorlar. Bu coğrafyada yaşanan her dram, aslında daha büyük ve karmaşık küresel operasyonların bir parçasıdır. Perde arkasında dönen gizli planlar, sadece Uygurları değil, tüm bölgemizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan karanlık senaryoların yansımasıdır.
İnsanlar yapılanları unutabilir ama tarih asla unutmaz! Amel defteri ise hiç şaşmaz ve unutmaz. Bu çığlığı duymak ve harekete geçmek, sadece bir insanlık görevi değil, aynı zamanda tarihe karşı sarsılmaz bir sorumluluktur. Sessizliğin bedeli, hem bu dünyada hem de ahirette çok ağır olacaktır.
Şimdi Değilse Ne Zaman?
Mazlumun feryadı arşı titretirken, bizlerin sessiz kalması kabul edilemez. Uygur Türklerinin gözyaşları, vicdanlarımıza kazınan birer utanç vesikası olmamalıdır. Onların haklarını savunmak, kendi onurumuzu ve geleceğimizi savunmaktır. Bu zulme dur demek için daha kaç canın yanması, kaç ailenin parçalanması gerekiyor?
YORUMCALAR
