Sahte Bayrak Operasyonu: “Pearl Harbor Baskını” ve Perde Arkası Gerçekler
7 Aralık 1941’de Japonya’nın Hawaii’deki Pearl Harbor ABD deniz üssüne düzenlediği saldırı, tarihin akışını değiştiren bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Ancak bu olayın ardında yatan gerçekler, anlatılan hikâyeden çok daha karmaşık ve karanlık bir tablo çiziyor. ABD’nin Roosevelt yönetimi, Japonya’ya karşı savaşı başlatmak için adeta can atıyordu. Bu hevesle, önce petrol ambargosu, ardından askeri provokasyonlar yoluyla Japonya’yı kışkırtma yoluna gidildi. Washington, Japon askeri kodlarını deşifre ederek, bir Japon filosunun Pearl Harbor’a doğru yola çıkacağını biliyordu. Ancak asıl amaç, bu durumu bir Japon saldırganlığına ve sonrasında sıcak bir savaşa dönüştürmekti.
Güç Elitleri ve Savaşın Mimarları
1941 sonbaharında ABD, “Güç Eliti” olarak bilinen, ülkenin önde gelen şirket ve bankalarının sanayicileri, sahipleri ve yöneticilerinden oluşan güçlü bir grubun kontrolündeydi. Tıpkı günümüzde olduğu gibi, “Kurumsal Amerika” olarak da anılan bu kişiler, hem politikacılarla hem de ordunun en üst kademeleriyle güçlü bağlantılara sahipti. “Savaş ağaları” olarak anılan bu elitler, kendi kontrollerini sürdürmek için savaşın gerekli koşullarını yaratmada önemli bir rol oynadılar. ABD vatandaşlarının başkanlarını seçme ayrıcalığına sahip olduğu düşünülse de, bu seçimler genellikle perde arkasındaki güç elitleri tarafından kontrol ediliyordu. Halkın önüne sunulan Cumhuriyetçi ve Demokrat adaylar, aslında aynı elit grubun temsilcileriydi ve asıl rolleri, Beyaz Saray’da ikamet ederek “Güç Seçkinleri”nin gündemine uygun politikaları uygulamaktı.
Hitler’e Hayranlık ve Savaş Ekonomisi
Bazı ABD şirketleri arasında Hitler’e ve rejimine karşı garip bir hayranlık furyası başlamıştı. Ford, General Motors, IBM, ITT ve Rockefeller’in Standard Oil of New Jersey’i gibi şirketler, Hitler’in savaş hazırlıklarından büyük kazançlar elde etti. Hitler’in Nazi Almanya’sını tepeden tırnağa silahlandırması, silah endüstrisinde bir patlama yaratmış ve bu patlamadan GM ve Ford gibi şirketler faydalanmıştı. ABD’li savaş lordları, Almanya’daki fabrikalarında kamyon, tank ve uçak üreterek büyük karlar elde ettiler. Rockefeller’in Standard Oil of New Jersey’i ise savaş zamanında askeri araçların yakıt ihtiyacını karşılayarak kazançlarını katladı. Onlar için en karlı senaryo, Avrupa’daki savaşın mümkün olduğu kadar uzun sürmesi ve müttefiklerine savaş ekipmanları tedarik ederek kar elde etmeye devam edebilmeleriydi.
Pasifik’teki Çıkar Çatışması
Bu şirketler, yeni pazarlar arayışı içindeydi. Pasifik Okyanusu’nun uzak kıyıları, ABD ticareti için sonsuz fırsatlar sunan bir hazine gibiydi. ABD’nin ürettiği mallar bu uzak topraklarda yeni pazarlar bulabilirse, ABD endüstrisinin büyümesini sağlayabilirdi. Aynı zamanda, ABD fabrikalarının sürekli artan taleplerini karşılayan bol miktarda ucuz hammadde de sunuyordu. Ancak Japonya, bölgedeki ABD hakimiyetine tehdit oluşturdu. Japonlar da kendi endüstriyel gelişimi için bölgedeki kaynaklara şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Japonya’nın Güneydoğu Asya’daki emellerini hayata geçirirken, Büyük Doğu Asya Ortak Refah Bölgesi’ni kendi refahı için ekonomik kontrol alanına dönüştürmesi, ABD’yi daha da rahatsız etti.
