İnsan Hakları Maskeli Hamas Propagandası
Gazze’deki trajedi vicdanları kanatırken, Mazlumder’in tarafsızlık iddiası son raporuyla yerle bir oldu. İnsan hakları savunuculuğu kisvesi altında sunulan metin, gerçekleri çarpıtan maddi hatalar ve Hamas tarafgirliğiyle dolu bir propaganda broşüründen öteye geçemiyor. Mazlumun kimliği sorulmaz ilkesi, bu kirli siyasi ajandaya kurban edilmiş durumda.
Genel başkan yardımcısının paylaştığı bu rapor, tarafsız bir analiz değil, radikal bir grubun sözcülüğüdür. Bilgi eksikliği mi yoksa kasıtlı bir manipülasyon mu olduğu belirsiz olan bu yaklaşım, kuruluşun güvenilirliğini temelden sarsıyor. Hak savunuculuğu, terör eylemlerini meşrulaştırma aracına dönüştürülerek etik bir intihara imza atılıyor.
Hukuki Cehalet Ve Çarpıtılan Kararlar
Raporun en vahim hatalarından biri, BMGK’nın 242 sayılı kararını İsrail’i Filistin’de işgalci ilan etmek için kullanmasıdır. Oysa bu karar, 1967 savaşı sonrası toprak değişimlerini ve barış anlaşmalarını kapsayan, bugünkü sınır kavramını oluşturan teknik bir metindir. Bu çarpıtma, raporun akademik ve hukuki ciddiyetten ne kadar uzak olduğunu kanıtlıyor.
Filistin topraklarıyla doğrudan ilgisi olmayan kararların bu denli fütursuzca manipüle edilmesi, okuyucuyu aptal yerine koymaktır. Bilgi kirliliği yaratarak kamuoyunu yönlendirmeye çalışan bu zihniyet, barışa değil sadece düşmanlığa hizmet ediyor. Hukuk, ideolojik saplantılara payanda yapılarak evrensel değerler açıkça çiğneniyor ve gerçekler karartılıyor.
Vahşeti Meşrulaştıran İnsani Körlük
Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği sivil katliamlarını ve bebek rehineleri görmezden gelen bir rapor, asla insani olamaz. On aylık yavruların ve yaşlı kadınların kaçırılmasını “esir” diyerek yumuşatmak, insan hakları kavramıyla alay etmektir. Bu tür eylemleri yok sayan hiçbir değerlendirme, hukuki veya İslami bir meşruiyet taşıyamaz.
Netanyahu hükümetinin yanlışlarını gerekçe göstererek Hamas’ın vahşetini aklama çabası, Mazlumder’in kuruluş amacından saptığını gösteriyor. Bir terör eylemini diğeriyle kıyaslayarak meşrulaştırmak, hak savunuculuğu değil, suç ortaklığıdır. Bu tutum, mazlumun hakkını korumak yerine, şiddeti körükleyen radikal bir dilin Türkiye’deki temsilciliğine soyunmaktır.
Gazze’yi Cezaevine Çeviren Hamas Gerçeği
Gazze’nin “açık cezaevi” olduğu ezberi, Hamas’ın 17 yıllık baskıcı yönetimini ve darbe sürecini kurnazca gizliyor. Oslo sürecinde açılan havaalanını ve gelişme potansiyelini sabote eden, sivilleri hedef alan saldırılarla savaşı başlatan bizzat Hamas’tır. Kendi halkını canlı kalkan yapan bir örgüt, Gazze’nin asıl gardiyanı haline gelmiştir.
Seçim düzenlemeyen ve muhalifleri sindiren bu yapı, bölgeyi kendi eliyle bir felakete sürüklemiştir. Halk sefalet içinde kıvranırken, Hamas’ın bu süreçteki sorumluluğunu örtbas etmek, gerçek bir insan hakları ihlalidir. Gazze’nin trajedisi üzerinden siyasi rant devşirenler, bölgedeki statükonun devamından beslenen karanlık odakların ta kendisidir.
Katar’daki Lüks Ve Halkın Sefaleti
Katar’da milyarlarca dolarlık servet içinde yüzen Hamas liderleri, Gazze halkının açlığından birinci derecede sorumludur. Toplanan devasa yardımlar bölgeyi cennete çevirmeye yetecekken, halkın temiz sudan mahrum bırakılması örgütün önceliklerini gösteriyor. Mazlumder’in bu lüks hayatı görmezden gelmesi, bağımsızlık vasfını yitirdiğinin en somut belgesidir.
Eğitim ve sağlık yerine tünellere ve silahlara harcanan paralar, Gazze’nin geleceğini ipotek altına almıştır. Lider kadrosu konfor içindeyken halkın ölüme sürülmesini eleştiremeyen bir kuruluş, hak savunucusu olamaz. Bu sessizlik, yolsuzluğa ve halkın sömürülmesine verilen örtülü bir onaydır; vicdanları yaralayan asıl gerçek budur.
Türkiye’deki Sokak Terörü Ve Sessizlik
Rapor, Gazze bahanesiyle Türkiye sokaklarında vatandaşları taciz eden kontrolsüz grupların yaşam özgürlüğüne saldırısına tek kelime etmiyor. Kendi ülkesindeki hukuksuzluğa göz yumanların, uluslararası adalet araması tam bir ikiyüzlülüktür. İsrail’e yapılan lojistik ihracatı görmezden gelen bu metin, meşruiyetini tamamen yitirmiş, sipariş bir dokümandır.
İsrail’deki barış yanlılarıyla iş birliği yapmak yerine, Yahudilere yönelik ontolojik bir nefretle hareket etmek karanlık bir yoldur. İnsan hakları maskesiyle yürütülen bu antisemitik ajanda, Türkiye’nin toplumsal huzurunu da tehdit ediyor. Mazlumder, evrensel hukuktan koparak radikal söylemlerin limanına sığınmış, insanlık onurunu siyasi hesaplara meze etmiştir.
YORUMCALAR
