Üvey Evlatlıklar da Feda Edilir !!

Siyasi Satrançta Piyonlar Ve Üvey Evlatlar

Karanlık perdenin ardında, görünmez ellerin yönettiği oyun sahneleniyor. Herkes rolünü oynarken, kimse senaryoyu tam bilmiyor. Siyasi arenanın tozlu sahnelerinde figüranlar alkışlanırken, asıl oyuncular gölgelerde kalıyor. Türkiye’nin yakın geçmişi, acımasız oyunun en çarpıcı örnekleriyle dolu. Peki, sistemin çarkları arasında kimler feda ediliyor?

Referandum, sadece oylama değil, toplumsal kırılmanın miladıydı. “Yetmez ama evet” diyerek iktidara omuz verenlerin bugün yaşadıkları, siyasetin vefasız yüzünü gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı sistemiyle gelen tek karar verici anlayış, siyasi kısır döngüleri tetikledi. Toplumsal barış tehdit altındayken, istikrar sorgulanmaya devam eden derin yaraya dönüştü.

Sezen Aksu Vakası Ve Vefasızlık Portresi

Siyasi arenadaki vefasızlığın en somut örneği Sezen Aksu vakasıdır. Referandumda özgürlükçü nihai şekil adına destek veren Aksu, bugün muhafazakar camia tarafından hedef gösteriliyor. Dün alkışlanan isimler, bugün linç ediliyor. Şu durum, siyasi güçlerin çıkarları uğruna geçmişteki destekleri nasıl kolayca sildiğini kanıtlıyor.

Güç odakları, kendi bekası için en yakın müttefiklerini bile harcamaktan çekinmiyor. Aksu üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında toplumsal hafızanın nasıl manipüle edildiğini gösteriyor. Sanatçıların siyasi tercihlerindeki saflık, sert gerçekliğin duvarına çarparak parçalanıyor. Acaba yarın hangi isimler, bugünkü alkışların bedelini ağır dışlanmalarla ödemek zorunda kalacak?

Yetmez Ama Evet Diyenlerin Hazin Kaderi

Referandumda destek verenlerin akıbeti, ibretlik hikayelerle dolu görünüyor. Bazıları parmaklıklar ardında, bazıları ise yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Korkudan evinden çıkamayanlar, sosyal medyada suya sabuna dokunmadan yorum yaparak zaman kazanmaya çalışıyor. Siyasi tercihlerde bulunurken, gelecekteki olası sonuçları çok iyi hesaplamak gerekiyor.

Siyasi güçlerin, kendi çıkarları doğrultusunda evlatlarını nasıl feda edebileceği kanıtlanıyor. Adalet Ağaoğlu’ndan Ahmet Altan’a kadar uzanan liste, trajik tezatlar barındırıyor. İsimlerin o günkü heyecanlı açıklamaları, bugünkü sessizlikleriyle çelişiyor. Güç sarhoşluğu bittiğinde, geriye sadece kullanılmış ve kenara atılmış piyonların buruk hikayeleri kalıyor.

Siyasi Satranç Tahtasında Piyon Olmak

Metinde listelenen sanatçı ve yazarların durumu, sistemin öğütücü dişlilerini yansıtıyor. Kadir İnanır veya Orhan Pamuk gibi isimler, o günkü vizyonlarının kurbanı oldu. Sivil toplum kuruluşları da şu vefasızlık sarmalından payını aldı. Kurumların geçmişteki beyanları, bugünkü siyasi iklimde adeta suç unsuru gibi algılanmaya başlandı.

Piyon olmak, hamle sırası bittiğinde feda edilmeyi kabullenmektir. Aydınların iktidar alanına meşruiyet sağlama çabası, kendi sonlarını hazırlayan stratejik hataya dönüştü. Siyasi güç, ihtiyacı kalmadığında şu isimleri üvey evlat muamelesine tabi tuttu. Geçmişin sadakati, bugünün konjonktüründe hiçbir anlam ifade etmeyen tozlu sayfadan ibaret kaldı.

Makyavelist Anlayışın Gölgesinde Üvey Evlatlar

Mevcut siyasi gücün, dindar görünse de özde makyavelist olduğu iddia ediliyor. Şu anlayış, kan kaybederken kendi evlatlarını feda etmeye devam ediyor. Geçmişte destek veren ancak bugün hedef olanlar, üvey evlat olarak tanımlanıyor. Üvey evlatlıkların önümüzdeki süreçte çıtır çıtır yenilmesi, kaçınılmaz son olarak görünüyor.

Siyasi güçlerin taraf değiştirmesi, ahlaki değil tamamen pragmatik temellere dayanıyor. Dün kutsanan değerler, bugün iktidar uğruna kolayca kurban edilebiliyor. Dinidar anlayışın yarattığı şu tahribat, toplumsal güveni kökten sarsıyor. Kendi mahallesini bile korumayan yapı, dışarıdaki müttefiklerine karşı ne kadar acımasız olabileceğini her fırsatta gösteriyor.

Akıl Ve Ahlakın Sınavında Türkiye

Haksız olsa bile güçlüyü sevmek, ahlaklı insanların yapacağı davranış değildir. Akıl, söz söylerken ileride neler olabileceğini düşünebilme yetisidir. Siyasi tercihlerde akıl ve ahlakın önemi, yaşanan acı olaylarla ortaya çıkıyor. Türkiye’nin geleceği, piyon olmaktan öteye geçebilecek, onurlu ve ferasetli bireylerin elinde şekillenmek zorundadır.

Aksi takdirde, üvey evlatlar feda edilmeye ve sistem öğütmeye devam edecektir. Siyasi arena, vefasızlığın ve çıkarcılığın hüküm sürdüğü bataklığa dönüşme riski taşıyor. Toplum, şu karanlık döngüden ancak gerçek bir direnç ve ahlaki uyanışla çıkabilir. Peki, Türkiye şu siyasi satranç oyununda piyon olmayı reddedecek cesareti bulabilecek mi?

SADİ ÖZGÜL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir