Muhafazakar İslamcılar Tanrılar Tarafından mı Seçi̇ldi̇ler?

Tanrısal Seçilmişlik Sanrısı Ve Büyük Yıkım

Coğrafyamız Irak işgalinin kanlı gölgesinde derin bir lanetle sarsıldı. Siyasi hareketlerin dini vecibe gibi sunulması vicdanlarda büyük sorgulama başlattı. Bir partiye aidiyetin iman şartı sayılması akıl dışı bir sapmadır. Acaba kutsallaştırılan bu siyaset toplumun sonunu mu hazırlıyor?

Milyonlarca insanın farklı tercihleri bu dini aidiyet argümanını çürütüyor. Siyasetin kutsal zırha bürünmesi toplumsal barışı dinamitleyen en büyük tehlikedir. İnanç sömürüsü üzerinden kurulan bu tahakküm insan ruhunu karanlığa hapsediyor. Hakikat artık sahte kutsalların gölgesinde can çekişiyor.

Saf Kötülüğün Sıradanlaşan Karanlık Yüzü

Ortada adını koymaktan çekindiğimiz devasa bir saf kötülük var. Tüm felaketlere rağmen bu yapıya destek vermek ruhsal bir çöküştür. Bu insanlar özünde taşıdıkları karanlığı toplumsal bir yozlaşmaya dönüştürdü. Vicdanların körelmesi ahlaki değerlerin hızla aşınmasına yol açan temel sebeptir.

Kötülüğün sıradanlaşması bireysel sapmaları aşarak kolektif bir cinnete dönüştü. İnsan ruhunun en ücra köşelerindeki karanlık bu siyasi oluşumla hayat buldu. Ahlaki pusulasını kaybeden kitleler kendi yıkımlarını alkışlayacak kadar körleşti. Toplum artık kendi yarattığı bu canavarın esiri oldu.

Küçük Dünyaların Büyük Ve Kirli Hayalleri

Aktörlerin dar çıkarları uğruna her türlü kötülüğe imza atması kaçınılmazdır. Lider figürü kitlelerin karanlık arzularını temsil eden bir araçtan ibarettir. Zengin olma hayaliyle yanıp tutuşanlar bu kirli ittifakın temel taşlarıdır. Masumiyetten uzak bu çıkar ortaklığı ülkenin geleceğini açıkça tehdit ediyor.

Eziklik içinde geçen hayatların intikamı bugün devlet imkanlarıyla alınıyor. Dini eğitim ve ibadet maskesi altında devasa bir rant ağı kuruldu. Her toplumsal katman bu konsorsiyumdan pay kapmak için sıraya girdi. Bu ittifakın harcı samimiyet değil sadece doymak bilmeyen hırslardır.

Dış Güçlerle Yapılan Kanlı Büyük Anlaşma

Küresel odaklar belirli bir akımı bölerek kirli bir uzlaşmaya vardı. Yeryüzü nimetleri karşılığında dış güçlere verilen sözler coğrafyamızı kana buladı. Irak ve Suriye projeleri bu büyük ihanetin en somut sonuçlarıdır. Türkiye bu kanlı satranç tahtasında sadece bir piyon haline getirildi.

Dış güçlerin ajandasıyla sağlanan bu tam uyum bağımsızlığımızı yok etti. Libya ve Yemen’deki yıkım bu gizli anlaşmanın bedeli olarak ödeniyor. Milli çıkarlar küresel efendilerin emirleri doğrultusunda birer birer feda edildi. Bu büyük anlaşma coğrafyamızın kaderini karanlık ellere teslim etti.

Seküler Vicdan Ve Rasyonel Sorumluluk Hattı

Seküler topluluklarda uydurulan yalanlarla cennete uçma hayali asla kurulmaz. Onlar için hayat reeldir ve suçun bedeli bu dünyada ödenir. Mistik yalanlarla kendilerini kandırmadıkları için etik anlayışları dünyevi adalet üzerine kuruludur. Firavunlaşma bu rasyonel düşünce yapısında kendine asla yer bulamaz.

Dünyevi sorumluluk bilinci suçun meşrulaştırılmasını engelleyen en güçlü kalkandır. Ahirete hak bırakmayan bu yaklaşım adaleti hemen şimdi talep eder. Yalanlar üzerine kurulu bir saadet zinciri seküler zihinlerde karşılık bulmaz. Gerçek ahlak mistik sanrılardan arınmış bir vicdanla ancak mümkün olabilir.

Seçilmişlik Sanrısı Ve Sonsuz Ödül Beklentisi

Bu yapının destekçileri kendilerini Tanrı tarafından seçilmiş özel kullar sanıyor. Dünyayı başkalarına zehir ederken sonsuz hayatın muhteşem ödüllerini bekliyorlar. Bu çarpık inanç sistemi işlenen her suçu kutsal bir görevmiş gibi meşrulaştırıyor. Toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bu zehirli zihniyet geleceğimizi yok ediyor.

Milli güvenlik sorunları ve ekonomik krizler bu saf kötülüğün tezahürüdür. Seçilmişlik sanrısı altında ezilen bir ulus özgürlüğünü ve onurunu kaybediyor. Gelecek nesillerin kaderi bu karanlık ellerin insafına bırakılamayacak kadar değerlidir. Artık bu seçilmişlik masalına karşı direnç göstermek bir vatan borcudur.

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir