NATO Ve DSÖ Kıskacında Milli Egemenlik İhlalleri
Dünya, karanlık bir tiyatro sahnesine dönüşürken perde arkasında dönen dolaplar sıradan insanın aklını zorlamaya devam ediyor. Uluslararası devler olan NATO ve DSÖ, attıkları her adımla geleceğimizi küresel efendilerin çıkarlarına göre yeniden yazıyor. Bu sinsi senaryoda bizler sadece birer figüran mıyız? Kaderimizi kendi ellerimizle şekillendirmek zorundayız.
2016 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 2016/8858 sayılı karar, Türkiye’nin egemenlik haklarına vurulan en ağır darbelerden biridir. Türk askerlerinin yurt dışında, yabancı postalların ise topraklarımızda Meclis onayı olmaksızın konuşlandırılmasına izin veren bu düzenleme, ulusal güvenliğimiz için alarm zillerini çoktan çaldırdı. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir ilkesi çiğneniyor.
Meclis Kararı Olmaksızın Yabancı Müdahale Kapısı
Söz konusu karar, ülkede kaos çıkması durumunda NATO’nun Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti’ni 48 saat içinde bölgeye göndermesinin önünü açıyor. Milli iradenin temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi hiçe sayılarak dış güçlere müdahale yetkisi altın tepside sunuluyor. Bu durum, stratejik bölgelerimizin işgaline zemin hazırlıyor.
Beş bin kişilik tugayların aniden topraklarımıza girmesi, Türkiye’nin geleceği üzerinde kara bulutlar dolaştırıyor. İç çatışma veya dış saldırı bahanesiyle Meclis devre dışı bırakılarak NATO’nun müdahale edebilmesi, bağımsızlığımıza kastetmektir. Milli güvenliğimiz, küresel bir askeri yapının insafına terk edilemeyecek kadar hayati ve kutsal bir meseledir.
Sağlık Kılıfı Altında DSÖ’nün İşgal Girişimi
Küresel güçler sadece askeri alanda değil, sağlık kılıfı altında da egemenliğimizi aşındırıyor. Dünya Sağlık Örgütü, olası salgınlarda hükümetten izin almadan müdahale etme yetkisi alarak distopik bir aktöre dönüştü. Türk Tabipler Birliği ve medyanın açıklamaları, bu kaos senaryosuna uygun zemin hazırlamak için kurgulanıyor.
Birleşmiş Milletler kararlarıyla yasal kılıfa büründürülen bu müdahaleler, ulusal egemenliğin nasıl sinsice yok edilebileceğini gösteriyor. Sağlık bahanesiyle dayatılan protokoller, aslında toplumsal kontrolün ve biyolojik esaretin birer aracıdır. Kendi sağlık politikalarımızı belirleme yetkimiz, küresel bir örgütün eline geçerek milli güvenliğimizi doğrudan tehdit eder hale geldi.
Gaziantep’teki Gizemli Araçlar Ve Büyük Sıfırlama
Gaziantep’te görülen NATO zırhlı araçlarının film sahnesi olduğu yönündeki açıklamalar, kamuoyu tarafından asla inandırıcı bulunmadı. Şehrin, Büyük Sıfırlama projesinin pilot bölgesi olması, bu görüntülere çok daha derin bir anlam katıyor. Bu olaylar, toplumsal davranış analizi yapmak için servis edilen birer nabız yoklamasıdır.
Küresel güçlerin Türkiye üzerindeki planları, sadece askeri sevkiyatlarla sınırlı kalmayıp toplumsal yapıyı dönüştürmeyi hedefliyor. Stratejik öneme sahip bölgelerimizde yapılan bu gizemli faaliyetler, gelecekteki büyük operasyonların provası niteliğindedir. Halkın tepkisini ölçen bu tür girişimler, milli direncin ne seviyede olduğunu anlamak için kurgulanan sinsi oyunlardır.
Sığınmacı Krizi Ve İç Karışıklık Senaryoları
Türkiye’deki sığınmacı unsurların içine sızdırılmış özel eğitimli askeri birimlerin varlığı, iç karışıklık potansiyelini zirveye taşıyor. Bu unsurlar, kaos ve kargaşa planlarını devreye sokarak NATO’nun müdahalesine meşru bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Ülkemiz, hem dışarıdan hem de içeriden kuşatılmak istenen bir stratejik tehdit altındadır.
Stratejik Göç Mühendisliği kapsamında Türkiye’ye dayatılan bu nüfus yapısı, milli birliğimizi bozmaya yönelik bir silahtır. NATO’nun planlanmış krizleri kullanarak stratejik bölgelerimize yerleşme arzusu, bu senaryoyu daha da güçlendiriyor. İçerideki huzursuzluklar, küresel efendilerin müdahale iştahını kabartan en büyük kozu olarak masada durmaya devam ediyor.
Milli Görev Ve Geleceği Kurtarma Hamlesi
Tehditler karşısında her bireyin sorumluluğu büyüktür; devletimizi ve milletimizi uyarmak milli bir görevdir. Sığınmacılarla helalleşerek onları yurtlarına göndermek ve vatandaşlık kısıtlamaları getirmek acil bir zorunluluktur. Gözümüzü yüz kırk dört kat daha fazla açarak bu on dokuzuncu haçlı seferine karşı durmalıyız.
Yapılması gereken en büyük hamle, egemenliğimizi devreden yanlış anlaşmaların derhal iptal edilmesidir. Küreselcilerin ve NATO’nun surlarımızda açmak istediği gedikleri kapatmak için toplumsal bilinçlenme şarttır. Bağımsızlığımızı korumak için milli bir direnç hattı oluşturmalı ve geleceğimizi küresel çetelerin karanlık ajandalarına asla teslim etmemeliyiz.
SADİ ÖZGÜL