Sahte Bayrak Operasyonu: Pearl Harbor
Başkan Roosevelt, ABD’nin karşı karşıya olduğu bu sorunlarla başa çıkmak için kurnazca bir plan önerdi: Japonya’yı ABD’ye saldırması için kışkırtmak. Bu, sıradan bir plan değil, bir “Sahte Bayrak” operasyonuydu. Roosevelt, Japonya’nın savaşı başlatmış gibi görüneceği bir durum yaratmak istiyordu. Bu stratejinin bir parçası olarak, ABD savaş gemileri Japon karasularının yakınına veya içine konuşlandırılarak Japonya üzerindeki baskı artırıldı. Roosevelt bununla yetinmedi; ABD’deki tüm Japon varlıklarını dondurdu ve Japonya’nın diğer ülkelerden petrol ürünleri ve endüstriyel hammaddeler almasını engellemek için ekonomik ambargo uyguladı. Japonya için durum hızla kötüleşti ve çaresizce alternatifler aramaya başladılar.
Çıngıraklı Yılanı İğnelemek
7 Kasım’da Çin’e ticari ilişkileri artırmayı teklif ederek ABD’nin baskısını bertaraf etmeye yönelik bir hamle yapsalar da olumsuz yanıt aldılar. Japonya ile ABD arasındaki gerginlik daha da tırmandı ve tarihin akışını değiştirecek bir çatışma için zemin hazırlanmıştı. ABD ve Japonya arasındaki gerilim kırılma noktasına ulaştı. ABD, Japonya’yı savaşa sokma umuduyla onu kışkırtıyordu. Roosevelt’in kendisi de bu stratejiyi kabul ederek, “çıngıraklı yılanlara başarılı bir şekilde iğne soktuklarını” belirtmişti. ABD bir sonraki hamlesi olarak, Japonya’nın Çin’den çekilmesini talep ederek durumu daha da gerginleştirdi. Sabrı taşan Tokyo ise ABD’yi ısırmaya karar verdi ve ABD’nin provokasyonlarına son verme amacıyla saldırarak cevap vermesi için harekete geçtiler.
Beklenmedik Sonuçlar ve Küresel Çatışma
ABD hükümeti bu harekât planından haberdardı ancak Hawaii’deki komutanları uyarmadı. Bu da Aralık 1941’deki Pearl Harbor’a sürpriz bir saldırının gerçekleşmesine olanak sağladı. Ancak saldırıya uğrayan gemiler I. Dünya Savaşı’ndan kalma eski gemilerdi ve Japon donanmasıyla etkili bir şekilde mücadele edemeyecek durumdaydı. Saldırı esnasında stratejik olarak başka yerlere konuşlandırılmış olan uçak gemileri ve üstün manevra kabiliyetine sahip filolar zarar görmemişti. Ertesi gün, Roosevelt Kongre’de güçlü bir konuşma yaparak Japonya’ya savaş ilan etmeye çağırdı. Vatanseverlik ve öfke duygularıyla beslenen ABD halkı kongre kararını destekledi. Bu, ABD için plana uygun gidiyor gibi görünürken, Nazi Almanya’sı birkaç gün sonra ABD’ye savaş ilan etti. Sonra onu İtalya takip etti. Olayların bu beklenmedik dönüşü, Amerika’yı sadece Japonya ile değil, Almanya ve İtalya ile de yüzleşmek zorunda bıraktı ve bu, II. Dünya Savaşı’nın içine itti.
Savaş Lordlarının Karları ve Gelecek Senaryoları
ABD’nin Japonya’ya savaş açmasına cevap olarak Almanya ve İtalya da ABD’ye savaş açmıştı. Çünkü Japonya, Almanya ve İtalya tarafından 27 Eylül 1940 tarihinde Berlin’de imzalanan Üçlü Antlaşma’nın maddeleri uyarınca, bu üç devletten birine herhangi bir saldırı halinde bu ülkelerin tamamına saldırılmış sayılacağı üzerineydi. ABD’nin Güç Eliti olan savaş lordları, yüksek karlarına kar katmak için savaşın yayılmasına ihtiyaç duyuyordu. Bu da ABD’nin Avrupa’daki savaşa müdahil olması anlamına geldiği için savaş lordlarınca karlarını artırmak için iyi bir fırsat olmuştu. Belki de savaş lordları, Japonya’ya karşı uygulamaya koyduğu sahte bayrak harekâtı ile bunların olacağını bilerek planlamışlardı.
Sam Amca’nın Çatışma Sevgisi ve Türkiye’ye Yansımaları
Son yıllarda ABD, çok sayıda savaşa girdi. Ancak bu savaşların soykırımları önlemek, teröristleri etkisizleştirmek, özgürlük ve demokrasiyi savunmak gibi iddialara inanmak saflık olur. Gerçek şu ki, ABD Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkelerde asil amaçlar uğruna savaşma kisvesi altında katliamlara girişti. Gelecekte de bu şekilde devam etmeyeceklerine inanmak için hiçbir neden yok. Bir başka savaş için aynı gerekçeyi kullanarak gözlerini İran’a dikmeleri şaşırtıcı olmaz. Sam Amca çatışmadan zevk alıyor gibi görünüyor. Jeopolitik ve küresel ekonominin karmaşık dünyasında, ABD’nin uluslararası çatışmalarının kendi çıkarları için olduğu bir sır değildir. Potansiyel pazar ve petrol gibi bol miktarda hammaddeye erişim, İran’a karşı bir savaşı kendileri için son derece cazip hale getirmektedir. Bu kar arzusu, bazen sahte bayrak operasyonları da dahil olmak üzere şüpheli taktikleri uygulamaya koyduklarını da göstermektedir.
Çıngıraklı Yılan Stratejisi ve Türkiye
Tıpkı Pearl Harbor saldırısını meşru savaş için “sudan sebep” olarak kullanıldığı Japonya örneğinde olduğu gibi, İran’a karşı da benzer planlar yapıldığına dair kuvvetli şüpheler var. Son dönemde ABD’nin SİHA’larla İran’a yönelik sabotaj amaçlı saldırıları, karasu sınırına eski moda savaş gemilerini konuşlandırması ve arada bir izinsiz girişlerin yaşanması, deniz tatbikatları yapması, bölgede gerilimi artırmaya ve İran’ı saldırgan konumuna düşürüp, savaşı meşrulaştırmak için kasıtlı olarak kışkırtıyor. Dünyanın gözü önünde ABD’nin tekrar uygulamaya koyduğu yeni “çıngıraklı yılana iğne batırma” stratejisinin öngörülemeyen sonuçları olabilir mi? Tıpkı Pearl Harbor saldırısının beklenenden çok daha büyük ve uzun bir savaşa yol açması gibi, çıkması planlanan yeni çatışma, beklenenden çok daha kötü bir şeye dönüşebilir mi? Biden yönetimi ise bunu gerçekleştirmek için çok istekli görünüyor. Geçmişte olanlar ve bundan sonra olması beklenen kötü senaryoları göz önüne aldığımızda, tüm bunlar bize başta False Flag (sahte bayrak) gibi taktikleri ABD’nin Güç Elitlerinin dünyada istikrar ve barış olmasın diye kendi çıkarlarını ilerletmek için ne kadar ileri gidebileceklerinin altını çizmektedir. Bundan sonra da bu şeytani planların Türkiye’ye karşı uygulanabileceğini öngörerek, daha akılcı ve uzun vadeli stratejik planlar geliştirmek zorundayız.
SADİ ÖZGÜL
