Avrupa coğrafyasının yeni kabusu Weimar Üçgeni, Almanya, Fransa ve Polonya ittifakıyla kıtanın kaderini karanlık bir dehlize sürüklüyor.
Bu üçlü yapı, Rusya karşıtı sert duruşuyla adeta bir savaş makinesine dönüşürken, Ukrayna üzerinden dünyayı ateşe atmaya hazırlanıyor. Tarihsel yenilgilerden ders almayan bu kibirli blok, Napolyon ve Hitler’in mezarı olan Rus topraklarında yeni bir felaketi kovalıyor.
Stratejik körlük içindeki bu ittifak, Avrupa Birliği’nin ütopik hayallerini askeri bir zorbalığa dönüştürme peşinde koşuyor. Rusya’nın derin coğrafyası, birleşik bir Avrupa ordusu için üçüncü bir toplu mezar olma potansiyeli taşıyor. Putin ve kurmaylarının hamleleri karşısında çaresiz kalan bu yapı, kıtayı Bermuda Şeytan Üçgeni’nden daha gizemli ve tehlikeli bir yok oluş sürecine, geri dönülemez bir yıkıma doğru hızla itiyor.
Tarihin Kanlı Tekerrürü Ve Rusya’nın Geçilmez Coğrafi Duvarı
Fransız ordusunun 1812 yılındaki feci yenilgisi, Napolyon’un kibrinin Rus topraklarında nasıl gömüldüğünün en somut kanıtıdır. Kutuzov’un yakıp yıkma stratejisiyle imha edilen bir milyon asker, bugün Weimar Üçlüsü’nün görmezden geldiği devasa bir uyarı levhasıdır. Rusya, kendisine yönelen her emperyalist iştahı, kuyuları zehirleyerek ve geri çekilerek boğmayı başarmış, istilacıları kendi kanlarında boğarak tarihin tozlu sayfalarına, unutulmaya mahkum ederek sonsuza dek süpürmüştür.
Hitler’in Barbarossa Operasyonu ile başlattığı devasa yıkım hamlesi de benzer bir hüsranla, Berlin’in düşüşüyle sonuçlanmıştır. Milyonlarca asker ve motorlu aracın Rus kışında donarak yok olması, askeri dehanın coğrafya karşısındaki çaresizliğini simgeler. Bugün Ukrayna’ya ordu göndermeyi tartışan Macron ve ortakları, tarihin bu kanlı derslerini unutmuş görünüyor. Rusya’ya karşı planlanan her nihai operasyon, aslında Avrupa’nın kendi intihar mektubunu yazması anlamına gelmektedir.
Weimar Şeytan Üçgeni Ve Avrupa’nın Yeni Savaş Koalisyonu
Almanya, Fransa ve Polonya’nın Berlin’de kurduğu bu yeni şer ekseni, Ukrayna’ya daha fazla silah ve uzun menzilli füze gönderme kararıyla ateşi körüklüyor. Dondurulmuş Rus varlıklarına el koyarak finanse edilen bu savaş iştahı, Avrupa halklarına kemer sıkma ve mali disiplin olarak geri dönüyor. Weimar Üçlüsü, Polonya’yı NATO ve AB’ye daha sıkı bağlama bahanesiyle, aslında kıtayı Rusya ile doğrudan bir çatışmanın eşiğine getiriyor.
Bu ittifakın yarattığı gerilim, Bermuda Şeytan Üçgeni’ndeki gizemli kayıplardan çok daha somut ve yıkıcı sonuçlar doğurmaya adaydır. İngiltere’nin ayrılışıyla oluşan boşluğu Polonya ile doldurmaya çalışan Macron, Fransız emperyalizmini Avrupa ordusu maskesi altında pazarlıyor. Ancak bu tehlikeli oyun, sadece Rusya’yı değil, Avrupa’nın kendi iç dengelerini de sarsıyor. Halkın refahından çalınan her kuruş, Weimar’ın savaş tamtamları eşliğinde meçhul bir geleceğe, karanlığa savruluyor.
