Türk Siyasi Tarihindeki Kısır Döngülerin Tatsız Tekrarı

Türk Siyasetinin Lanetli Döngüsü Ve Tekerrür

Türkiye’nin siyasi sahnesi adeta bir kâbusun tekrarı gibi aynı hataları ve aynı yüzleri farklı zaman dilimlerinde önümüze seriyor. Her yeni dönem büyük bir değişim yanılgısıyla başlasa da acı gerçekler yüzümüze her seferinde bir tokat gibi çarpıyor. Bizler derinlerde saklı karanlık bir sırrın ve bitmek bilmeyen bir kısır döngünün mahkumlarıyız.

Darbenin Gölgesinde Şekillenen Siyasi Kader

12 Eylül 1980 darbesi sadece askeri bir müdahale değil Türk siyasetinin genetik kodlarını yeniden yazan karanlık bir dönüm noktasıydı. Kenan Evren’in talimatıyla kurulan hükümette Turgut Özal’ın Başbakan Yardımcısı olması bu yeni ve sterilize edilmiş dönemin başlangıcıydı. Yasaklarla inşa edilen bu siyasi arena gelecekteki tüm krizlerin ve meşruiyet tartışmalarının tohumlarını o günlerde ekiyordu.

1983 seçimlerinde eski siyasetçilerin yasaklı olduğu bir ortamda iktidara gelen Özal dönemi konforlu siyasetin ilk örneğiydi. Ancak bu suni ortam gerçek toplumsal dinamiklerin bastırılmasına ve siyasi istikrarsızlığın kökleşmesine neden oldu. Darbe anayasasının gölgesinde filizlenen bu yapı demokratik kültürün gelişimini engelleyerek ülkeyi bir vesayet sarmalına hapsetti. Bu miras günümüz siyasetinin de en temel çıkmazlarından birini oluşturmaktadır.

İttifakların Zehirli Meyveleri Ve Cumhuriyetçi Dağılım

1989 yerel seçimlerinde umut vaat eden SHP’nin yükselişi zehirli bir meyve olan HEP ittifakıyla karanlığa gömüldü. Kürtçü siyasetin temsilcileriyle kurulan bu ortaklık Bülent Ecevit’in sert tepkisine ve Cumhuriyetçi oyların parçalanmasına yol açtı. Ecevit bu ittifakın Türkiye’yi bölmek isteyenleri Meclis’e taşıdığını belirterek tarihi bir uyarıda bulunmuştu.

Bu stratejik hata sadece Ecevit ile birleşme ihtimalini yok etmekle kalmadı aynı zamanda SHP’nin ağır bir yenilgi almasına neden oldu. Meclis’te yaşanan yemin krizleri ve Leyla Zana’nın tutumu toplumsal infiale yol açarak Cumhuriyetçi cepheyi derinden sarstı. Yanlış ittifakların bedeli siyasi istikrarsızlık ve milli değerlerin tartışmaya açılması olarak geri döndü. Bu acı tecrübe siyasi hırsların ülke çıkarlarının önüne geçmesinin en somut örneğidir.

Refah’ın Yükselişi Ve Bölünmenin Ağır Bedeli

1993 yılı Türkiye’nin terör ve suikastlarla sarsıldığı en karanlık dönemlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Cumhuriyetçi cephedeki bölünmeler Deniz Baykal’ın CHP’yi yeniden kurmasıyla 1994 yerel seçimlerinde üç parçalı bir yapıya dönüştü. Bu parçalanma Refah Partisi’nin yükselişine zemin hazırlayarak İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin kaybedilmesine yol açtı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da kıl payı farkla seçilmesi siyasi bölünmelerin ülkenin kaderini nasıl değiştirebileceğinin en net kanıtıdır. Cumhuriyetçi oyların zirveden hızla erimesi yanlış stratejilerin ve iç çekişmelerin bir sonucuydu. SHP-HEP ittifakı ile başlayan süreç Cumhuriyetçi siyasetin kendi kendini imha etme sürecinin sembolü haline geldi. Bu dönemde yapılan hatalar Türkiye’nin siyasi haritasını kalıcı olarak yeniden çizmiştir.

Tekerrürün Gölgesinde Günümüz Siyaset Sahnesi

2010’lu yıllarda SHP-HEP ruhunun yeniden canlandırılma çabaları geçmişteki hataların hiç unutulmadığını aksine tekrarlandığını gösteriyor. HDP ile kurulan ilişkiler ve çözüm süreci PKK’nın bölgede güç kazanmasına ve özerklik girişimlerine zemin hazırladı. Geçmişin yemin krizleri bugün farklı isimler ve tartışmalarla yeniden siyasetin merkezine yerleşmiş durumdadır.

Bugün Türk siyaseti yine benzer bir senaryoyla ve benzer aktörlerle karşı karşıya kalmış durumdadır. Ecevit’in yıllar önce dile getirdiği eleştiriler bugün Ümit Özdağ ve Muharrem İnce gibi isimler tarafından yeniden seslendiriliyor. Tarih tekerrür ederken siyasi aktörlerin aynı hatalarda ısrar etmesi toplumda derin bir umutsuzluk yaratıyor. Bölge oylarının kilit rolü üzerinden yürütülen pazarlıklar milli birliği tehdit etmeye devam ediyor.

Kısır Döngüden Çıkış Ve Tarihsel Yüzleşme

Tarih sadece ders çıkarmayı reddeden toplumlar için tekerrürden ibaret olan acımasız bir süreçtir. Türk siyasetinin bu lanetli döngüsünden çıkış yolu geçmişin hatalarıyla dürüstçe yüzleşmekten geçmektedir. Aynı senaryoları farklı kostümlerle yeniden sahneye koymak bizi sadece daha büyük felaketlere sürükleyecektir. Artık milli çıkarları her türlü siyasi hesabın üstünde tutan bir iradeye ihtiyaç vardır.

YORUMCALAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir