Pentagon’un Gölgesinde Bir Paşanın Direnişi: Türkiye’nin Kader Anları
Gölge oyunlarının sahnelendiği, güç savaşlarının acımasızca sürdüğü dünyamızda, bazı olaylar sadece tarihin sayfalarında kalmaz. Onlar, günümüzü şekillendiren, geleceğe yön veren sarsıcı gerçekler olarak karşımıza çıkar. Türkiye’nin yakın tarihinde, bir Genelkurmay Başkanı’nın, dünyanın en güçlü askeri aygıtının kalbinden gelen bir “vur emri” ile hedef alındığı iddiaları, sadece bir komplo teorisi olmanın ötesinde, ulusal güvenliğimizin ne denli kırılgan zeminler üzerinde inşa edildiğini acı bir şekilde hatırlatır. Bu iddialar, dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’na duyduğu kişisel husumetin, uluslararası ilişkilerde nasıl bir yıkıma yol açabileceğini gözler önüne serer.
Ankara’nın Kalbinde Amerikan Meydan Okuması
2002 yılının Temmuz ayında, Paul Wolfowitz’in Ankara ziyareti, sıradan bir diplomatik buluşmadan çok öte anlamlar taşıyordu. Wolfowitz’in, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile görüşme talebinin defalarca reddedilmesi, Amerikan hegemonyasına karşı sergilenen cesur duruşun ilk işaretleriydi. Kıvrıkoğlu’nun, Başbakan Ecevit’in arabuluculuğunu dahi geri çevirmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bağımsızlık ve egemenlik konusundaki tavizsiz tutumunu net şekilde ortaya koyuyordu. Amerikan derin devletinin, Türkiye üzerindeki nüfuzunu sorgulayan meydan okumaydı.
Irak İşgali ve Kerkük’ün Kırmızı Çizgisi
Wolfowitz ile Kıvrıkoğlu arasındaki gerilimin zirveye ulaştığı an, Irak işgali ve Kerkük’ün geleceği üzerine yapılan tartışmalardı. Wolfowitz’in, Irak’ın işgali sonrası bölgede kurulması planlanan “Kürt Devleti”ne yönelik akıl almaz talepleri, Kıvrıkoğlu’nun sabrını taşırmıştı. “Kerkük’ü de içine alan Kürt Devleti kurulması söz konusu olursa, doğrudan ve açıkça oraya, bölgeye gireceğimizi, müdahale edeceğimizi biliniz” şeklindeki net ve sert uyarı, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını tüm dünyaya ilan ediyordu. Sözler, sadece askeri tehdit değil, aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarına sahip çıktığının da göstergesiydi.
1 Mart Tezkeresi: Ulusun Onur Mücadelesi
Wolfowitz’in Türkiye’den ayrılmasından kısa süre sonra, 1 Mart Tezkeresi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilmesi, Amerikan planlarını altüst etti. Wolfowitz’in, tezkerenin geçmemesinin arkasında Kıvrıkoğlu’nun parmağı olduğunu düşünmesi, kişisel husumetini daha da derinleştirdi. Pentagon’da yankılanan “Türkler, ABD’ye kafa tutmanın ne demek olduğunu anlamalı” sözleri, Amerikan derin devletinin, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen ülkelere karşı nasıl intikam hırsı beslediğini açıkça ortaya koyuyordu. Olay, Türkiye’nin, ulusal çıkarları söz konusu olduğunda, en güçlü müttefiklerine dahi “dur” diyebileceğinin kanıtıydı.
Süleymaniye’deki Çuval ve Gizli Operasyonların Gölgesi
1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinin ardından, 4 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’ta yaşanan çuval olayı, Wolfowitz’in intikam arayışının somut göstergesi olarak tarihe geçti. Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi, sadece aşağılama değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel gücüne ve onuruna yönelik açık saldırıydı. Olay, uluslararası ilişkilerde, kişisel hırsların ve intikam duygularının, devletlerarası gerilimleri nasıl tırmandırabileceğini acı şekilde gözler önüne serdi. Ancak karanlık tablonun ardında, suikast planının da gizlendiği iddiaları, olayın boyutunu daha da ürkütücü hale getiriyor.
Metresin İfşaatı ve Ankara’nın Gizli Kalkanı
Wolfowitz’in Kıvrıkoğlu’nu “ortadan kaldırma” emri verdiği iddiaları, ulusal güvenliğimizin ne denli büyük tehditlerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ancak karanlık plan, beklenmedik yerden gelen ifşaatla suya düşüyor. Wolfowitz’in metresinin, İtalyan restoranda yaptığı konuşmalar, ODTÜ mezunu garson tarafından duyuluyor ve Ankara’ya ulaştırılıyor. Durum, Türkiye’nin, kendi içindeki ve dışındaki düşmanlara karşı nasıl istihbarat ağına sahip olduğunu ve ulusal çıkarlarını korumak için ne denli kararlı adımlar attığını gösteriyor. Kıvrıkoğlu’nun etrafında örülen güvenlik duvarı, sadece paşayı değil, aynı zamanda ulusun onurunu da koruyordu.
Türkiye’nin Kaderi ve Küresel Güç Oyunları
Olaylar zinciri, Türkiye’nin jeopolitik konumunun, küresel güç oyunlarında ne denli kritik rol oynadığını kanıtlıyor. Bölgemizdeki her gelişme, her siyasi hamle, ulusal güvenliğimiz üzerinde doğrudan veya dolaylı etkiler yaratıyor. Türkiye’nin, kendi kaderini tayin etme mücadelesi, sadece iç dinamiklerle değil, aynı zamanda uluslararası arenadaki karmaşık ve çoğu zaman gizli operasyonel planlarla da şekilleniyor. Her bireyin, derinlemesine oyunları anlaması, bilinçli farkındalıkla hareket etmesi ve ulusal çıkarlarımızı koruma konusunda ortak duruş sergilemesi hayati önem taşıyor. Geçmişteki dersler, gelecekteki tehditlere karşı en güçlü kalkanımızdır.
YORUMCALAR…
___________________________________
Kaynak: https://www.takvim.com.tr/siyaset/2012/08/06/suikast-ve-metres

One thought on “Pentagon; “O paşayı Vurun!!””