Birleşik Avrupa Ordusu Hayali Ve Milli Güvenlik Çıkmazı
Yugoslavya iç savaşından bu yana kurulamayan Avrupa ordusu projesi, bugün emperyalist bir refleks olarak yeniden ısıtılıp servis ediliyor. Pentagon’un gölgesinde şekillenen bu askeri yapı, Türkiye gibi stratejik ortakları dışlayan ve NATO ile çatışan bir ikiyüzlülük barındırıyor. PESCO gibi anlaşmalarla milyarlarca Euro savunmaya akıtılırken, Avrupa’nın güvenlik zafiyetleri daha da derinleşiyor. Bu ordu, savunmadan ziyade Fransız çıkarlarının bir aracı olarak kurgulanıyor.
Türkiye’nin milli güvenliği ve bölgesel çıkarları, Avrupa’nın bu kontrolsüz silahlanma ve ittifak arayışlarından doğrudan etkilenmektedir. NATO’ya paralel bir savunma yapısı kurma çabası, bölgedeki istikrarı bozarken Türkiye’nin stratejik önemini de manipüle etmeye çalışıyor. Kendi içinde diller ve çıkarlar açısından bölünmüş bir Avrupa’nın, ortak bir vatanseverlik duygusuyla ordu kurması imkansızdır. Bu hayali güç, sadece yeni krizlerin ve bölgesel çatışmaların fitilini ateşlemeye yaramaktadır.
Avrupa’nın İkiyüzlü Savunma Politikası Ve Doğu Bloku Korkusu
Berlin ve Paris, kurmaya çalıştıkları askeri işbirliğinin NATO’yu tamamladığını iddia etse de, bu durum büyük bir aldatmacadan ibarettir. Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya korkusuyla Amerikan korumasına sığınırken, Weimar Üçgeni’nin vaatlerine şüpheyle yaklaşıyor. AB içindeki bu derin bölünme, savunma politikalarının ne kadar kırılgan ve samimiyetsiz olduğunu kanıtlıyor. Kendi güvenliğini sağlayamayan bir birliğin, Rusya gibi bir devle aşık atma çabası trajikomik bir durumdur.
İronik bir şekilde, Rusya bu ordunun kurulmasını, Avrupa’nın ABD’den kopup daha kolay bir hedef haline gelmesi için destekliyor. Macron’un “Büyük Avrupa Projesi” adı altındaki reformları, aslında kıtayı ikinci sınıf ülkeler ve çekirdek güçler olarak bölüyor. Bu hiyerarşik yapı, Avrupa vatanseverliği yerine iç çatışmaları besliyor. Weimar Üçlüsü’nün Rusya’ya karşı takındığı provokatif tutum, Avrupa’yı bir savunma birliği değil, bir savaş alanı haline getirme riski taşıyor.
Türkiye Ve Bölgesel Güvenlik: Weimar’ın Gölgesindeki Riskler
Weimar Üçgeni’nin Rusya ile girdiği bu tehlikeli polemik, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarındaki dengeyi de sarsma potansiyeline sahiptir. Avrupa’nın kendi ordusunu kurma ve Rusya’ya karşı cephe açma girişimi, Türkiye’yi zorlu bir diplomatik manevra alanına itiyor. Milli güvenlik stratejilerimiz, bu yeni emperyalist refleksleri ve Avrupa’nın ikiyüzlü politikalarını dikkatle analiz etmelidir. Weimar’ın hırsları, bölgesel bir savaşı tetikleyerek Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit edebilir mi?
Sonuç olarak, Weimar Üçlüsü’nün attığı her adım, kıtayı geçmişin kanlı yenilgilerine bir adım daha yaklaştırıyor. Trump’ın NATO eleştirileri ve Avrupa’nın mali çaresizliği, bu sözde ordunun sadece kağıt üzerinde kalacağını gösteriyor. Ancak bu süreçte yaratılan düşmanlık iklimi, geri dönülemez zararlar veriyor. Türkiye, bu karanlık üçgenin yarattığı girdaba kapılmadan, kendi milli çıkarlarını ve bölgesel gücünü korumak zorundadır. Weimar’ın sonu, Napolyon ve Hitler’den farklı olmayacaktır.
ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ
