Küresel Satranç Tahtasında Türkiye’nin Kaderi
Ortadoğu’nun kanlı coğrafyasında, enerji damarları üzerinde dönen küresel satranç oyununda Türkiye, piyon olmaktan çok öte hedef. Yıllardır süregelen terör belası, sadece canlarımızı değil, geleceğimizi de ipotek altına aldı.
“Terörsüz Türkiye” sloganı, kulağa ne kadar hoş gelse de, ardında gizlenen karanlık gerçekleri görmezden gelmek, gafletin ta kendisi. Topraklarda oynanan oyunlar, en masum başlangıçları bile tuzağa dönüştürebilir.
Bölgesel Kaosun Mimarları ve Sinsi Planları
1948’de kurulan devletin varlığı, bölgedeki kaosun merkez üssü. Amacı sadece dini değil, aynı zamanda çevresindeki ülkeleri zayıf tutarak kendi hegemonyasını pekiştirmek. 1980’lerde etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşıma planları, Suriye ve Irak’ın parçalanmasıyla somutlaştı.
Türkiye, kanlı oyunun hedefinde. Ülke içindeki farklılıklar, dış güçler tarafından çatışma potansiyeli olarak görülüyor. “Terörsüz Türkiye” gibi ulusal projeler, dış müdahalelere karşı tetikte olmayı gerektiriyor. Zira terörün bitmesini istemeyenler, projelere sızarak kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme peşinde.
Ayrılıkçı Hareketin Kökenleri ve Dış Destekli Büyümesi
Cumhuriyetin ilk yıllarında ayrılıkçı Kürt hareketinden söz etmek zordu. Ancak 1950’lerden itibaren, dış destekli örgütlenmelerle durum değişti. Fransız mandası altındaki Suriye’de kurulan örgüt, Türkiye’deki ayrılıkçı Kürtçü hareketi canlandırmak için liderler yetiştirdi. Örgütün dış istihbarat servisleriyle bağlantıları, meselenin uluslararası boyutunu gözler önüne seriyor.
Türkiye içinde bazı aktörler, ayrılıkçı ideolojilerin yayılmasına hizmet etti. Türkleri “zararlı böcek” olarak niteleyen yayınlar, etnik ayrımcılığı körüklemeye çalıştı. Ancak çabalar, başlangıçta geniş taban bulamadı. Ayrılıkçı hareketin asıl ivme kazanması, 1970’lerde sol ideolojilerin etkisiyle oldu. “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” gibi kavramlar, ayrılıkçı düşüncelere teorik zemin sağladı. Güneydoğu’da örgütlenen sol gruplar, daha sonra terör örgütüne dönüştü.
Çözüm Süreçlerinin Acı Reçetesi ve Tekrarlanan Hatalar
Türkiye’de geçmişte uygulanan “çözüm” veya “açılım” süreçleri, terörü bitirme hedefiyle başlatılsa da, istenen sonuçları vermedi. Aksine, yeni çatışmalara ve acılara yol açtı. 2009 ve 2015’teki süreçler, bunun en somut örnekleri. Her iki süreçte de, terör örgütü liderinin ana aktör olarak konumlandırılması, örgütün meşruiyet kazanmasına ve yeniden güçlenmesine zemin hazırladı.
Özellikle terör örgütünün silahlı eylemlerinin azaldığı, örgüte katılımın durma noktasına geldiği dönemlerde başlatılan süreçler, örgütün yeniden toparlanmasına olanak tanıdı. Silahlı kuvvetlerin operasyonlarıyla zayıflatılan örgüt, “ateşkes” ilanları ve “çözüm” söylemleriyle zaman kazandı, kadrolarını yeniden inşa etti ve terör saldırılarına yeniden başladı.
Geleceğe Yönelik Riskler ve Gizli Operasyonlar
Bugün de benzer “terörsüz Türkiye” projesi gündemde. Ancak geçmişteki deneyimler, projelerin dikkatle ele alınması gerektiğini gösteriyor. Terör örgütünün silahlı kapasitesinin büyük ölçüde zayıfladığı, İHA/SİHA teknolojileri sayesinde operasyonel kabiliyetinin kısıtlandığı dönemde, yeni açılım sürecinin başlatılması, geçmişteki hataların tekrarı riskini taşıyor.
Özellikle siyasi partinin sunduğu rapor, riskleri daha da belirgin hale getiriyor. Raporda yer alan “gözaltında kaybolanlar”, “faili meçhuller” ve “toplu mezarlar” gibi konuların gündeme getirilmesi, devleti katil gösterme ve geçmiş acıları kaşıyarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme amacı taşıyor.
Unutmak, Birlik ve Bağımsızlık: Tek Çıkış Yolu
Gerçek “terörsüz Türkiye” için çözüm, geçmiş acıları kaşıyarak değil, unutarak ve ortak geleceğe odaklanarak mümkün. Terör örgütü ve liderinin, toplumsal aktör olmaktan çıkarılması, medyada ve kamusal alanda meşruiyet kazanmalarının engellenmesi gerekiyor.
Yasal düzenlemelerden ziyade, toplumsal bilinç ve dışlama mekanizmasıyla sağlanmalı. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan “tek devlet, tek bayrak, tek dil, tek millet” ilkesi, toplumsal birliğin ve bütünlüğün teminatı. Anayasaya etnik kimlik sokma tartışmaları, birliği zedeleyecek ve ülkeyi bölünmeye sürükleyecektir.
YORUMCALAR

