İznik Konsili Ve Tarihsel Kimliği Silme Operasyonu
İznik’te bin yedi yüz yıl sonra düzenlenmesi planlanan konsil anması, masum bir törenin çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Lakin Osmanlı İmparatorluğu’nun dahi izin vermediği bu etkinliğin gündeme gelmesi, bölgenin Türk İslam kimliğini hedef almaktadır. Üstelik İznik’i yeniden Nikea olarak markalama çabası, ulusal tarihimizi küresel elitlerin çıkarları doğrultusunda yeniden yazma stratejisidir.
Fener Patrikhanesi Ve Lozan Antlaşması İhlalleri
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Lozan Antlaşması ile belirlenen hukuki sınırları açıkça ihlal ederek ekümeniklik iddiasıyla hareket etmektedir. Lakin sadece İstanbul’daki azınlığın dini ihtiyaçlarıyla sınırlı kalması gereken bu kurum, yetki alanını fersah fersah aşmaktadır. Üstelik Yargıtay kararlarına rağmen sürdürülen siyasi görüşmeler, Türkiye’nin egemenlik haklarına doğrudan ve cüretkar bir meydan okumadır.
Nitekim uluslararası zirvelerde devlet statüsünde temsil edilme çabaları, küresel güçlerin Türkiye içindeki yapıları nasıl kullandığını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla dini bir kurumun siyasi bir aktöre dönüştürülmesi, milli güvenlik açısından ciddi bir tehdit unsuru olarak değerlendirilmelidir. Sonuçta hukuk tanımaz bu faaliyetler, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini hedef alan sinsi bir operasyonun parçasıdır.
Küresel Satranç Tahtasında Piyon Olarak Patrikhane
Patrikhanenin attığı cüretkar adımların arkasında, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya’yı çevreleme stratejisi ve tam desteği yatmaktadır. Lakin Ukrayna Kilisesi’nin Fener’e bağlanması gibi hamleler, Türkiye’yi komşularıyla karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyan tehlikeli jeopolitik oyunlardır. Üstelik bu piyon rolü, ülkemizi küresel çatışmaların tam merkezine çekerek stratejik bir istikrarsızlık yaratmaktadır.
Nitekim jeopolitik çıkarlar uğruna Lozan’ın çiğnenmesi, Türkiye’nin bölgesel gücünü kırmaya yönelik planlı bir hareketin somut göstergesidir. Dolayısıyla dış güçlerin güdümündeki bu faaliyetler, milli çıkarlarımızla taban tabana zıt bir ajandaya hizmet etmektedir. Sonuçta küresel satranç tahtasında sergilenen bu oyunlar, Türkiye’nin bağımsız karar alma mekanizmalarını felç etmeyi amaçlayan operasyonel hamlelerdir.
Yeni Roma Projesi Ve İstanbul Üzerindeki Emeller
Patrikhanenin nihai hedefi, İstanbul’un tarihi yarımadasında Vatikan benzeri bir devletçik kurarak Ekümenopolis hayalini gerçeğe dönüştürmektir. Lakin bölgedeki yoğun arazi alımları ve özel plakaların kullanılması, bu sinsi planın hazırlık aşamalarını açıkça ifşa etmektedir. Üstelik uluslararası toplantılarda devlet başkanı gibi ağırlanma çabaları, Yeni Roma projesinin diplomatik zeminini oluşturma gayretidir.
Nitekim Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bu adımlar, ulus devletleri parçalamayı amaçlayan küresel bir stratejinin yerel uzantısıdır. Dolayısıyla İstanbul üzerinde kurgulanan bu tehlikeli oyunlar, milli egemenliğimizi sembolik ve fiili olarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Sonuçta başkentimiz üzerinde hak iddia eden bu zihniyet, Büyük Sıfırlama planının en karanlık ve en sinsi hedeflerinden biridir.
Tarihsel İhanetler Ve Unutulan Milli Uyarılar
Tarih, Fener Patrikhanesi’nin Osmanlı’ya ve Milli Mücadele döneminde Türkiye’ye yönelik yürüttüğü sistematik ihanet belgeleriyle dolup taşmaktadır. Lakin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu kurumu fesat ocağı olarak tanımlayan uyarıları, günümüzde bilinçli bir unutkanlığa terk edilmektedir. Üstelik geçmişteki isyanları yöneten yapıların bugün tekrar itibar görmesi, tarihsel gerçekliğin çarpıtılması anlamına gelmektedir.
Nitekim Atatürk’ün Patrikhane konusundaki kararlı duruşu, Türkiye’nin bağımsızlığını korumak adına hayati bir ders niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bu tarihsel uyarıların göz ardı edilmesi, küresel elitlerin yerel işbirlikçileri aracılığıyla yürüttüğü bir algı operasyonudur. Sonuçta geçmişin ihanetlerini unutmak, gelecekteki benzer operasyonlara kapı aralayarak milli savunma reflekslerimizi zayıflatan en büyük tehlikedir.
Milli Güvenlik Odağında Operasyonel Karşı Strateji
Türkiye, İznik’ten Sivas’a kadar uzanan bu sinsi kuşatmayı yarmak için devlet aklıyla kurgulanmış sert bir operasyonel savunma hattı kurmalıdır. Lakin sadece diplomatik kınamalarla yetinmek yerine, Lozan’ı ihlal eden her türlü faaliyete karşı hukuki ve fiili yaptırımlar uygulanmalıdır. Üstelik yerel kimlikleri hedef alan demografik operasyonlara karşı, milli kültürü ve toprak bütünlüğünü koruyacak zırhlar tahkim edilmelidir.
Nitekim pragmatik karşı strateji, dış kaynaklı fonlanan ve egemenliğimizi hedef alan yapıların faaliyetlerini milli güvenlik çerçevesinde tamamen durdurmayı gerektirmektedir. Dolayısıyla devletin tüm kurumları, küresel elitlerin Büyük Sıfırlama planını bozacak operasyonel bir eşgüdümle sahada aktif rol almalıdır.
SADİ ÖZGÜL
