Yangınların Gölgesinde Gıda Ve Toplum Savaşı
Gözlerimizin önünde cereyan eden olaylar sıradan felaketlerin ötesinde karanlık bir senaryonun parçaları gibi duruyor. Tarlalarımız yanıyor ve ormanlarımız kül olurken aslında yanan sadece toprak değil doğrudan geleceğimizdir. Bu yangınlar asla tesadüf eseri çıkmıyor; arkasında stratejik bir akıl ve soğuk bir hesap var.
Gıda tedarik zincirinin kalbine yapılan bu saldırı insanlığın en temel ihtiyacı olan beslenmeyi hedef alıyor. Maslow’un piramidinin en alt basamağına yapılan bu müdahale toplumsal yapıyı temelden sarsmayı amaçlamaktadır. Türk milleti ile yabancı unsurları karşı karşıya getirme planı Türkiye’yi parçalama hedefine hizmet ediyor. Acaba bu sinsi oyunun nihai hedefi bizi nereye sürüklemek?
Güvenlik Anlayışının Dönüşümü Ve Yapay Kıtlık
Güvenlik kavramı artık sadece can güvenliğiyle sınırlı kalmayıp malımızı ve varlığımızı korumayı da kapsamaktadır. Gıda tedarik zincirinin çöküşüyle yapay kıtlık oluşturma hedefi temel besin kaynaklarımızın hammaddesini doğrudan hedef alıyor. Aydın’dan Mardin’e kadar uzanan coğrafyada buğday tarlalarında çıkarılan yangınlar bu kirli oyunun göstergesidir.
Yarın tahıl ambarlarında veya zeytinliklerde benzer felaketlerin yaşanmayacağının hiçbir garantisi bulunmuyor. Stratejik ürünlerimize yapılan bu saldırılar milli güvenliğimizi kökten sarsacak bir boyuta ulaşmıştır. Gıda bağımsızlığımızı kaybetmek egemenliğimizi küresel güçlerin insafına terk etmek anlamına gelecektir. Bu sinsi kuşatmaya karşı tarımsal varlığımızı en üst düzeyde korumak zorundayız.
İklim Maskeli Eko Terörizm Ve Gerçekler
Ormanlık alanlarda başlayan yangınlar eko terörizm kavramını yeniden ve çok daha güçlü şekilde gündeme getiriyor. Küresel ısınma veya iklim değişikliği söylemlerinin ardına saklanarak gerçekleştirilen eylemler aslında kasıtlı bir yıkımdır. Yeşil vatanımızın göz göre göre yanmasına seyirci kalmak geleceğimizi kendi ellerimizle ateşe atmaktır.
Kimse bize iklim değişikliği masalları anlatmasın; yaşananlar düpedüz planlı birer terör eylemidir. Orman muhafaza sistemindeki yetersizlikler bizi bu organize saldırılar karşısında maalesef daha savunmasız bırakıyor. Doğamıza yapılan bu suikastlar sadece ağaçları değil iklim dengemizi ve su kaynaklarımızı da yok ediyor. Bu terör eylemlerine karşı milli bir seferberlik ruhuyla hareket etmeliyiz.
Tarım Alanları Ve Stratejik Göç Mühendisliği
Tarım alanlarının hedef alınması sadece yeşil vatanımıza değil aynı zamanda toplumsal dokumuza yapılan bir saldırıdır. Stratejik göç mühendisliği çerçevesinde Türk milleti ile yabancı unsurları karşı karşıya getirme planı sinsice uygulanıyor. Demografik yapının hızla değiştiği ilçelerde yabancı unsurların gettolaşması toplumsal gerilimi kasten tırmandırmaktadır.
Toplumun sinir uçlarına dokunarak kaos yaratma amacı gıda kriziyle birleştiğinde çok daha tehlikeli hale geliyor. Gıda hammaddelerimiz ve toplumsal huzurumuz için her zamankinden daha dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. Bu mühendislik projeleri milletimizin birliğini ve beraberliğini bozarak bizi iç çatışmalara sürüklemeyi hedefliyor. Milli bünyemizi bu yabancı müdahalelere karşı korumak en asli görevimizdir.
Ulusal Güvenlik Tehdidi Ve Bir Ulusun Kaderi
Yangınlar ve stratejik mühendislik projeleri Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan ve çok yönlü tehdit ediyor. Ekonomik istikrarsızlık ve toplumsal kutuplaşma bu sinsi saldırıların zeminini hazırlayan en önemli unsurlardır. Ülkemizin gıda bağımsızlığına yönelik her tehdit aynı zamanda siyasi bağımsızlığımıza yapılmış bir saldırı niteliğindedir.
İçeriden ve dışarıdan gelen bu organize saldırılar karşısında millet olarak topyekûn bir duruş sergilemeliyiz. Kendi kaynaklarımıza sahip çıkmak ve üretim gücümüzü korumak bu savaşı kazanmanın tek yoludur. Türkiye’nin zayıflatılması ve kontrol altına alınması planlarına karşı milli bir direnç hattı oluşturmalıyız. Kaderimizi küresel efendilerin değil kendi azim ve kararımızın belirlemesi şarttır.
Gizli Operasyonlar Ve Bilinçli Toplumun Gücü
Karmaşık ve gizli operasyonel planlar artık birer komplo teorisi olmaktan çıkıp somut gerçeklere dönüşmüştür. Yangınlar, göç hareketleri ve toplumsal gerilimler birbirine bağlı büyük bir yıkım senaryosunun parçalarıdır. Senaryonun yazarları Türkiye’yi bölmek ve etkisiz hale getirmek için her türlü yolu denemektedir.
ÖMER MEMOĞLU
